28 Haziran 2007 Perşembe
Alinti
Gene o kitaptan.
Bazen sozcukler nasil da herseyden cok bu kadar guclu olabiliyor.
26 Haziran 2007 Salı
Garage Sale
Siz ne kadar ugrassaniz da hersey birikir, atilacaklar unutulur, dalgalarin tasiyip kiyiya vurdugu supruntuler gibi hayatin ayrintilari oraya buraya yigilir"

Tam da elime kitabi aldigimda bu sayfadan ayrildi ve 2 yaz once bu zamanlar sayfalarinin arasinda kaybolurken, simdi o bu ana iliskin nasil da herseyin ne cok biriktigini dusunuyordum.
1 yildir garajda duran birikintilerimizi elden cikarmaya karar vermistik. Sabah kalkildi, ilanlar asildi, bir ilki yasamanin ve biraz da anilarla yuklu esyalardan ayrilmanin huznuyle -bende-, indik asagiya saat 9:30da. Daha yerlesiyoruz, millete 11-3 arasi yazmisiz ve bir kadin biz henuz kapiya cikmisken inip heyecanla mucevher var mi diye soruyor. Sorry diyorum, dukkani yeni aciyoruz, olanlar bunlar. Derken gencten bir delikanli geliyor, audio stuff ve speaker ariyormus. Goz ucuyla Burak'i isaret ediyorum. Kablo ve elektronik dolu kutuyu cikarsam mi diye terreddut etmisti dun aksam, meger milletin ne cok ilgisi varmis onlara. Hele erkekler ilk gordukleri -ve de tek- sey kablolar, kartlar, kiliflar, eski CD calar, walkman gibi kullanim suresi dolmus elektronik aletler. Oglene dogru musteri kalabaliklasiyor. Bizim ev sapa olmasina ragmen bu kadar insan geliyorsa, digerlerini siz dusunun. Amerikalilar icin "eskiye nur yagdi" dedikleri bu olsa gerek. Ne cok seveni varmis meger bu garage sale'lerin. Basta Hispanikler olmak uzere gelenler icin az beyaz ve zenci karisimi diye demografik bir ayrim yapiyoruz. Beyaz bir Amerikali geliyor, ben garage sale'lerin tutkunuyum diyor. Her hafta sonu gezermis etrafi. Ihtiyacim yok ama sunu alayim diyor. Zaten fiyatlandirdiklarimiza bakarsak degmez dersiniz, 50 cent ve cogunlugu 1$-3$-5$ olmak uzere ayrismis urunlere. Maksat bunlardan kurtulmak ve bir yandan da birilerinin isinin yaramasi. Oylesine komik ki, bazi seylerde pazarlik yapiyorlar insanlar. Mesela bir avuc esya almis 6$ tutuyor, 5'e olur mu diyor. Ya da elimde bu kadar para var, verir misin diyor. Al diyorum senin olsun, yaninda da su mumlar bedava.
Ara ara bos kaldikca, elimdeki kitabi okuyorum. Uzun zaman olmus Turkce kitap okumayali. Ne cok ozlemisim meger!! Kitabim da su gibi akiyor sayfalarinda. Huzunlu bir ask hikayesi onlarinki, hem de gercek. Kursat Basar'in "Basucumda Muzik"inden bahsediyorum. O doneme ait olaylari bir ask romaninin arkasindan sisli bir sekilde gormenin rahatsizligini hissediyorum bir yandan da.
Demek diyorum icimden, dukkanim olsa boyle olacak. Ara ara insanlar gelecek, ben arada kitap, gazete okuyacagim, biraz bilgisayarda oyalanacagim musteri elverdikce... Pazar cumartesiden daha az yogun geciyor. Zaten cogu esyayi sattik. Yeni birsey var mi diye yasadigimiz siteden bir hanim geliyor pazar sabahi. Yahu burasi Walmart mi, eskilerin yerine yenilerini koyalim. Tatliligi benim nemrutlugumu bastirip "vardi ama sizden once satildi" diyorum. Hakikaten, nasil olsa gitmez ama madem ki kurtuluyoruz bari sunlari da cikaralim diye koydugum hersey gidiyor. Bu adamlar bize gore junk olan herseyi seviyorlar. Kilise sonrasi akin olur diyorduk, oyle gecti nitekim. Artik son parcalar ... Bazi aileler sanirsiniz ki Macy'c'den alisveris yapar gibi elleri kollari dolu cikiyor. En cok oyuncak satiliyor mu diye soruyorlar. Hediyelik esyalar kadinlarin goz bebegi, bir de genc kizlarin. Ev esyalari da keza gene kadinlarin. Erkekler sirf elektronige bakiyor daha once de yazdigim uzere.
Velhasili kelam, biz de milli olduk bu hafta sonu ilk garage sale'imizle. Sonuc, hic ummadigimiz kadar basarili. Birilerinin birikintileri baskalarina yeni anilar olusturmak uzere evlerinde yerini aldi. Gule gule kullanin!! Bize gene hayatin ayrintilarinda baska seyler biriktirmek dusuyor.
23 Mayıs 2007 Çarşamba
AbraKadabra
Gidelim mi dedim, gidelim dedi. Haftalar oncesinden ancak cumartesi aksami 10:30PM seansina bilet bulabildim. Nasilsa Mine geldiginde minik bir tatil yapariz o taraflarda diye, yakinlarda yer bile ayirtmistim ama cuma gunu baslayan yagmur pek cok plani degistirse de biz David Copperfield'in gosterisine gidebildik.
Saat 10:45'de baslayan gosteri once David Copperfield'in 10-15 dakikalik reklamini yapti, "dunyada biletleri en cok satilan, en cok kazanan, cagin illuzyonisti, milenyumun illuzyonisti" gibi...
Once sahne karardi, ortaya dort cubuktan olusan bos,buyukce bir platform cikti. Ustune ortu ortuldu ve ta-daa 1 saniye sonra David Copperfield motorsikletin ustunde ortunun altindan cikti. Ilk numarasi buydu. Sik sik kayboldu, baska yerlerden cikti. Webster adindaki ordegi kah sahnenin ortasinda, kah elinde, kah kocaman ficinin icinden cikardi. Gerci ordek numarasi, digerleriyle karsilastirildiginda cerez kaliyordu. Gosterinin basinda Avusturalya ile canli yayina gecti. Bizde saatler gece yarisini gosterirken, Avusturalya'daki gun ortalamis, millet deniz kenarina inmis, dalgali sularda surf yapiyordu. Birkac numara sonra, izleyicilerden birini cagirdi. Annesini 5 yasinda kaybeden bu genc kadini, annesinin hayali olan Avusturalya'ya tatile gonderdi. Biz ekranda David'le kadini bize el sallarken izlerken, ekranda saat, yer belirdi gene, kumsalda kumlar arasinda kayboldu gene sihirbazimiz ve biz nerde bu adam diye ararken kalabaligin arasindaki platformda elleri cepleri kum dolu geldi. Tamam isin icine teknolojiyi de sokunca bizi Avusturalya'ya getirdi goturdu velhasil Davidcigim. Biz de gecenin 12'sinde "ah simdi o mavi sularda olmak vardi" diye ic gecirdik... Bir yandan da "bi dakka ya, nasil oluyor" diye aklimizdan suphe ederek.
Gosteriyi izlemeye gelenlerin arasindan belki 30-40 kisiyi rastgele secmistir, biri de bizim yanimizda oturan adamdi hatta. Seyircilere iclerinden tuttuklari sayilari ve o gune iliskin bir iki soru sordu. Tahtaya yazdi onlari ve onceden sandigin icine kilitlenmis kagidi actirarak bu sayilari ve sorulari kagittan cikardi. Ayni izleyicilere gelin simdi su kololnari tutun dedi ve bir dakika sonra tepelerinde turkuaz renk bir chevrolet belirmez mi? Adam bir de motorunu calistirmasin mi? Adam yerine gelince sordum ne gordun diye. Hic anlamadim, bir saniye icinde araba cikiverdi diye saskinligini ifade ediyordu.
Guzel miydi, evet guzeldi ama gosterinin yapildigi yer olan Foxwoods oteli, sanki tum Kuzeydoguda Amerika'daki ne kadar cer-cop Amerikali varsa onlara ev sahibi yapiyor gibidiydi. Bu otel yerlilere ait rezerve edilen bolgede kumarin cazibesinden yararlanmak amaciyla isletilen bir yer. Restaurantlarin onunde uzun kuyruklar, casino'larda kendini kaybetmis hayalet gibi slot makinalarina yapisanlar, poker masalarinda dik bakisli adamlar, alkolun etkisiyle taskinlik yapmaya niyetli olanlar, yeni dogmus bebegiyle gecenin bir yarisi doyunmaya calisanlarla doluydu.
Ben nedense bu adami Ingiliz saniyordum, Amerikaliymis meger Ukrayna asilli yahudi gocmeni bir aileye mensub. Gorseniz asla 51 yasinda olduguna inanmazsiniz. 12 yasinda numaralarina baslamis. Ara ara kendi hayatindan, dedesinden ne kadar etkilendiginden bahsetti. Prestige filmini izlemistim bir sure once. Illuzyon dunyasini merak edenler icin cok basarili ve tavsiye edilecek bir film. Sanirim Copperfield'i gormek istememde de bir etkisi oldu. Ama acikcasi daha uzun bir program ve daha meshur numaralari gormeyi bekliyordum, biraz o konuda icerigini zayif buldum gosterinin. Denk gelinirse kesinlikle izlenilmesi gereken bir gosteri...
PS: Biz yukardaki gosteriyi izlemedik. Zaten kamera, camcorder'la kayit yasakti. Youtube'deki videolarina baktim da, sanirim hep ayni kiyafeti giyiyor. Bize de mavi gomlek ve beyaz tisortle cikti, neden acaba?
15 Mayıs 2007 Salı
Mini Mini Minnow
Bir yili askin suredir bizimleydi Minnow. Wiki de diger arkadasi. Kucucuktuler eve geldiklerinde, buyuduler buyuduler sonrasinda, gozle gorulur bicimde hem de. Her aksam sorduk birbirimize kim besledi diye. Onceleri bizim ufakligin goreviydi ama baktik obez olacak ikisi de, ona gozlemci gorevini verdik son zamanlarda. Ve o son zamanlarda Minnow bir kosede durup iyice cekildi hayattan. Once arabanin arkasinda arkadasi Wiki'yle saklambac oynamaktan vazgecti, sonra agirlasti basinin ve govdesinin hareketleri, hatta doktorumuza gosterdik bir de ve o da iyi gormedi durumunu. Evvelki sabah ex oldu Minnow bekledigimiz uzre. Baliklar da kanser olurmus, oyle dedi evin babasi. Gercekten govdesinde extra bir doku olusmustu, gitti aramizdan cennete dogru. Oyle diyor oglan "o simdi cennette" diye.
Yeri bos, gozum ariyor minik tankin yanindan gecerken, bir yandan aklimda hayatin baska dayatmalari varken...
PS: Minnow, kucuk balik turlerine hatta yem olarak kullanilan baliklara verilen isim. Adi ise bizim is yerindeki makinalardan geliyor. Yoksa kendisi alimli, hos bir goldfish'ti.
10 Mayıs 2007 Perşembe
Hos mu Erim?
Savas zamaninda malum tum erkekler evden uzakta. Tek kalan kadin kendine yemek yapar mi, yapmaz, dolabinda peynir ekmek olsun yeter. Derken adam bir aksam cikagelir, kadinin eli ayagina dolasir ve evdeki sutle, irmikle, sekerle bu helvayi yapip kocasinin onune koyar ve tedirgin bir sekilde de sorar sik sik: "Hos mu erim, hos mu erim". Yillar icinde de hosmerim , hosmelim diye yer eder dillerde. Aklimda boyle bir hikaye kalmis uzun zaman once anlatilan, bilmem dogru bilmem egri.
Ask Olsun
3 Mayıs 2007 Perşembe
20 Nisan 2007 Cuma
Kansas'in Yollari Tastan
Burasi Amerika. Herseyin en uc noktada yasandigi, en cok sevilen, en cok nefret edilen, en cok suclanan, en cok elestirilen, en coklarin hep cok oldugu ve tarihe 32 kisiyi ve kendini oldurerek gecen gecen ulke.
Kansas eyaletine gidene kadar "Kansas City" sehrinin hem Kansas (KS), hem de Missouri (MO) eyaletinde 2 ayri sehir oldugunu bilmiyordum. Eyaletleri ayiran Missouri nehri yaninda bir de ondan ayrilan Kansas nehri var. Yani bir eyalette olani, oteki eyalette kendi ismiyle gormek mumkun bir baska deyisle :) Bizim egitim Overland Park'ta Sun Microsystems binasindaydi. NY'dan sonra hersey o kadar yeni, temiz, duzenli, organize ve daha ucuz geliyor ki, bir de havanin piril piril aydinlik, gunesli olmasi eklenince, acaba buralarda yasayabilir miyiz diye dusunmeden edemedim. Bir aksam hadi Kansas City'e inelim dedik KS eyaletinde olan icin. Sehir Ispanyol mimari tarzindan esinlenerek yapilmis. Ulkedeki downtown sehirlerindeki yuksek binalarin aksine, etrafi saran birkac otel haric, en fazla 5-6 katliydi yapilar. Insana ferahlik veren bir atmosferde gittik, geldik anasehir yollarinda. Restaurantlar masalarini disari atmis, insanlar sort ve tisortleri ve soylememe gerek yok sipidik terlikleriyle ozgurluklerini yasiyorlardi. Son gun kampus ziyareti yapacagimizdan habersiz bir eleman, egitime flip-flop terlikle gelince "biraz fazla teklifsiz oldu, otele gidip ayakkabi giyeyim" diye geri donmek zorunda kaldi. Kendisi bayan degil erkekti ustelik (ne farkederse artik :)). Velhasil bu sipidik terlikler nisan olunca her yerde mantar gibi turuyor, simdilik kuzeydogu bolgesi haric.
Kansas'a gelinir de ne yenilmeden gidilmez: Steak yani biftek. Tavsiye uzerine, J. Gilbert's'a gittik. Yalniz dikkat; biz NY restaurantlarindan icerde sigara dumani kokusu duymamaya alismisiz, burada sigara icilen yer ayri olmasina ragmen, ben ara ara duman kokusu hissettim. Ucus sirasinda genis ovalarda, yesil cimenlerde gordugum sigirlarin etlerini ozel marine yontemleriyle ne kadar lezzetli et pisirdiklerini yazsam ayip olmaz umarim. 15-21 gun arasi eti dinlendirip sonra da marine ediyorlarmis. Benim yedigim Kansas usulu strip steak nefisti ve et duskunu olmamama ragmen kesinlikle tavsiye edilir. Resmi yukarda gorulen biftek internetten alindi, yanima makinami almadigimdan tek bir kare fotograf yok Kansas'a ait.Unutmadan belki yolu olur da o tarafa duser diye yaziyorum. Ya da o tarafa aktarma yapmaniz gerekirse, kesinlikle Midwest Havayollari tavsiye edilir. Boeing 717'de rahat, genis koltuklar ve guzel bir servis ile keyifli ucus yapmanin farkina varin.
Simdi NY'a bakiyorum, buradaki yasama. Her anlamda "Midwest" suburb yasamindan ne kadar da farkli, insanlari, dogasi, yasam tarziyla... Otelden ayrilirken yuzunde kocaman gulumsemeyle gelip, "have a blessed day" diyen o kadin bile oraya ait cok seyi ifade ediyordu benim icin.
7 Nisan 2007 Cumartesi
Bahsis
Gecen hafta sonu kuafore gidince once icimi bir telas basti yanimda nakit para var mi diye. Tamam varmis, cunku kasadaki kiza sordum kredi kartina koyabilir miyim bahsisi diye, olmuyor nakit veriliyor dedi. Neyse sacim kesildi, boyandi, cikicam, elime verdi odeme kagidini, odedim, ne kadar bahsis vermeli diye hesapladim, geri dondum, "here honey" demesem de (!) Canakkale'de bir zamanlar Yagmur kuaforde gordugum teyzeler gibi olduguma kanaat getirip gonul rahatligiyla ayrildim dukkandan.
Restaurantlarda adettir, tutarin uzerinden %15-20 oraninda bahsis birakilir. Cogu yerde zaten faturada bahsis bolumu duzenlenmis, isimiz zor degil. Cep telefonlarinda tip calculator'ler var mesela, ne kadar bahsis birakacaginizi hesaplayan. Hatta duruma gore 6-8 musteriden fazla olan yerlerde bahsis otomatikman hesaba eklenir.Barda ickinizi aldiktan sonra en az 1$ verilir barmene, taksiye bindiyseniz gene restaurant usulu %15-20 birakirsiniz. Biz bu adeti NY'a ilk geldigimizde bilmeyip taksimetrede yazan para kadar adama para uzattigimizda, adam kapilari kilitleyip nerde benim bahsisim diye bizi tehdit yollu uyarmisti. Evinize pizza ya da cin yemegi mi geldi, miktara gore bahsis vermek lazim. Otele gittiniz bavullari yukariya birakan cocuga da birkac dolar vermek adet, arabanizi getiren valet servise, vestiyere, sehirde otobus turu aldiniz mesela gene turu anlatana ya da sofore 3-5$ vermek lazim. Baska nerelerde veriliyor diye dusunuyorum, galiba birisinin size direkt servis verdigi hizmet ettigi her sektorde yaygin bir olay.Bu link bahsis vermenin nasil basladigini anlatmis. Ilk 1700'lerde Ingiltere'de yemek sektorunde baslamis. Sonrasinda Amerika'ya goc eden ve sehayat eden gocmenler bu aliskanligi Amerika'ya da tasimislar. 1900'den sonra otellerde bahsis vermeyenlerin bavullari tebesirle isaretlenip ara ara kaybolur (!) hale gelmis. 1909'larda bu adet biraz hakaret edici bulundugundan 6 eyalette yasaklanmis. Ancak kanun bir ise yaramayinca 1926'de iptal edilmis.
Wiki'ye bakinca degisik ulkelerdeki bahsis uygulamalari var. Zamani olan icin link burada. Ama dunya haritasini gozunuzun onune getirin, batida Kuzey Amerika'dan baslayip doguya dogru gittikce bahsis gelenegi azaliyor. Amerika'da hizmet sektorunun sosyal bir parcasi olan durum, hatta sirf bahsisle hayatini kazanan bir sektor, Japonya'da sifira inip ayip sayiliyor.4 Nisan 2007 Çarşamba
Semsiye Adam

Programda erkeklere soruyorlar "yagmurda semsiye kullanir misiniz" diye. Tabii niye kullanmasinlar ki diye ben icimden cevap verirken, Manhattan sokaklarinda saganaga yakin yagmur altinda yurumeye calisan buyuk ama cok buyuk bir cogunluk "HAYIR" yanitini veriyor. Allah allah nedir bu Amerikali erkeklerin derdi diye dusunuyorum. Tamam bizimki gibi sacim bozulacak, rimelim akacak, kiyafetimin utusu esneyecek derdi daha az ama bile bile islanilir mi yagmurda, su semsiyeyi kullanmak varken. Efendim cogunun cevabi su: sissy gorunurlermis, yani hanim evladi olurlarmis, erkege yakismazmis, birisi sadece siyah semsiye olabilir asla baska renk olmaz dedi (eh bu hadi daha makul), kimisi semsiye kadin aksesuaridir dedi, kimisi hayatimda hic kullanmadim elimde nasil duracagini bilmiyorum dedi. "Peki saganak, dolu halinde yagsa ve disarda olup sirilsiklam olsaniz bile hayir mi" diye yineliyor spiker. Cevaplar muhtelif ama cogu gene de kullanmamaya dair.
Bilmezdim bu adamlarin semsiye konusunda boyle macoluk hallerini. Ilginc degil mi?
29 Mart 2007 Perşembe
Nefis Soguk Guzel
Ben dondurmada kahve cesnisinden yanayim, expresse latte ve cake batter'i (kek hamurlu dondurma diye cevrilebilir mi?) uzerine ceviz koyarak yedim. Daha dogrusu yemedim eridim bittim, o kadar lezzetliydi. Häagen-Dazs ile Canakkale'deki Vezirogluydu favorim, bir de Kucukyali'daki Yasar Usta'nin dondurmasiydi simdiye dek. Bak Yasar Usta hala listede ilk sirada meyveli cesitlerinde amma oda nostalji oldu artik kisisel tarihimizde...
Demedi demeyin, buradaki dostlara tavsiye edilir. Buraya tiklayin size en yakin dukkani versin, afiyet olsun. Bir de buzdolaplarinda harika gorunumlu pastalari vardi, o da en kisa zamanda denenecek.
27 Mart 2007 Salı
Acilde McDreamy'i Duslerken
Kafaca ve bedence iyilik gibisi var mi, yok. Yok olunca naparsiniz peki, solugu doktorda alirsiniz hele ki acil bir durum varsa di mi?Persembe aksami oglani okuldan aldik, eve geldik, basladi karnim agridi demeye. 1 saat 2 saat 3 saat, uyuyor uyaniyor hala karni agriyor. Bu arada doktorunu aradim ve sag tarafa dogru inen bir agri var mi diye sordu. Yok dedim, agri karin bolgesinde. Devam ederse acile gidin, yoksa sabahi bekleyin dedi. O ana kadar bana dank etmemisti apandist olabilecegi. Biraz kitap karistirip internete baktik, az da olsa kucuk yastaki cocuklarda gorulebilirmis.
Daha once bir kez acil tecrubemiz oldu, mumkun mertebe uzak durmaya calistigimizdan napabiliriz dedik. Malum 5'den sonra klinikler ve doktor ofisleri kapali. Zaten ha dedigin anda burada bir doktora randevu almak imkansiza yakin. Birkac ay once, aksam saatlerinde ve hafta sonu acik olan bir cocuk klinigi reklami gordum dergide. Orayi aradik, durum anlattik, hemen gelin dedi doktor.
Iceri girdik, 5 dakikalik kagit islerinden sonra iceriye aldilar. Nasil temiz, nasil duzenli, nasil ilgili calisanlar. Hemen hemsire geldi, kandaki oksijeni, tansiyonu olctu, gogsunu dinledi. Tablet PC'de kayit tutuyor bir yandan. Oglan hala agridan kivraniyor. Biraz da atesi cikmis, arada bir bogazim agriyor diyor. Ardindan doktor geldi. Telefonda semptomlari anlatmis oldugumuzdan, once karin bolgesinde muayenesini yapti, saga dogru daha yogun bir agri saptiyor gibi ama cocuk bu, bir dedigi otekini tutmuyor ki... Sistik olabilir, mide enfeksiyonu olabilir, apandist olabilir diyor doktor. Idrar ve strep testi yapilip negatif cikinca geriye iki olasilik kaliyor dedi. Buyuk tuvaletini yapti mi bugun, yapti dedik, zira kabizlik apandist belirtisi olabilirmis. Kusmasi var mi, yok dedik. Tamam bir yurumesini gorelim dedi, baktik biraz aksiyor gibi. Yuregimiz agzimizda bekliyoruz. Gel mutfaga gidelim bir meyve suyu alalim dedi doktor oglana. Gidip geldiler, gene muayene edecekti ki, bizim oglan henuz meyve suyunu acmisken kustu. Hah dedi doktor bu apandist isareti, sizi acile gonderiyorum. Bu arada kendi doktorunu arayip, kendi teshisini ve yonledirmesini anlatti uzun uzun. Ambulans yollayalim mi diyorlar, gerek yok diyoruz, 10dk'lik yol. Bizi yolladigi hastanenin acil servisi ve nobetci doktoruyla konustu. Iceri girince direkt odaya girin, doktor sizi bekliyor olacak dedi. CAT Scan ya da ultrasonla bakilacak, eger apandistse ameliyata alinir dedi.
Biz ayagimiza kirmizi hali serilecek diye acile girdik. Oyle ya, doktor sizi hemen iceri alacaklar dedi. Bekleme odasinda 15 kisi filan var. Girise dedik biz surdan geliyoruz, iceride kayit olun dedi. Kayida gittim, bakin bu cocugun apandisti olabilir, doktor bizi bekliyor, girebilir miyiz dedim. Hayir once kayit olmaniz lazim dedi. Iyi olalim ama, onun ne kadar acelesi yoksa ben icimde o kadar dugum oluyorum. Sigorta bilgisini 3 kez girmek zorunda kaldi, 2 kez sigorta kartimin fotokopisini cekti agir aksak, orayi imzala, burayi doldur derken goz ucuyla bekleyenlere bakiyorum. Kimsede ne bir aci ifadesi, ne bezginlik var. Yahu Acil'e niye gelir ki insan eger aci cekmiyorsan diyorum icimden. Kusan bir cocuk, eli sargili bir genc, uykulu gozlerle TV'de NBA macina bakan yorgun gozler goruyorum bu 15 kiside. Bir aile gelmis;2 kucuk cocuk ve anne babayla. Belli ki cocuklardan biri hasta, digerini de birakacaklari kimseleri yok. Aradan tam 50 dk geciyor hemsirenin yaptigi kisa bir on muayeneden sonra bizi iceriye aliyorlar.
TV'de ER ve Grey's Anatomy aksamiydi bu gece. Dizilerde izledigim sahneleri canlandiriyorum gozumde. Acaba Dr. McDreamy ya da Dr. Kovach gelir mi ya da Intern doktorlardan belki suratsiz Christina ya da sweetheart Izzie'ye benzeyen birileri vardir diyorum. Etrafa bakiyorum kimse intubate edilmiyor ya da hemen operasyona alinmiyor, ya da panik havasi esmiyor. Anlasilan bu diziler bizi kandiriyor...
Oglan pediatri odasi diye ayrilan bolumde uyuyor. Kustuktan sonra rahatladi aslinda, karin agrisi da gecti. Yorgun mu yorgun ama emin olmak icin buradayiz, bekliyoruz. Ortada hastabakicilar ve hemsireler var. Doktorlar perdeyle ayrilan bolumlere girip cikiyor. Aaa bir de kimi goreyim benim aile doktoru diye gittigim doktoru. Meger bu hastanede calisiyormus. Bize ugrayan kimse yok. Burak sunlara bir sorayim diye cikiyor odadan, geri geliyor, kimse birsey bilmiyormus. Biz de birisi gelecek ve filmlerdeki gibi chart'ini alip, soyle fiyakali bakip, sorular sormaya baslayacak diye bekliyoruz. Daha dogrusu ben. Icine dustugum icin bu hastane dizilerinin gene bizi kandirdiklarini dusunuyorum.
Aradan 1 saat daha gecmis ve ilgilenen yok. Bekleme odasinda gordugum gence takiliyorum, oda yoklugundan ortada muayene ediliyor. Sag bilegine yakin bir kanama var, uzaktan duydugum kadariyla bilegi incinmis, doktor onu rontgene yolluyor. Bir de koridorda surekli gece kordon gezmesinde gibi gelip-gecen 2 genc kiz var. Mutemadiyen 10 dk'da bir volta atiyorlar. Uzerlerinde ziyaretci yazisi var. Gene suratlara bakiyorum... Acildeki insanlarin yuzlerine... Yorgunlar ama bezginlik, keder ve aciya rastlanan bir iz yok. Nedir bir duygusuzluk diyorum icimden. Bati toplumlarinin duygularini gizleme cabasi mi, yoksa Dogu toplumlarinin kendini birakip teslimiyetci olma karsisinda gordugum tepkinin tersi mi?
O sirada bir doktor giriyor odaya eldiven almak icin. Ona soruyorum bize ne zaman bakacaksiniz diye. 3 nobetci doktor varmis, sirayla aliniyor dedi. Anlasildi; acilde de olsan cok cok acil olmasan bekleyeceksin. 3 saat sonra bir pediatri doktoru geliyor. Saat gecenin 3'une geliyor, oglan derin uykuda. Uyandirilmaktan hic hoslanmiyor tabii. Neyse ki tahlilleri onceden yapildigindan kisa bir muayeneden sonra durum saptaniyor. Gastroenteritis denilen mide rahatsizligi geciriyormus. Bu siralar cok goruluyor dedi. Apandist olsa su an cani cok yanardi dedi karnina dokudugunda. Peki diyorum hani bizim ismimiz buradaki nobetci doktora verilmisti. Biz gelmeden o doktorun nobeti bitmis, cikmis. Zaten burada da olsa gene ayni sure bekleyecektik sanirim.
Neyse cikis islemleri icin bir 15-20 dk daha bekliyoruz, bir yandan hazirlaniyoruz cok sukur apandist degilmis diyerekten.
Tamam, tam olarak McDreamy'i ya da hadi McSteamy'i olsun, gormeyi duslemesem de birazcik yakin birseyler olabilir miydi diye dusundum bu acil deneyiminde. Demek onlar sadece filmlerde oluyor.
5 Mart 2007 Pazartesi
Amerika-Turkiye Emeklilik Hatti (3)
AMERIKA'DA SOSYAL SIGORTADAN EMEKLILIKBir onceki yazida Amerika'da emeklilik icin sosyal guvenlik kurumunun gonderdigi kazanc belgelerinden bahsettim. Burada yil basina en fazla 4 puan almak sartiyla yaklasik her 1000$'a 1 puan veriliyor ve emeklilige hak kazanmak icin 40 puani tamamlamaniz gerekiyor. Bu da 10 yillik bir sure calismak demek en azindan. Birkac kisi tanimistim guneyde, sadece puan doldurmak, yaslandiklarinda saglik hizmetlerinden yararlanmak icin gunde birkac saat, odemesi dusuk ama sigortasi odenen islerde calisiyorlardi (evet sigortasinin odenmedigi isler burada da var. Birkac yil onceki Walmart skandalini hatirlarmisiniz?). Neyse, 1938'den sonra doganlar icin tam emeklilik yasi 67. Ancak istenirse 62'den baslayarak azaltilmis oranda maas almak sartiyla erken emekli olabiliyorsunuz.
Eger bordronuza bakarsaniz her odemede, maasinizin %6.2'si sosyal guvenlige, %1.45'i de saglik fonuna ayriliyor. Bir bu kadar daha da isveren oduyor sizin icin. Iste emekli oldugunuzda fonda biriken paralardan bize odeme yapilacak, tabii su anda biz bugunun emeklilerini oduyoruz ancak gelen dokumanlarda diyor ki; 2040 yilinda sosyal guvenlik fonunda yeterince para olmayacagi icin, 65 yasindaki Amerikalilarin sayisinin ikiye katlanmasinin da etkisiyle, ancak kazanilan haklarin %74'unu odemeye yetecekmis. Bush'un sosyal sigortayi ozellestirme gibi bir calismasi var ancak ben bugunku durumu yaziyorum. Saniyorum birkac yil icinde bu yazdiklarimda bazi degisiklikler olacaktir.
Bir diger husus da Amerika ile TR arasinda SOSYAL GUVENLIK ANLASMASININ OLMAMASI. Bu kadar insan calisiyor ve TR'ye donus yapmalari halinde buraya odedikleri primler Amerikan hukumetine kaliyor. Gorunen o ki, sosyal guvenlik anlasmasi yapilmakta olan ulkeler arasinda da yok Amerika'nin adi. Gelecek ne gosterir bilinmez tabii, ama umarim hukumet buradaki vatandaslarini korumak yonunde adimlar atar. Cunku, geldiniz diyelim H1B ile 6 yil calistiniz ve 40 puani dolduramadiniz geriye dondunuz ama Sosyal Guvenlige binlerce dolar kesinti yapildi bordrolarinizdan. Eger bundan ilerde yararlanamayacaksaniz niye geriye odenmesin ki? Haklarin korunmasi anlaminda guvenlik anlasmasinin yapilmasi bence cok onemli.
Emekliliginizi planlama adi altinda degisik konulara deginen ve guzel fikir veren bir link var burada. Emeklilik yasinizi belirleyip (62'den sonra) yillar boyundaki kazancla ne kadar maas alacaginiz, eger tam emeklilik yasini secerseniz bunun nasil etkisi olur gibi...
Yurtdisinda yasayinca ilersini dusunmek bazen soru isareti yaratabiliyor. Burada kalir miyim, TR'ye doner miyim, St. Tropez'e mi yerlesirim simdiden ucu acik sorular ve dolayisiyla senaryoya uygun sorularin da cevabini ariyor insan.
Amerikan vatandasi degilsiniz ve Amerika'da yasiyorsunuz. Emeklilige hak kazandiginizda burada yasamaniz sartiyla sizin sosyal sigorta haklarindan yararlanmaniz mumkun. Diyelim TR'ye donus yaptiniz, eger 6ay'dan fazla orada kalirsaniz bu haklari kaybediyorsunuz. Ilgili link. Yani Amerika sizin residence olmanizi hukme bagliyor. Baska bir pdf dokumani da burada.
Amerikan vatandasiniz ve Amerika disinda yasamayi sectiniz. Sosyal guvenlik hakkina sahip olma yasinda, size Amerika disinda yasasaniz da emeklilik odemesi yapiliyor, ancak sanirim sinirli ulkeler haric Kanada, Meksika gibi, buradaki Medicare'e denk dusen saglik hizmetini alamiyorsunuz. Amerika disinda yasayinca farkli vergi kurallari devreye giriyor, burada deniyor ki, eger Amerika disindaysaniz %25.5 federal vergi odeyeceksiniz. Yalniz TR'deki toplam kazanclarinizla beraber (orada da emekli oldugunuzu varsayip) nasil bir vergi uygulamasi yapiliyor bilmiyorum. Cunku ulkeler arasinda cifte vergilendirme anlasmasi oldugu durumda iki ulkede de vergi odememek icin bazi duzenlemeler yapiliyor ve vergisi odenen tarafta diger taraftan muaf oluyorsunuz.
1 Mart 2007 Perşembe
Amerika-Turkiye Emeklilik Hatti (2)
Amerika her yil kisilere, dogum gununden 2-3 ay oncesinde "Social Security Statements" adi altinda, yillara iliskin kazanclar, kac puan kazandiginiz (evet burada puan sistemi var, yaklasik 4000$'a 4 puan her yil ve en az 40 puan almaniz lazim emeklilik icin), sizin emeklilik durumunuz, sakatlanma halinde size ve ailenize olan odemeler vs. gibi bilgileri iceren dokumler gonderiyor. Kazanc Belgesi diye cevirebilecegimiz bu Earnings Statement'i (bazen Statement of Earnings diye de geciyor) alip, bagli oldugunuz konsolosluga nufus cuzdani, pasaport, eger esiniz icin de basvuracaksaniz evlilik cuzdani, 19$'lik money order'la basvuruyorsunuz.
Simdi ben bu borclanma durumunu Amerika icin yaziyorum ancak diger ulkelerde de benzer bir islem takibediliyordur sanirim.
Borclanma isleminde gun sayisi esas alindigindan Amerika'daki cagri merkezini (1-888-566 7656) aradim ve Earnings Statement'larda gun sayisi yazilmadigini, yil basina kazanc durumunun goruldugunu soyledim. Bana denilen Social Security'den detayli bir belge istememdi. Ama nereden isteyecegimi soylemediler. Social Security'nin https://s044a90.ssa.gov/apps6z/isss/main.html adresinden ilgili yerleri girdim, bakalim gelen belge gercekten gun sayisini gosterecek mi? Talep edildikten 4 hafta sonra elinizde olacagi soyleniyor. Konsolosluk; eger detayli gun sayisini gosteren kazanc belgesi varsa, is yerindeki bordro ya da calisilan surelere iliskin bir yaziya gerek yok dedi ama ihtiyaten hazirlamak lazim, cunku lazim oldugunu da duydum.
Bu borclanma durumu icin eskiden TR'ye donme sarti araniyordu, simdi yurtdisinda ikametiniz devam ederek, ister toptan, ister kismen borclanabilirsiniz. 2007 temmuzuna kadar gun basina borclanma miktari 3.5$ . 2007 temmuzundan itibaren bu borclanma miktari asgari ucretin %32'sine endekslendiginden 3.5$'dan borclanma miktari gunluk 6.24YTL yani kabaca 1$=1.4YTL hesabindan 4.45$'a cikacaktir. Temmuz 2007 itibariyle gunluk asgari ucret 19.5YTL olacak, gunluk 6.24YTL prim odemesi bunun %32'si alinarak bulundu. Yani biriken gunler basina, temmuzdan itibaren yaklasik 1$ daha fazla odenecek. Tabii dolardaki dalgalanmalara bagli olarak bu miktar degisecektir !!
Konsolosluk sizin Earning Statement'inizi onaylayip bir hizmet takvimi cikartacak. Biz henuz o asamaya gelmedigimizden neyle karsilasacagimizi bilmiyoruz. Alinan bu belgeler ile TR'de ilgili SSK mudurlugune basvurada bulunulmasi gerekiyor. Son calisilan kurumun bagli oldugu yere gitmek lazim herhalde ve bunu TR'de birisinin sizin adiniza yurutmesi icin de galiba en iyi yol, buradan birisine vekalet vermek.
TR'deki SSK kurumuz size borclanilacak sure icin bir hesap cikaracak ve ona tekabul eden rakami, gunun kurunundan 3.5$'la carpip YTL olarak odeyeceksiniz.
Tamam artik iciniz rahat, burada calisilan surelerin primleri odendi. Simdi burada bir soru aklima geliyor benim. Arada borclanmayi istemeyip, emeklilik yasinda borclanmayi tercih ettiniz. Bu da olasi bir secim. Gerci borclanma miktari yillarla beraber hep artis gosteriyor. 2000 yilinda gun basina 2$'di mesela. Daha da onceki yillarda 1$'di. Ama gorunen trend bu miktarin artiyor oldugu. Ustelik asgari ucrete de dayandirildigindan… Dolardaki artis bu miktari YTL odemesi olarak dusurecektir -her ne kadar dolar, tum dunyada dusuk seviyede olsa da bugunlerde ama uzun vadede ne getirir bilemem-.
Ya da baska bir dusunce; borclanacaginiz miktari ben yatirim olarak isletirim diyebilirsiniz. O da olabilir... Mesela 15 yil beklemeniz gerekiyor emeklilige, o sure boyunca isletirim diyorsaniz paranizi,o zaman da ertelemek icin hakli bir nedeniniz olabilir, size kalmis bir dusunce. Yalniz soyle bir durum var:
Diyelim 50 yasinda emekli olamaya hak kazaniyorsunuz ve 50 yasina geldiginizde primlerinizi odediniz, emeklilige hazirsiniz. Ancak YURTDISINDA CALISIYORSANIZ, TR devleti size emekli maasi vermiyor, ta ki o ulkede de calismiyor olana kadar. Benim aklima gelen, "ama TR'de insanlar emekli olsa da calismaya devam edebiliyor, niye yurtdisinda izin verilmiyor ki" idi. Bilmiyorum mantikli bir aciklamasi yok ama devlet "benden maas al, orada da calismaya devam et" dusuncesine karsi. Peki devlet benim burada calistigimi nerden bilecek diye icinizden gecirebilirsiniz? Ama TR'de ikametgah gosterseniz bile diyelim bir sekilde ogrendi, o durumda o zamana kadar odenen emekli ayliklari geriye donuk faiziyle tahsil edilecektir duyrulur.
Peki bu durumda yapilacak birsey yok mu, var. ISTEGE BAGLI SIGORTA ile prim odemeye devam etmek. Temmuz 2007'ye kadar muracat edilmesi kaydiyla EN AZ 1080 gun prim odenmis olanlar istege bagli sigorta odemesi ile, emekli olmaya hak kazandiklarinda YURTDISINDA YASASALAR bile emekli maasi almaya baslayabilirler.Temmuzdan sonra yururluge gierecek 5510 sayili yasanin 50.maddesi ile istege bagli sigortali olabilme sarti yasal ikametgaha baglaniyor. Yani yasal ikametgahi TR de olmayanlarin, istege bagli sigortali olma talepleri bu tarihten sonra kabul edilmeyecek. Bakin burasi cok onemli; en gec haziranda bir karar verip, ilersi icin temmuzda istege bagli mi, yoksa yurtdisinda calistikca geriye donup borclanilarak mi devam edilecek dusunmek lazim. Tabii mevzuatlar degisebilir, sizin calisma kosullarinizda farkliliklar olabilir, herkesin durumu kendine ozel. Bu karari vermekte bir kriter belki su olabilir. Eger emeklilige hak kazanmak icin az prim suresi odemeniz gerekiyorsa (bu da nasil olur, Amerika'dan once TR'de calismissinizdir, borclanma sureniz vardir ve geriye minimum prim suresi azalmistir) o zaman bu yonteme gecmek mantikli olabilir. Cunku diyelim Amerika'da emekli olana kadar calisacagim diyorsunuz. Emeklilik yasi 67 burada. Hadi diyelim erken emekliligi sectiniz 62'de (daha oncesi yok) azaltilmis maasla, TR'de 50 yasinda emeklilige hak kazandiginiz. Aylik 400$ emekli maasi hesaplamasindan 400$ X 12ay X 12 yil = 57600$ gibi bir ekstra kazanciniz oluyor. Tabii bugunun aylik 400$'i 67 yasina geldiginizdeki ayni rakam olmayacaktir.
Soyle bir link buldum internette. Yukarda anlattigim gun basina dolar borclanmasi 1.1.2007'den itibaren YTL asgari ucrete endekslendi diyor. Bir kararname ile bu Temmuz 2007'e kadar uzatilmis, duyrulur.
Paranin degeri ve enflasyon hesaplamalari gelecekteki rekamlar icin hesaba katilmadi. Sadece bir fikir vermesi acisindan yazdim. Hani disclaimer yapip "burada verilen bilgilerin sonuclarindan kisinin kendisi sorumludur" desem ben de gune uymus olurum :) Yazdiklarim uzun oldu biraz ve dusunulecek bir suru kistas da olabilir karar verirken. Ancak bu islerde karar verirken tek bir dogru yok, herkesin senaryosu kendine ozel. Arastirip, durumu bilip ona gore davranmali suphesiz. Eksigim, yanlisim varsa yazin, beraber duzeltelim.
28 Şubat 2007 Çarşamba
Amerika-Turkiye Emeklilik Hatti (1)
TURKIYE'DEKI SSK KAYITLARINA ILISKIN:Yukardaki karikaturde gostermemis beni, hemen su golf takimlarinin yanindayim aslinda ama hayalen bile olsa, iste o zaman geldiginde St. Tropez yollarinda olmak ne kadar eglenceli degil mi?
Oncelikle borclanmayi yapmak isteyin ya da istemeyin ama ne zaman emekli olacagimizi bilmek istemez misiniz? Simdi soyle bir prosedur uygulayip internetten dokum alalim.
5. Ne zaman emekli olabilirim? Iste herkesin merak ettigi soruya geldik. Devletim'in SSK sayfasinda http://www.devletim.com/git.asp?link=240 adrese girip ilgili alanlari doldurunca emekli olma kosullari cikiyor. Simdi buradaki sayfada kendinize ait dogum tarihi, ise baslama tarihi bilgilerini girdiniz. Alt kisimda, 3. asamada ogrenilen sigorta gun sayinizi SSK Prim Ödeme Gün Sayınız hanesine, ve kac gundur yurtdisinda calisiyorsaniz Yurtdışı Gün Sayınız hanesine gireceksiniz. Eger SSK'dan once Emekli Sandiginda hizmet sureniz varsa onu da Diger Sandiklara Ait Gun Sayiniz kismina ekleyin. Velhasil calismisliginiza ait gun sayilarinizi buraya giriyorsunuz. Ve ta-da… Iste tablo karsinizda.
Asagidaki tabloda gorunen o ki, ne kadar erken sigortali olunursa emeklilige o kadar erken hak kazaniliyor. Yeni gelen neslin emeklilik yasi 60'a dayanmis durumda.Evim Guzel Evim

- Eyalet capinda ev fiyatlari medyan olarak 2006'da 255000$ mis.
- Bu rakam rekor sayiya ulasan 2005'e gore ayni donemde %2.8 dusus tasiyormus.
- 2006'nin ilk 7 ayinda 54932 mustakil ev (single family) satilmis.
- 2005'de bu rakam 249100$ mis.
- Sonra da bizim bolgeye iliskin bir istatistik verip, 2006 temmuzunda medyan fiyat 683000$ iken, kasim 2006'da bu rakam 685000$'e cikmis.
Yani diyor ki evinizi satmaktan cekinmeyin. Ya alici durumdakiler??? Icler acisi degil de nedir?
15 Şubat 2007 Perşembe
Tik Tak

Microsoft is committed to helping customers that are affected by the DST changes make this transition as seamless as possible. Microsoft is producing updates for Windows products as well as other Microsoft products affected by the new U.S. statute. These updates will be released through technical support channels including Microsoft Customer Service & Support (CSS), as well as online channels such as Windows Update and Microsoft Update. Details of the updates for Microsoft Windows and affected Microsoft applications, how customers can acquire them and when they will be available can be found on the Microsoft website at http://www.microsoft.com/dst2007. Corresponding technical Knowledge Base articles are linked from this website as well.
Microsoft is providing the Time Zone updates at no-cost for customers on Windows platforms that are covered by Mainstream Support. For more information on the Microsoft Support Lifecycle Policy including options available for products in Extended Support, please visit http://support.microsoft.com/lifecycle.
11 Ocak 2007 Perşembe
iPhone

4 Ocak 2007 Perşembe
Patlama Noktasi - The Tipping Point
Kitabin orjinal adi su: The Tipping Point: How Little Things Can Make a Big Difference ya da benim cevirimimle; Patlama Noktasi: Kucuk Seyler Nasil Buyuk Farkliliklar Yaratir.Dikkat ettiniz mi bilmem, Amerika'da yayinlanan kitap isimleri buyuk bir baslik gibi. Akilda kalmayi hedefleyen iki anahtar kelime ve ardinda bunu vurgulayan uzun bir cumle. Iste ben bu kitabi gorunce Barnes and Noble'de bir anda icimi buyuk bir merak sardi ne yaziyor diye.
Kitabin yazari Malcolm Gladwell; kucuk bir hareket olarak baslayan bazi seylerin, nasil buyuk sosyal salginlar halinde kitlelere yayildigini, cok etkili ve orneklerle anlatiyor kitabinda. Diyor ki ilk sayfalarda, yaninizda esneyen birisi olsa, birkac saniye icinde siz de esnemeye, gevsemeye baslarsiniz. Esneme fikri bile esnemek icin basli basina yeterli bir tetikleyicidir. Off bak simdi esnemeye basladim....
Iste bunun gibi 1990'larda New York sehrindeki suc olaylarinin nasil kontrol altina alindigini, ayyakbi ureticisi Hush Puppies'in iflasin esigindeyken bir gecede Manhattan'da moda bir trend haline gelip uretime yetisemedigini, tum cocuklari ve hatta buyukleri saran Susam Sokagi'nin basarisinda yatan etkenleri, 90'larin ortasinda Baltimore'da gorulen sifilisin birden nasil epidemik bir vakaya donustugunu, 1998'de 2.5 milyon kopya satilarak baslangicta kimsenin yuz vermedigi "Divine Secrets of the Ya-Ya Sisterhood'' romanin her yerde konusulur hale gelmesinin sosyal, psikolojik ve tarihsel analizi yapilarak anlatildigi bir kitap.
Yazar diyor ki kitapta; epidemik olaylarin basarili olmasinda 3 faktor vardir.
1. Az Seylerin Kanunu (The Law of the Few: Connectors, Mavens, and Salesmen) : Patlama noktasina dogru giden vakalar uygun konnektor gorevini goren insanlar, kisilere bilgilendirici kararlari vermeyi zorlayacak kisiler (Mavens diyor kisilere kitapta) ve karizmatik saticilar ile saglanir.
2. Yapiskanlik Faktoru (Stickiness Factor) : Kisilerin beyinlerine yapisacak ve geleceklerini etkileyecek kadar etkili bir yontemle epidemik vakalar yaratmak. PBS'in Susam Sokagi basarisi uzun uzun bu fikri destekleyecek orneklerle aciklaniyor nitekim. Ve hala 1960'lardan bu yana devam eden bir program varsa ekranda hergun, bu gercekten bir basaridir degil mi?
3. Icerigin Gucu (Power of Context) : Cumle kendini ozetliyor aslinda.Hep denir ya, 80'lerde New York sehri ne buyuk bir suc merkeziymis diye. Belediye Baskani Rudy Giuliani ile Kirik Pencereler (Broken Windows) teorisinden yola cikip grafiti, vandalizm, metroda para odemeksizin gecmek gibi ufak seylerle baslayan mucadele, sifir tolerans yasasiyla desteklenerek suc orani dramatik bir sekilde azalmistir 90'larda. Ilgilenirseniz uzun bir dokuman var ekte.
Kitap, bence sarsici derecede guzel noktalara dikkat cekiyor. Bitirdikten sonra konular arasinda butunlugu yakalamam icin birkac kez dinlemek ve ilgili referanslari tekrar tekrar okumam gerekti internetten. Biraz Freakeconomics tarzinda, sosyolojik, psikolojik, analitik yorumlari agir basan entellektuel bir kitap, kesinlikle tavsiye edilir.
11 Aralık 2006 Pazartesi
Soguk Olum
CNET'in editorlerinden 35 yasindaki James Kim, ailesi ile birlikte tatile cikar esi, yaninda 4 yasinda ve 7 aylik kizlariyla birlikte. Portland, OR'daki evlerinden San Francisco'ya dogru yola cikip yanlislikla baska yola sapinca kara gomulurler ve mahsur kalirlar. O gunlerde de Bati Amerika bolgesini buyuk bir kar firtinasi vurmustu. Uzun sure arabalarinin icinde kalirlar, ara ara arabanin icinde isinirlar, benzin bitince icerdeki dergileri, yedek lastigi, sonra diger 4 lastigi, etraftaki agac dallarini yakip isinirlar. Uzun sure ses soluk duyulmayinca etraftan, 7 gunun sonunda James, en yakin yerlesimin 4 mil (~6km) uzakta olacagini dusunup yola cikar. Halbuki en yakin yer 15mil (~22km) uzaktadir. Bu arada ise geri donmesi beklenen Kim ailesi hakkinda polise "kayip" ilani verilir ve daha da ses cikmayinca ailesi tarafindan bir helikopter kiralanip o bolge aranir. Kayiptan 9 gun sonra 4 Aralik'ta James'in esi ve cocuklari arabada bulunur, 2 gun sonra da James Kim'in cesedi bulunur soguktan donmus (hypothermia) vaziyette.Ben dusunemiyorum o halde arabada 9 gun boyunca bir bebek ve kucuk cocukla yasamayi. Ne yersin, nerede su bulursun, temel ihtiyaclarini nasil karsilarsin... Umutsuzluk ve endise ile gecirilen her dakika insana nasil da uzun gelir kimbilir?
Iste bu haberin uzerine bir belgesel seyrettim Discovery'de sogukta ayakta kalmakla ilgili. Gene gercek bir yasam oykusu ve kara saplanip yolda mahsur kalmaya iliskindi. Diyor ki survivor uzmani, once kendinize bir barinak edinin, sizin kuru ve sicak olmaniza (sicak degilse de ortam soguklugundan koruyan) imkan veren. Insan vucudu susuz 3 gune kadar idare edebilirmis. Vucudu dehidrasyondan koruyacak ve vucut sicakligini cok dusurmeden suyu yavas yavas icin, mumkunse ilik su. Mutlaka ates yakmaya calisin. Etraftaki vahsi hayvanlardan korunmak, sicak kalmak icin araba lastikleri, etraftaki agaclar hep ates malzemesi. Ve yiyecek bulmaya calisin. Gerci insan birkac hafta yemeksiz durabilirmis ama 1 haftadan sonra vucudun gucsuzluguyle beynin karar verme mekanizmalari iyice zayifliyormus.
Bu ulke yanlis ve bilmediginiz bir yola saptiginizda zaman zaman tehlikeli olabilecek kadar buyuk bir ulke. Bugunlerde soguk ve kis bana sadece Kim ailesinin dramini hatirlatiyor. Geride kalanlar icinse ne buyuk bir aci ve travma...
Olumun yuzu soguk derler ya, sogukla gelen olum daha da soguk...
6 Aralık 2006 Çarşamba
Yemek-Kalori-Yag
Sabah ise gelirken radyoda dinledim. NY sehrinde artik restaurant menulerinde, yemeklerin kalori degerleri de yanina yazilacakmis. Derken NY Times'da bu konunun aslinda, yemeklerden trans fat'in cikarilmasinin bir sonucu oldugunu okudum.1 Aralık 2006 Cuma
Adaptasyon
Her yurtdisinda yasayan kisiye sorulan en klasik sorulardandir: "Donmeyi dusunuyor musunuz, ne zaman doneceksiniz? ". Ben de TR tatilinden NY'a dondugumden beridir dusunur oldum bir yerde yasamanin uyumunu, adaptasyon kriterlerini cunku bir zamanlar bir yerde mi duydum, ben mi uydurdum bilmiyorum ama aklimda soyle birsey kalmis. Mutlu olmak istiyorsan Tanzaya'daysan Tanzanyali gibi yasayacaksin, Amerika'daysan Amerikali gibi yasayacaksin. Eh haliyle, yasaminin diyelim 25 yilini TR'de gecirip, Sezen Aksu sarkilariyla buyuyup, aksam ustu simit ve cay keyfiyle aile, akraba, es-dost arasinda bir hayat surmusseniz yabanci bir ulkeye yerlesince adapte olmak bazilari icin kolay olmayabilir. Simdi tamamen kendi gozlem ve tecrubelerime gore, Amerika'daki beyaz cogunluk kulturunden yola cikip bir liste hazirladim.- Yolda hem yuruyup hem kahve icmek size cok normal geliyorsa
- Kahvenizi istediginiz gibi olmasi icin cekinmeden uzun uzun talimat verebiliyorsaniz (extra creamy, extra foamy, no sugar, tall please...)
- Iste, evde, ofiste yaninizda her daim kocaman bir sisede suyunuz varsa
- Kredi karti faturalarinda odemeniz gereken rakamlar lojik olarak sadece size 0-9 arasi sayilardan olusmus bir kombinasyon gibi geliyorsa
- Ilk cocugunuz dogduktan sonra bir SUV almissaniz
- Cocuklarinizla sinemaya, alisverise, spora, kitapciya, velhasil kalabalik yerlere gitmekten cekimiyorsaniz
- Ve cocuklariniz mizmizlik yapip yerlere yatmiyorsa
- Kolaniza extra buz istiyorsaniz
- Menuden istediginiz yemek gelsin diye garsona; maydonuzu sandvicin arasina koymayin, Amerikan peynir, Swiss olsun, mayonezi horseraddish'le degistirip, karidesleri de soyle kebap usulu pisirin diyebiliyorsaniz
- Is yerinde mudurunuzle konusurken ciklet cigneyip, ayaklarinizi da masaya koyabiliyorsaniz
- Beyzbol yavas yavas size anlamli gelmeye basliyorsa
- Yeni yayin donemini heyecanla bekliyor ve Grey's Anatomy baysa da izlemeye devam ediyorsaniz
- Bir sinema buddy'niz, bir golf arkadasiniz, bir de poker grubunuz varsa
- Evinizde tamirci icin ihtiyac duydugunuz herseyi kendiniz halledebiliyorsaniz
- Ve her isin kendi alet-edavatina sahipseniz, hatta mektuplarinizi bile mektup aciciyla aciyorsaniz
- Kesinlikle saglik sorunlarindan bahsetmiyorsaniz
- Metroda, sokakta, sinemada goz temasindan kaciniyorsaniz
- Pazartesi sabahlari is arkadaslariniza "Hafta sonun nasil gecti" demeyi aliskanlik haline getirmisseniz
- Is yerinde tanimasaniz da yanindan gectiginiz insanlara "Hey, how you doing?" diyorsaniz
- El kol hareketlerini azaltip, kimsenin omzuna bile dokunmaz hale geliyorsaniz
- "Ah" unlemi artik "ouch" olmussa gunluk dilinizde
- Iklim size her daim sicak gelip, kis ortasinda klima neden calismiyor diye sikayet ediyorsaniz
- Sukran gununde hindi, 4 temmuzda barbeku yapiyorsaniz
- Bankadan kredi alimindan, is toplantilarinizi telefonda yapmaya kadar her isinizi bilgisayar ve telefonla halledebiliyorsaniz
- Kasa kuyrugunda saatlerce beklemekten iciniz kurdesen olmuyorsa
- Gene kasada fiyati yanlis taranan bir urun icin arkanizda bekleyen onlarca kisiye aldirmadan onu duzelttirebiliyorsaniz
- Alisveriste, kasada, ATM kuyrugunda yanina yarim mt'den fazla yaklastiginiz kisilerden hemen ozur dileyip, biraz yer icin musaade istiyorsaniz
- Sabah dus alip yari islak saclarla disari cikiyorsaniz
- Yasadiginiz her yer size kucuk ve kalabalik gelip, en sonunda kus ucmaz kervan gecmez bir sokakta yasamaya basliyorsaniz
- Hafta sonunda illa NY Times aliyorsaniz
- Thomas Friedman bugun neler yazmis diye gazeteye goz atiyorsaniz
- Gene de dunya haberlerinden habersiz olup hatta NY'u basan tahtakurusu surusunu Turk gazetelerinden ogreniyorsaniz :)
- Her konuda planli programli olup gelecek yilin 4 temmuz tatilinde ne yapacaginizi biliyorsaniz
- (Kadinlar icin) Sezaryanla dogum yapmayi bir basarisizlik olarak goruyorsaniz
- (Kadinlar icin) Saclarinizi duzlestirip, her hafta manikur yaptiriyorsaniz.
- Ve buranin vazgecilmez bir proseduru olan ofiste dis beyazligi yaptiriyorsaniz
Amerika'ya uyum saglamissinizdir... Daha da unuttuklarim vardir mutlaka.
27 Kasım 2006 Pazartesi
Her Daim NY
Dun dedik, soyle NY'u bastan basa kuzeyden guneye, dogudan batiya trenle bir dolanalim. Bizim evden guneye dogru vurunca ilk durak Yankee Stadyum sonrasinda Grand Central, Rockefeller Center, karsisindaki kilise, Empire State binasi, sonra asagi Manhattan bolgesine inince muhtesem Brooklyn koprusu, Wall Street, Tin Church, Hudson Nehrine bakan mansiyonlar derken gezmedigimiz yer kalmadi. Gezmek diyorsam yaniltici olmasin. NY sehrini simgeleyen yerlerin minyaturlerini yapmislar ve birbirleri arasi yolculugu da gene minyatur trenlerle baglamislar.
Bu gosterinin yapildigi yer NY Botanik Bahcesi. Dikdortgen bir alan dusunun genisce, giristen NY-Tren gosterisinin yapildigi alana kadar yuzlerce tropikal bitkinin arasindan geciyorsunuz. O kadar ic acici, yemyesil ki disardaki dogaya nisbet, uzunca bir sure bu bitkilerin arasindan yurudukten sonra tren gosterisinin oldugu alana geliyorsunuz. Baslangicta bir hayal kirikligi hissediyor insan, cunku tepemizde "bu kadarcik mi?" diye dolasan sadece uc-bes tren var. Yanimdaki Amerikali soyulduk diyor 18$'lik bilet parasini kastederek. Derken asil salona giriyoruz ve gercek menekselerin, bitkilerin, ciceklerin, yesilliklerin, isiklarin, suslerin arasinda NY'un muhtesem gokdelenlerini, binalarini, koprulerini ve aralarinda da dolasan trenleri goruyorsunuz. Ozellikle cocuklar icin muthis eglendirici.17 Kasım 2006 Cuma
Perspektif
Bizdeki yaslanma anlayisina mutekabil, ne kadar motive edici degil mi...
13 Kasım 2006 Pazartesi
Satiyorum Satiyorum Sat-tim
Ne zaman birsey alacak olsam -kitap, audiobook, CD, DVD, elektronik esya, ucak bileti- hemen kendimi web'de buluyorum. Her kategorinin kendine ozgu web siteleri var baktigim, ama gene de once hemen bir ebay'de aratiyorum alacagim seyi. Simdiye kadar pek cok esya aldim ebay'den ve bir tanesi haric hic sorun cikmadi. Ilk aldigim urun, bir DVD'diydi ve o zamanin acemeligiyle ebay'de kayitli olmayan birisinden almisim. Gelen DVD ortasindan kirik cikti ve sikayetler icin gidebilecegim bir adres de olmadigindan ve ebay'deki dispute sistemini de bilmedigimden elimde kaldi tabii.Simdilerde, evdeki bize gore teknolojileri gecmis printer, scanner, GPS gibi elektronik aletleri ebay'e koyuyoruz. Ilk zamanlar gozumuzde buyuyordu. Sistem soyle isliyor kisaca:
Once satacaginiz esyayi ebay'de tanitmak icin minik bir web page yapiyorsunuz. Zaten hazir sablonlari var, urun kategorisine gore kendi database'inden pit diye getiriyor satilacak esyayi. Tanitim sekline gore, ebay sizden listing fee ve insertion fee kesiyor. Eger bol resimli, cazip bir sayfaniz varsa fee'ler artiyor tabii. Ne kadar sure listelemek isterseniz -3, 5, 7 veya 10 gun gibi- esyaniz acik arttirmaya cikinca, saat geriye islemeye basliyor. Listelemeyi baslatma saati kritik bir durum. Malum ulkenin dogusu ile batisi arasinda 3 saat zaman farki var. Konulan esyanin cinsine gore kim, ne zaman (isten mi evden mi) internete erisip, o urunu satin alabiliri dusunmek lazim. Bu is icin prime time: 9-11PM Eastern, 6-8PM Pacific deniyor. Ebay'de satis taktikleri diye google'dan arastirildiginda tonlarca makale cikiyor karsiniza ama yeni yetme bir satici olarak tecrube der ki,
- Uzun listelemeler pek takip edilmiyor (hele 10 gun cok uzun bence).
- Genelde insanlar ilgilendikleri urunu izlemeye alip (watch item), eger dusundukleri fiyat araligindaysa son anda teklif veriyorlar.
- Amerikalilarin cilginca alisveris yapma sezonu basliyor. Noel oncesi ebay alis ve satislari artacagindan bu donem harekete gecmekte fayda var.
- Tipik Amerikan satis fiyati yonteni ile daima 1 penny az fiyatlandirmak. 10$ degil de 9.99$
- Postadan da para kazanilacagini unutmadan posta ucretini bir miktar yuksek tutmak.
- Paypal yaninda money order, kisisel cek kabul etmek.
Sonra o esya satildiktan sonra, satis fiyatina gore bir komisyon aliyor ebay ve sira satilan esyayi aliciya gondermeye geliyor. Isin en zor kismi gibi gorunen bu kismini da kolaylastirmislar. Ebay'in kendine ait para transfer sistemi olan Paypal ile bu komisyonlari odemek, faturayi gondermek, alicidan parayi almak yanisira, gondereceginiz paketin boyutuna gore postayi onceden odemek de mumkun. Yapilacak sey printer'dan bir etiket basip, pakete yapistirip, son olarak da paketi postaneye birakmak. Tabii bir satici olarak musteri memnuniyeti esas alinarak aliciya haketmisse yildizli A vermeniz de isin ayrilmaz bir parcasi.
Soyle bir ebay'e goz atin. Yeni mal, ikinci el urun, araba satisi, "Buy It Now" ile hemen almaktan, acik arttirmayla adrenalinizi bir parca yukseltmeye kadar yok yok. Hadi bakalim ev temizligine, azicik efor ile neler cikar neler...9 Kasım 2006 Perşembe
Her Siradan Birgun Gibi Bugun: 9 Kasim
1 Kasım 2006 Çarşamba
Satilik Hastaliklar
Tam da hafta sonu Lorenzo'nun Yagi filmini izlemisken bu roportaji (1. bolum, 2. bolum) okumak icimi okumak gibi geldi. Asagida diyeceklerim bu roportaj uzerine kurulu, henuz bahsedilen kitabi okumadim. Eger o 2 linke bakarsaniz beni sanirim daha iyi anlarsiniz.Newsweek'i yillardir takibederim. Kac sayfa tahmin edin? 75 sayfa, kac sayfasinda reklam var: 41 sayfa. Tabii sonucta ana gelir kaynaklari reklam, itirazim yok. Amma reklamlarin icerigine bakinca ilac reklamlari beni hayrete dusuruyor...
Simdi sayfalarinda bir gezinelim. 5. ve 6. sayfada tam sayfa olmak uzere Lipitor, 2 sayfa sonra Prempro, hem de onlu arkali gene, NYU Medical Center'in eklem hastaliklari icin ilani, agiz antiseptigi Listerine, Bipolar bozukluklar icin Abilify, arada araba, saat, banka reklami sonra gene ilac reklami, Vytorin kolesterol bozuklugu icin, ya da tam sayfa Avodart prostatiniz buyumusse, Pfizer'in Viagra'si, ozel ilanlar bolumunde diabet ve depresyon tanitimi ve son sayfada arka kapakla beraber kolesterol ilaci Crestor. Newsweek medikal bir yayin mi, yoksa haftalik gundem dergisi mi? Yoksa Newsweek'in aboneleri hep saglik sorunlari olan kisiler mi, dusunduruyor.
TV'deki reklamlar da ayni. Herhangi bir urun satar gibi, ne bileyim kagit havlu, deterjan, araba, cep telefonu, istahla yenen dondurma konsepti gibi, Lunesta alin uyku sorunlariniz gecsin, Claritin alin allerji semptomlariniz hafiflesin. Tabii Medicine Advirtisement Board'un (MAD ) koydugu kurallar geregi, alttaki minik yazilarda, doktor recetesiyle satilir, yan etkileri de vardir diye yazilmasi ihmal edilmeden.
Bilgiye erisimin sinirsiz oldugu ve bilincli insanlarin kendi hastaliklari hakkinda herseyi ogrenebildigi, kullanacaklari ilaclari, piyasada olan akranlariyla karsilastirabildikleri bir ortamda, bir itirazim reklamlarda o ilacla beraber hastaligin da ayni zamanda pazarlanmaya calisilmasi. Silah, tutun ve uyusturucu disinda hersey serbest mi olmali reklam dunyasinda - zaten serbest de, kendi kendime sorguluyorum beni etkileme mekanizmalarini. Diger bir problem de piyasaya yeni cikmis ilaclari, mucize bir cozum gibi gosteren pazarlama taktikleri.
Evvelki seneki Merck ilac sirketinin romatizma ilaci Vioxx yuzunden basina gelenleri hatirlayin. Isteyene birkac makale bu linkte. Milliyet'ten Meral Tamer yazmisti o zamanlar, yazisi hala duruyor arsivde. Kisaca hatirlatmak gerekirse, Vioxx'in kalp krizi ve felc riskini arttirdigi yondeki arastirmalar neticesinde ilac piyasadan geri cekilmisti.
FDA'in ilac onaylarini hangi asamalardan sonra verdiklerini henuz bilmiyorum ancak kurumdaki komisyonerlerin ilac sirketlerinden maas aldiklari ve politik cekismeler yasadiklari medyaya yansiyanlar. Gecen sene FDA'in kadin komisyonu baskani Susan Wood'un, Plan B isimli dogum kontrolu ilacinin kurumdan bir turlu onay alamamasi sonucu istifa ettigi uzun sure tartisilmisti.
Iste bu kitabi mutlaka okumali, hemen listeme aldim. Turkcesi de varmis, zaten roportajin basinda acilis kitabin tanitimiyla yapiliyor. Hatta bir de Lorenzo'nun yagini seyredin mumkunse. Ogretici, goz acan cok nokta var saglik sektorune iliskin.
31 Ekim 2006 Salı
31 Ekim 2006
Uzun zamandir sonbahar moduna girmeye calisiyorum. Ne soguyan havalara, ne bitmeyen ruzgara, ne Halloween geliyor diye etraftaki dekorlara ve hatta 1 ay once Macy's'e konulan Xmas suslerine, ne de dokulen yapraklara, renk degisimlerine alisabildim. Bir tarafim, buyukce bir tarafim bunu redderden dun aksam isten eve gelirken artik havanin aydinlik olmadigini farketmek oldu sonbaharin coktan gelmis de benim zamanla yeni senkronize oldugum.
Gecen yil da benzer seyleri dusunmustum bu zamanlar. Cunku gelismis Bati toplumlarinda yasamak bazen CD dinlemek gibi. Bir sure sonra CD'deki track'leri ve biri bitmeden hangisinin gelecegini beyin otomatik olarak dikte ediyor kendine. Ister katilin, ister seyredin ama buradaysaniz, biliyorsunuz ki yapraklar sararacak, gunesin muhtesem ton degisimleri dogaya isil isil yansiyacak, balkabaklari kapi onlerinde nobet tutacak ekim boyunca, sonra tum hiziyla insanlar, sistem, yasam Holiday donemine girecek. Once Sukran gunu, sonra Christmas'la yeni yili bulacagiz. Yeni dilekler tutulup, ustune cizik atamadigimiz listemiz yenilenecek ve ucundan bahar sizintilariyla gene baska tatil planlari baslayacak.Anlasildi ben biraz radyo dinlemeliyim...
30 Ekim 2006 Pazartesi
Truva, Troia, Wilusa, Ilium, Ilion, Ilios
Simdi bir de Canakkale'li olarak Truva'ya kadar gitmisken orayi da yazmamak olmaz. Assos'dan donerken hadi bir de Truva yapiverelim dedik yolumuzun ustunde.Bazen dusunuyorum, sehrin yarim saat uzakliginda M.O. 3000'dan kalma bir sehir var. Insan herhalde surekli icice yasayinca kaniksiyor ve elindekinin degerini bilmiyor mu ne, ama oyle boyle degil, taa 5000 yil oncesinde kurulmus bir sehrin kalintilarina sahipsiniz. Bu muhtesem, olaganustu degil de nedir peki? Bu 3. gidisimdi Truva'ya. Kapanisa da az vardi ama gene de turumuzu tamamladik. Yanimizda rehber esliginde Almanlar, Ingilizler, Amerikalilar vardi cokca. Tur otobusleri de artik son duraklarini yapiyordu gun batmadan once.
Gelelim buradaki kazi calismalari tarihcesine.
Ilk olarak Heinrich Schlieman adli bir arkeolog ve tuccar Alman tarafindan Homeros'un Ilyada eseri referans alinarak Hisarlik tepesinde Truva'nin aranmasi karariyla baslamis. 1865-1868 yillari arasinda Frank Calvert ilk kazi calismalarina baslayip Hisarlik'in yapay bir tepe oldugunu farketmis.
1.- 9. Kazi Calismalari: Ilk buyuk captaki kazilar 1871-1894 arasinda Heinrich Schlieman tarafindan yapilmis. Sehrin katmanlarda olustugu, kalintilar arasindaki canak comleklerin gruplara ayrilmasi yanisira cok sayida eser yurtdisina kacirilmis. Schlieman'in olumundan sonra bayragi Wilhelm Dorpfeld alir. 1893-94 arasinda tabakalanma uzerinde calismalar yapilir. Zira bugunku kalintilara bakildiginda sehir ustuste kurulmus sekildedir. Bolgeden o donemde elde edilen eserler Istanbul, Atina ve Berlin'e gonderilmis. 2. Dunya Savasi sirasinda Almanlar Berlin'dekilerin yarisini Moskova ve St. Petersburg'a goturmusler ancak yarisi ya kaybolmus, ya da tahrip olup yokolmus.10. - 16. Kazi Calismalari: 1932 -1938 arasinda 17 kazi calismasi yapilmis bolgede Amerikali Carl Blegen tarafindan. Bu calismalar sirasinda yakin cevrede de kazilar yapilmis.
17. Kazi Calismalarindan gunumuze: 1988 yilinda Manfred Korfman baskanliginda Alman, Turk ve Amerika'nin katildigi bir heyet ile kazilara 50 yil sonra tekrar baslanmis ve her yil yazin devam ediyormus. Elde edilen buluntular da Canakkale Muzesi'nde sergileniyormus.
Truva tarih itibariyle M.O. 3000'da kurulmus.

Troy I - V diye adlandirilan donemde Truva Ege'den Karadeniz'e giden ticari gemileri kontrol eden bogazda onemli bir kavsak sehri.
Troy VI M.O. 1300 yillarinda depremle yokolmus ve o doneme iliskin sadece bir ok ucu bulunmus kazilarda.Troy VII kendi arasinda 3 doneme ayriliyor. M.O. 1300 - M.O. 950 donemini kapsayan yillarda savas kalintilari, yangin izleri, insan iskeleti kalintilari bulunuyor. Homeros'un Truva'si Iliyada'da sik sik bahis konusu olur. Zaten bu sehri ilk aramaya sevk eden de bu eserdir.
Troy VIII M.O. 700 yillarinda kurulmustur. Dogal afetlerle sehir gene yokoluyor.
Troy IX bu bolgede Roma Imparatoru Augustos tarafindan kurulmus son sehirdir. Augustos zamaninda altin cagini yasiyor ve Konstantinapol'un Dogu Roma Imparatorlugu'nun baskenti oluncaya kadar donemde hayli onemli ticari bir sehir rolu var, ancak Bizanslilar zamaninda yavas yavas sehir sonup, yokoluyor.
Buradaki at sanatci Izzet Senemoglu tarafindan 1975'te yapilimis. Bir de Ckale'de sahilde Troy filminde kullanilan at var, 2 yilligina sehre kiraya verilen, o baska. Yandaki kedi de 5000 yildir uyuyormus, uyandirmaya kiyamadik :)Bu arada post'un basligindaki Troia, Wilusa, Ilion ... hepsi bugunku Truva'nin gecmis zamanlardaki ismi.
Assos
Gozlerimi kapiyorum ve bir tepenin ustunde, buyukce, denizi goren bir yer hayal ediyorum. Karsida adalar, yar gibi yukselen dagin eteklerindeki sahile yanasmis tekneler, Marmara'nin Ege'ye derin, uzun, mavi ve ruzgarli eteklerini savurarak acildigi ilk nokta burasi. Bir yanin denizle kucaklasacak kadar icice iken, diger yanin asagida minik catilar altidaki ahaliyi tepeden gorecek kadar azman. Simdi ben gozumun onunde boyle bir manzara canlandirirken, orada o zamanlar yasamak nasil olmali diye dusunuyorum. Eee sene M.O. 348'ler filan. Buyuk dusunur Aristo var, ilk felsefe okulu kuruluyor, Kral Hermenias etrafina tum filozof ve sanatcilari cagirmis Assos'a.
Assos'un gordugu gorecegi zaten Kral Hermenias donemindeki ihtisami olmus. Karsida Midilli Adasi ya da zamanindaki ismiyle Lesvos'dan gelen kolonistler kurmuslar burayi M.O. 8. yuzyilda. Kral Hermenias, etrafindaki entellektuel takima cok onem vermis ve sik sik filozoflari, sanatcilari cagirmis. Iste Aristo da o zamanlarda Assos'a geliyor ve 3 yil kaliyor hatta ilk felsefe okulunu da burada aciyor. Sehir sonra Perslerin eline gecmis (MO 342) , ancak bir sure sonra Buyuk Iskender, (Alexandar the Great) olarak bilinen Makedon krali tarafindan M.O.'de 334'te isgal edilmis ve sonraki zamanlarda baska hukumdarliklarin egemeligine girerek etkisini yavas yavas kaybetmis.
Ilk '94'te gitmistim Assos'a. O zaman da yolda giderken bobrek taslarinizi dusurecek kadar sallantili bir 19km'lik Ayvacik-Behramkale arasi yol takibediyordunuz, simdi de. Sahile eklenen uc-bes otel ve lokanta haricinde ben pek bir degisiklik goremedim etrafta. Zaten o kadar daracik bir alana sikismis ki sahil, ne konut yapimi ne de genisleme anlaminda yeterli bir alana sahip degil.Once sahile inip etrafi kesfettik, yedik, ictik, dinlendik sonra da donuste Behramkale'ye ciktik. Ege'ye bakan o manzara simdi gozumu kapayinca yukarda tasvir ettigim hayali getiriyor gozlerimin onune. Kaleye giriste simdi camiye donusturulmus bir kilise var. Kalenin icinde bir de Athena tapinagi var M.O. 530'da yapilma.
Hayalimden gecen iste oyle bir tepede yasama istegi, denizi, maviyi goren, bulutlara yakin, gunesle dogup, ayla batan bir yerde ...
