Tent Rocks, NM from troy wind on Vimeo.
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Haziran 2012 Perşembe
18 Mayıs 2012 Cuma
Albuquerque, Santa Fe, Tent Rocks, NM Gunlugu
Hani Norah Jones'in Come Away With Me clibi var ya, oyle bir yolda gidiyoruz. Etraf maki, çöl ...Ara ara daglar, yüzyıllardir yerlilere ait kirik dokuk yerlesim bolgeleri.... New Mexico'da Santa Fe'ye giden bir otobandayim ama dedim ya, sanki Norah Jones'in klibinin icindeyim. En canlısından, en aynısından, en çölünden... Insanın icine derin bir yalnızlık ama garip bir huzur da veren cinsten, bir baska ulke burasi. Yol ile ufuk cizgisinin kesisimde hiçbir insan, hicbir yerleşim görmediğin türden bir yerler burası... Medeniyetten uzak, ha desen, istesen, eski John Wayne filmlerinin icine giriverecekmissin gibi burası... Burada yaşayanların bir sürüsü John Wayne, Client Eastwood zaten. Evlerinde silahlar, arka bahçelerinde atlar ve garajlarında baltalar var. Saka degil, gercekten boyle. Sabah ise gelip data warehouse'a data topluyor, aksam eve girerken garajının önüne yatmış yılanı cifteyle vuruyor. Hafta sonu at biniyor, arabasını kendi yapiyor, bozulunca kendi tamir ediyor.
Dedikleri kadar varmis, hatta az
bile anlamisim ben Santa Fe'yi. Santa Fe' New Mexico'nun incisi. Bu nasıl bir şehirdir böyle
ki, her tarafından sanat, el yapımı seramik, mücevher , galeri, müze taşsın.
Coyote restaurattayiz. Minik mezeler alıp demlemiyoruz. Yolculuk arkadasım, is yerinden ürün müdürü. Dedikodu yapıyoruz, projeleri konuşuyoruz, hayattan oradan burdan birkaç margarita eşliğinde gün bitiyoruz.
Coyote restaurattayiz. Minik mezeler alıp demlemiyoruz. Yolculuk arkadasım, is yerinden ürün müdürü. Dedikodu yapıyoruz, projeleri konuşuyoruz, hayattan oradan burdan birkaç margarita eşliğinde gün bitiyoruz.
Sabah erken kalkıp sehri
dolaşıyorum. Sabah 8 suları ve bir takı dükkanı kepenklerini coktan kaldırmış.
Yerli adam üstüne güneş doğurur mu... Sahibi yerli. Tüm parmakları kolları
boynu takı icinde. Kollarında boynunda dövmeler var. Hepsi de bir sekilde
uyumlu. Kibar ve nazik bir sekilde bana mucevher parcalarini anlatiyor. Nereli
oldugumu soruyor. Turk'um diyorum, karsidaki hali dukkaninin sahibi de Turk diyor. Bir ara o da NY'da yasamis. Benim yasadigim bolgeye asina. Hatta bizim oradaki Hilton acildigi
sene NM'ya yerlesmis. Müstesna taki parçalarına bakıyorum ve içimden tum dukkani almak
istiyorum. Hersey o kadar nefis ki... Hatta Suzi Orman'i arayip - hani "Can I
afford?" programıni var ya-, bana akıl verse diye içimden çılgın seyler geçiyor. Cunku
akil kacirilmayacak gibi degil. Tamam diyorum 4 parça yeter. Dükkan sahibi
arkadasim bana harita ustunde sehri anlatıyor. Günüm kısa, en verimli nasıl
yaparimin ipuçlarını veriyor. Sarılıp ayrılıyorum, biraz daha dolaşıp heyecanla
otele donüyorum. İstikamet 1 saat uzakliktaki National Park Tent Rocks.
Bir doga bu kadar mi guzel ve
büyüleyici olur. 1 saatlik tırmanışla 6-7 milyon yasindaki volkanik oluşumla
meydana gelmiş kanyondayim: Tent Rocks yani cadir kayalar. Güneş öğle sicagini
bastırmadan indik aşağıya. Deniz seviyesinden yükseklik 6500 feet yani yaklasik 2000 metre. Zaten Santa Fe'ye gelirken daglar arası arabayla tirmandigimizdan kulaklar ucaktaki gibi tıkalı. O
yüzden dikkat, sert içkiler iki kat etkili bu sehirde :)
Sonra sehre donuyoruz. Sehir minik, kompakt... Müzeleri, Plaza meydanı, Georgia O'keeffe müzesi, Canyon Road'daki sanat galerileri, acik pazardaki sanatçıların sergileri ( yağlı boya, fotograf, heykel) , Governor of Palace önündeki yerli Amerikalılar'ın el yapımı takıları, hediyelik eşyaları, zevkli dükkanları, kiliselerden yukselen can sesleri, nefis kendine ozel restaurant 'lari ile tum ogleden sonrayi dolasarak geciriyorum. Aksam vakti vedalaşma saati geliyor Santa Fe'ye. Bilindik eyalet başşehirlerinin aksine müthiş sarıyor bu sehir beni. Donmeden once heyecanla Burak'a anlatıyorum telefonda gorduklerimi, sehri, hiking'i. "Cocuklar da yaparlar Tent Rocks hiking'ini" diyorum. Nice aile cocuklarini sirtina almis, bebekleriyle gelmisti zaten. "Sen de istediğin kadar fajita yeyip, en acısından istersen yesil, istersen kırmızı biber sosu koyarsın" diyorum.
Bu arada asil seyahat Albuquerque'deki bir konferansaydi. 4 gün oradaydim ama Santa Fe'ye kıyasla anlatacak birsey yok.
13 Aralık 2011 Salı
Benim Almanya'm
- Tabii ki her daim cukulata
- Likorlu cukulatayi ayri maddeye koymak lazim
- Sokaklara tasan mis kahve kokusu
- Sinitzel olmazsa olmaz, hatta Cordon Blue olsun ( tamam Isvicre orijinli bu yemek ama Almanya'da da yemeden olmaz)
- Cocuklara C&A'den alisveris
- Tegut'u bavullara koy gotur
- Noel zamani sicak sarap
- Ve de old town'da kurulan Xmas pazarinda sosisin her cesiti, yaninda da pommes frites
- Satolar ulkesi
- Kutuphane gibi sessiz trenleri
- Hizli trenleri
- Insana kendini coook genc hissettiren nufusu :)
- Ulkede calisanlara verilen nerdeyse calisma gunlerinden daha fazla olan tatilleri (tamam abarttim biraz...)
- Peffer Steak yemeden olmaz
- Mercedes ve BMW cenneti
- Ne olursa olsun kirmizi isikta durup yesil isik yanincaya kadar beklemek
- Kaymak gibi yollari
- Otobanlarindaki sinirsiz hizi
- Egitim, saglik ve istihdam guvencesinde parmakla gosterilecek sosyal ulke
- Av hayvanlarinin alasini yiyebileceginiz restaurantlar
- Deichman'dan cocuklara ev ayakkabisi
- Brötchen ekmekleri ve de Berliner'i. Ya da tum firin urunleri mi desem...
- Bayildigim Almanca dili
- Birayi nasil unuturum
- Arkadasima Radler olsun
3 Eylül 2010 Cuma
2010-2011'e Baslarken
Havada circir boceklerinin sesi ... ates bocekleri gece olunca hala isildiyorlar ... gunduz sicaklik 34C yapti dun golgede, gunese gecinde firindayiz sanki, Istanbul'un sicagini aratmiyor mazallah ... Biz de biraz serinleriz diyorduk TR'den donunce, malum burasi 40°43′ enlem, 73°59′ boylamda, Istanbul 41'e 29 kaliyormus (Canakkale asagi yukari burayla ayni enlemde). Gecen sene de benzer tarihlerde geri donmustuk ama bu seneye gore epey bir serindi hatta kizimin hasta oldugunu bile hatirliyorum.
5 hafta yoktuk ya gundem hemen kendine cekiyor insani. Oradan burayi buradan orayi anlamak kolay degil. Her lokasyonun kendi dinamikleri var, onu yakalamak lazim herhal! Referandum, Kilicgaroglu, yaz ikoncalarindan; Tiger'in bosanmasina, Kasim'daki ara secimlere yumusak inis yapiyoruz.
Mesela Apple'in yeni oyuncaklarini gormek lazim. Steve Jobs carsamba gunu Apple'in update olmus yeni cicilerini acikladi. iPad bir fenomen oldu gidiyor nisandan beri, iPod classic tarih oldu ama gecen sene cikan iPod Touch'a onlu arkali kamera eklenmis, HD kalitede video da cekiyor, Apple TV'yi miniklestirip fiyati da 99$'a kadar indirmisler, iPhone 4 daha once cikmisti di mi? Eee daha ne olsun, bizim de bir tane olsun. Gozum su iPod Touch'da...
Sali gunu okullar aciliyor. Yine yeni bir yil basliyor. Haydi dalya diyelim 2010-2011 icin.
17 Aralık 2009 Perşembe
Almanya 2009 (Fulda, Frankfurt, Darmstadt, Nurnberg)
Bazi gunler Thelma ile Louisse olduk Municimle, cogu zaman kardescim de katildi bize. Frankfurt'un altini ustune getirdik; Modern Sanatlar muzesi, Goethe'nin evi, 18. yy'dan kalma Yahudi Getto'su, eski Opera binasi o kilise bu katedral derken gel diyorum Muni'ye geyik eti yiyelim. Baska bir gun Wurz sosisle patates kizartmasi yiyip biralarimizi iciyoruz. Bir gun gel Schnitzel yiyelim, yaninda da Radler iyi gider dedik. Sonraki bir aksama kardescigimin 30. yas gununu kutlamak icin ormana bakan otantik bir Alman restauranina Pfeffer Steak zevkimi saklamistim. Yaninda saraplarimiz nefis gitti, ustune de serinlemek icin Radler'leri diktik gene. Gurmelikde ustumuze yok, birgun Patlican Snitzel bile deniyoruz :)
Dukkanlara girip ciktikca cukulata canavarina donuyoruz. Onu gordun mu, bunu da alalim, Allah'im ben bunu da tatmaliyim, benim ufakliklar bayilacak sunlara, Burak likorlu de istedi, kahveliyi unutma, aaa bu markayi hic duymamistim derken bir bavul doluveriyor. Evde getirdiklerime bakiyorum hala az geliyor aldiklarim, aklimda marketlerde gorup de tadamadiklarim var...
Nurnberg'e gidiyoruz maaile, kardesim ve ailesi, biz de Thelma ve Loiuse olarak katiliyoruz Muni'yle. Yolda giderken kaymak gibi akan Alman otobanlarinin keyfini cikariyoruz. Ben hizi sevmem, korkarim da ama 200km'ye yaklasan ibre ile sanki yag gibi kayiveriyoruz yolllarda. Nurnberg Avrupa'da en buyuk Noel pazari ile unluymus bir de Lebkuchen denilen Amerika'daki cookie'lere benzer kurabiye ile. Sehir merkezine gitmeden once simdi Dokumantasyon Merkezi denilen, Hitler zamanindaki Sosyalist Partinin mitinglerinin yapildigi 50bin kisilik binadayiz. Savasta bina yikilmis tabii, kalintilarina ekleme yapilmis su haliyle. Belgesel niteliginde Almanya'nin 1. Dunya Savasi'ndan sonraki doneminden baslayarak, Hitler'in yukselisi, savasa girmesi, savas sonrasi yargilanmalarin yapildigi Nurnberg durusmalarina kadar kisa film gosterileri, maketler, belgeler ve duvardaki resimlerle tarihi izliyoruz. Asil amacimiz 600 no'lu salonun oldugu Nurnberg durusmalarinin yapildigi yere gitmekti ama Aralik ve Ocak'ta kapaliymis bu yil, maalesef olamadi.
Nurnberg eski bir sehir. 700 yillik bira mahzeninden tutun da, orta cagdan kalan hapishaneye, sehri merkezden cevreleyen surlardan tepedeki katedrale kadar buram buram tarih kokuyor. Bayiliyorum bu sehre... Sehir merkezi ana baba gunu gibi. Herkes Noel pazarinda, cogu stantlarin onunden bile gecemedik kalabaliktan. Hava -2C gibi, hatta Fulda cikisinda kar bile vardi yerlerde ama hala kar pantolonu giymek icin ilik bir hava. Aileler cocuklarini sikica sarip sarmalamislar. Yuzlerini saran kar maskeleri, termal pantolonlar, yun kazaklarin icindeki cocuklar pusetlerinde otururken, anne-babalar Gluhwein'larini icip arkadaslariyla sohbet ediyor. Tam bir bayram havasi, yaklasan Noel'e ve yilbasina hazirlik, yeni bir yila ahoy demenin seremonisi...
Gidip gezmedikce, yasamadikca anlatmak da cok sey ifade etmiyor sanki. Buralari gezerken Londra ve Paris'i dusunuyorum, Berlin, Madrid ve Prag da cok keyifli olmali diyorum. Sanirim tum Avrupa yilbasi onceki baska guzel oluyor. 10 yil once Avrupa'dan Amerika'ya tasinirken kaz cigerli durumlerimizi yiyip, icimizi sicak iceceklerle isitirken acaba 10 yil sonra ne yapiyor olacagiz demistik. Eski yerlere seyahat bir nevi kisisel tarihine de yolculuk. Eksilen ve artanlarla kisisel hesaplasma da ayni zamanda. Bir yili daha kapatirken yeni yasanacaklarin heyecani, yapilamamislarin buruklugu ama gene de en cok heyecan ve merak, acaba neler olacak, hayat neler getirecek sorgulamasi.
Gelecek sefere kadar Tschüß Almanya!!
PS: 2005'deki gezi notlarindan
http://troywind.blogspot.com/2005/12/2005-almanya-gezisi.html
http://troywind.blogspot.com/2005/12/almanya-gezi-notlarina-devam.html
15 Ağustos 2009 Cumartesi
Yaz, Yazı, Yazma
Aslında yazıyorum ama henuz buraya post edecek teknık donanımım yok. Eve donunce ınsallah, bırıkenlerı postalayacagım.
Akturdayız, bugun aile tamamlanıyor. Bu yıl herseye ınat tam bir yaz yasıyoruz maaile. Yaz da cok hos, Datca'da cok sıcaklar bitmis yerini sıcaklar almıs. Deniz en guzelinden, domatese adeta seker katılmıs gibi, seftali sulu ve ıslak ıslak damlıyor kızın kollarından, yanına bir de zeytinyaglı olunca baska yemeğe gerek de yok. Burada yaz gibisi de yok... Bir de şu i ile ı'ların yerinı bulsam.
Akturdayız, bugun aile tamamlanıyor. Bu yıl herseye ınat tam bir yaz yasıyoruz maaile. Yaz da cok hos, Datca'da cok sıcaklar bitmis yerini sıcaklar almıs. Deniz en guzelinden, domatese adeta seker katılmıs gibi, seftali sulu ve ıslak ıslak damlıyor kızın kollarından, yanına bir de zeytinyaglı olunca baska yemeğe gerek de yok. Burada yaz gibisi de yok... Bir de şu i ile ı'ların yerinı bulsam.
26 Nisan 2009 Pazar
Eko-Arkeolojik Park: Ik-Kil
Genel olarak bu tatilimizde hicbir aksaklik yasamadik. Dusundugumuzden cok daha pofesyonel bir servis aldik ki, bu da hosumuza gitti. Cancun havaalani temiz, duzenli ve icerde beklemek gayet rahat. Gene hediyelik esyalara gelecek konu ama bu ulkede gercekten cok zevkli seyler var. Havaalaninda da son kez olsa goz zevkimizi doyurup NY'a donuyoruz.
Maya fotolari burada.
Ik-kil fotolari burada.
25 Nisan 2009 Cumartesi
Mayalar, Maya Piramidi
Sabah 7:30'da otobuse biniyoruz. Rehberlerimiz Juan ve Esmail. Ikisi de cok seker ve bilgili insanlar. Herkesi tek tek otelden aldigimiz icin yol uzuyor. 11:30 sulari Maya Uygarliginin oldugu bolgeye, Chichen Itza'ya geliyoruz. Aman ha Chicken Pizza demeyin Meksikalilar aliniyor!!
Uzun uzun Mayalar'i yazmayacagim. M.O. 600 - M.S. 900 dolaylarinda yasamis, astronomi ve matematikte caginin cok onune gecmis bir uygarlik yaratmis Mayalar. Yukardaki Maya Piramidi ya da Kukulkan Piramidi dunyanin yedi harikasindan biri sayiliyor. 4 cephede de 91 basamak var ve tepedekiyle birlikte yilin gun sayisi olan 365 basamak yapiyor. Bolgeyi gezdikce ve diger kalintilari da gordukce bunlarin 2000 kusur yil once yapildiklarina inanmak zor. Eskiden piramitteki merdivenlerden cikmak mumkunmus ama son yillarda yasaklamislar.
14 Nisan 2009 Salı
Cancun'da Tatil
Amerikalilar mart icin aslan gibi gelir, kuzu gibi gider derler ama buralar hala isinmadi. Soyle iliklerimizin isindigi, elimizi sicak sudan soguk suya sokmayacagimiz bir tatil olsun istedik ve hersey dahil bir otelde, denizin hemen dibinde harika bir yere demir attik. 2 ay once giden arkadaslarin da tecrubeleriyle cok da dusunmedik, Cancun olsun dedik.
Guzel tarafi NY'dan direk ucusla 3.5-4 saat uzaklikta Cancun. Inince sicak ve nemli bir hava karsiliyor bizi. Havaalani cikisinda suruyle seyahat sirketlerinin servisleri ve otobusleri var. Bizim sirketi bulup minibuse binip 45 dk sonra otele variyoruz. Otele transfer, check-in islemleri son derece profesyonel, hicbir aksaklik yok. Once bir zaman karmasikligi yasiyor insan. Haritada Cancun; Dogu yakasi Amerikasindan 1 saat geride gorunuyordu ama megersem bizim oldugumuz hafta sonu saatler ileri alindigindan ilk 2 gun 2 saat gerideydi. Neyse pazar gunu Central Time'a uyanip duzenimize donuyoruz.
Bu kiyi bolgesi silme otel dolu. Yan komsum 20 yil once Cancun'a gitmis ve tek tuk otel vardi o zamanlarda diyor. Sahili guzel, denizi kumu da harika olunca Amerikalinin kolayca ulasabilecegi mekan sayilabilir. Iste bundan dolayidir ki fiyatlar da Amerika'dan ayrilmisa hic benzemiyor. Biz gerci Cancun merkezinde degil Playa Del Carmen denilen yerdeyiz. Otelden 2km uzakta bir alisveris merkezi ve 5. cadde diye isimlendirmisler. Taksiye 5$ verip merkezde birakiyor sizi. Bir aksam ustu Erin uyurken ben kucuk bir kacamak yapayim dedim. Evet yok yok. Hediyelik esyalar cogunlukta olmak uzere giyim kusam, lokantalar, az da olsa cafe'ler ama fiyatlar bence Amerikali turisteleri kaziklamak icin tam yerinde. Zaten pazarlik etmeden birsey almayin diyorlar. Ben alici degilim, bebek icin ihtiyactan birkac sey aliyorum onda da para bozdurma sorun oluyor. Dolara karsin Meksika Pezo'su 12-14 arasinda degisiyor. Bankalar pasaport istiyor degisim icin. Benim de yanimda yok. Bir doviz burosunda biraz para bozdurmak istiyorum. Mesela 50$ verip 30$ para bozuracaksiniz diyelim, paranin ustune size 20$ arti Pezo olarak vermiyorlar. Heryer US dolar aliyor gerci, ustunu Pezo vermek sartiyla.
Hediyelik esya deyince, hakikaten guzel sanat eserleri cinsinden bir suru esya var ortalikta. Gezi yaptigimiz bolgede de genelde ayni cinsten tonlarca hediyelik esya satan saticilar var. Guzel ve degerli seyler dedigim gibi biraz tuzlu.
Otelin aktiviteleri jet-ski, parasailing, katamaran, kayaking, deniz bisikleti gibi sportif faaliyetlerle beraber, bir de sabah yola cikip yakinlardaki dunyanin yedi harikasindan biri olan Maya Uygarligi kalintilarina gezi, Tulum bolgesine gezi, yunuslarla yuzme, korsan gemisinde eglence gibi otel disi programlara katilmak var. Biz oglanla birgun Chichen Itza bolgesindeki Maya tapinagina gittik. Sabah 7:30'da yola ciktik, aksam 8'di otele dondugumuzde. Bir sonraki post onunla ilgili olsun.
Tatil icin bakinirken E. de ayni donemde Cancun'a gideceginden bana Cheap Carribean sitesini tavsiye etti. Istediginiz kosullara gore guzel fiyat bulmak mumkun. Ben denize sifir, hersey dahil, direkt ucus ve hic birseye karismayacagimiz bir tatil istedigimden otel+konaklama+havaalani transfer seklinde bir paket aldim seyahat acentasindan. Bastan asagi profesyonel bir servis aldik. Hem giderken hem donerken otelde seyahat acentasinin gorevli bir elemani bize her konuda yardimci oldu. Otel icinde disari icin turlar satiyorlar. Ayni turlari bir de otel disindan almak mumkun nerdeyse yari fiyatina. Bunda da pazarlik yapmak mumkun hatta nakit USD oderseniz daha da ucuz ama otobuslerin sigortasi yokmus, bazisinda rehber olmuyormus, karar katilanin.
Gelelim deniz ve sahil bilgilerine. Bir defa deniz hic tuzlu degil. Okyanusa acik oldugundan dalgayi kesmek icin devasa kum torbalari koymuslar. Bu hem gelen dalgayi kesiyor hem de eger guclu bir dalga varsa bir kismi ustunden asip yuzerken sanki ustunde surf yapiyormus hissi veriyor. Sahildeki kum bembeyaz hatta sutlac gibi demeliyim ki, o pirincler irili ufakli deniz kabuklarini ifade etsin. Incecik, bembeyaz bir kum. Deniz mavi-yesil tipki kartpostallardaki gibi. Otellerin havuzlari da var elbet. Ama hicbir sey deniz dibinde olmaya benzemiyor.
Uzun oldu yazdiklarim. Sair Nef'inin dedigi gibi "yedik ictik kam aldik dunyadan". Fotograflar burada.
1 Ekim 2008 Çarşamba
Sabah Surprizi-2
Sonra bir de bu mevsimde, dedik Salzburg'a gidelim 9 eylul once. Galiba uzun bir hafta sonuydu, atladik arabaya gittik rezervasyonsuz, otel motel arastirmaksizin... En olmadi cevredeki gasthaus'lardan birinde kaliriz dedik. Aksam gun batarken sehirdeyiz, karnimiz da acikmis ama once otel bulalim dedik. Birkac yere sorduk doluyuz dediler. Hostel'de kalmayi gozumuz yemiyor ama ogrendik ki tek kisilik yer var. Gecelim dedik, gectik. Information'a gittik dediler ki bu hafta kultur festivali var her yer dolu, hic yer yok. Bari birimiz hostel'de uyusun deyip geri donduk ki orasi da kapilmis. Gece bastirmak uzere, etraftaki gausthaus'lar bile dolu. Dolastik dolastik ve artik pes edip bir otelin restaurant'inda karnimizi doyurup bari arabada uyuyalim dedik. Onumuzdeki manzarayi gormuyoruz ama sanki bir ciftlige bakiyor gibiydi... Arkasinin daga baktigi uygun bir park alani bulduk. Duruma bakilirsa baskalari da yer bulamamis, onlar da komsu park alaninda konakliyorlar. Gunduz hava ilik olmasina ragmen gece oyle bir soguk bastiriyor ki... Arabayi mutemadiyen calistirip, isinip, tekrar uyumaya calisiyoruz.Sabah butun kaslarimiz tutulmus halde uyandik, disari ciktik ve aman Allahim o ne manzara oyle. Abartsiz sanki kartpostal... Onumuzde nefis bir gol, gunes karsidaki ufuk cizgisinden basini cikarmak uzere, arkamizda basi dumanli heybetli bir dag. Nasil da olaganustuydu o goruntu... Ve biz bu ucgenin icinden hic cikmak istemedik dogrusu. Maalesef oranin fotografi yok hafizamdaki resmi haric.
Sonra Salzburg'u gezdik gezdik gezdik ve cok da sevdik. Bir sehir bu kadar mi aristokrat olur, bu kadar mi asil, sade ve $ik durur.
Iste biz manzara kesfetmek istedigimizde hic konaklama rezervasyonu filan yaptirmiyoruz. Surpriz olsun :)
17 Eylül 2008 Çarşamba
Sabah Surprizi
Istedim ki biraz makyaj yapayim bloga. Ustteki banner'a bir fotograf ararken su yandaki resmi buldum bizim arsivde.Sene 1999 ve biz Slovakya'dan arabayla bir geziye cikmisiz. Gidis Italyan ve Fransiz Riviera'sindan, donus Ispanya, Andorra ve Fransa kirsalindan. Pek cok yerde onceden rezervasyon yaptirmadan kaliyoruz. Andorra'dan girdik Fransa'ya, otobani tercih etmeksizin geziyoruz koy kasaba, dag bayir. Artik bir gun cok yorulduk ve gecenin bir karanliginda hadi bir otele gidelim dedik. Nerde oldugumuzun farkina bile varmadan su kasabada konaklayalim dedik. Sabah kalktik, kahvalti icin birseyler yiyecegiz ve derken arkami donmemle su fotograftaki asik olunacak manzara karsiladi bizi. Hala bu resme bakip, burasi Albi deyince aklima "bak iste hayat surprizlerle dolu" cagrisimi gelir.
15 Eylül 2008 Pazartesi
Havaalaninda Bir Guzellik
Bulduk baby lounge'u ve yatirdik iki yavruyu da uykuya. Burasi fotograftaki gibi icinde 10 adet cibinlikli karyolasi olan, serin, uyku muzigi calan harika bir yer. Cocuk karyolalarinin yaninda anne-babanin oturmasi icin koltuk yapmislar, hatta basucuna da lamba koymuslar okuma durumunda icersi los olmasin diye. Bebeklerin altini degistirmek icin ozel bir bolum, ivir ziviri yikamak icin lavabolar, sut ve mama isitmak icin mikrodalga ile ailelere fazlasiyla hitabeden bir yer.
Yetmedi, dus mu almak istiyorsunuz ya da meditasyon yapip dua mi etmek istiyorsunuz ust katta ozel odalar yapmislar, girip sessiz sakin kafanizi dinleyip rahatlayabiliyorsunuz. Ya da ben kendimi cukulatalarin arasina gomup sonra da cikip parfum banyosu yapayim derseniz asagidaki ozel dukkanlara ugramaniz siddetle tavsiye olunur. O cukulata dukkaninin karsisindaki gurme dukkanina ise hic girmeyin. Himmm aklim hala o peynirlerde... Hatta minik bir sergi, cocuk oyun odasi, ozel VIP salonu ile havaalani dedigin iste boyle olur dedirten bir yer Schipol. Ola ki yolunuz duser aklinizda olsun.
5 Eylül 2008 Cuma
Etki Alani + Cekim Merkezi
Buraya dondukten sonra hep boyle oluyor. Dun aksam bizden sonra gelen bir arkadasla da konustum, o da ayni seyleri hissettigini soyledi. Donunce bir sure aklimiz orada kaliyor. Eh tabii cogunlugumuz Ege'de Akdeniz'de tatil de yaptigimizdan gel de arama tatil gunlerini, mavi sularda serinlemeyi, amacsizca kumsalda guneslenmeyi, cocuklarla kumdan kale yapmayi. Sonra Istanbul, Canakkale ya da baska guzergahlarda biraz daha tatil olmayan izin kismini yasayinca, midemiz balik ve kebaptan bikinca, trafikten illallah deyip, insan kalabaligindan sikilinca oradaki gercek yasama biraz daha yaklasinca donelim artik diyoruz.
Basta da dedigim gibi aklimiz bir sure orada kalip, sonra buradaki gerceklik var gucuyle bizi icine cekince, anladim ki; ilk hafta Turkiye'nin etki alaninda ama Amerika'nin cekim merkezindeyiz.
Var mi bu sarki gibisi... Sozlerinin bu kadar pesimistik olup, muzigini duyunca insanda oynama istegi uyandiran. Galiba TR'nin en guzel ozeti bu sarkida :)
Basta da dedigim gibi aklimiz bir sure orada kalip, sonra buradaki gerceklik var gucuyle bizi icine cekince, anladim ki; ilk hafta Turkiye'nin etki alaninda ama Amerika'nin cekim merkezindeyiz.
Var mi bu sarki gibisi... Sozlerinin bu kadar pesimistik olup, muzigini duyunca insanda oynama istegi uyandiran. Galiba TR'nin en guzel ozeti bu sarkida :)
25 Ağustos 2008 Pazartesi
Dondukten Sonraki Ilk Gun
Dun, sabahin erken bir saatinde yola cikarken su doktuler arkamizdan Istanbul'da. Ondan once Canakkale'de kirmizi tisortlu kiz nefes nefese tam otobus kalkacakken geldi, el salladi yuzunde yaslar kuruyarak. Canakkale'den once Bozcaada, Datca guzergahlarinda pistik, islandik, serinledik Ege'nin sularinda. Ondan da once cocuklar ates icinde ucmustuk buradan oraya.
Ve iste simdi hayal gibi gelirken orasi, oradayken sanki hic yokmus gibi hissediyorken burasini, buradayiz. Donduk, geldik, hayalmis gibi gorunen yerdeyiz artik. Tatil sonrasi adaptasyon icin bir hap yok ama biz birkac gun hapi yutmus hallerdeyiz.
19 Mart 2008 Çarşamba
Simdi Gezelim
Hava yagmurlu ve puslu. Ara ara baharin yavastan yaklasan seslerini duysak da boyle yagmurlu gunler olmuyor mu insanin ici karariyor.
Derken... sabah bir email geldi ortak arkadasimizdan. Dunya gezisine cikmis bizim Basar. Icim nasil aydinlandi anlatamam. Zaten oyleydi hep... Hep gezerdi, akli fikri "baska nerelere gidilir" dusuncesindeydi. Eh tam olmus, bu blog da yakismis.
Takipteyim Basar. Buralardan gecersen mutlaka ugra, e mi?
Sevgiler...
BILGISAYARININ BASINDAN KALKMADAN ISTANBUL-KARAYIPLER-GÜNEY AMERIKA-AVUSTRALYA-UZAKDOGU-ISTANBUL GEZISINE KATILMAK ISTEYENLER: BU BLOG TAM SIZE GÖRE. YOLUM ÜZERINDE GEZILECEK, YAPILACAK, YENILECEK VB TAVSIYELERINIZ VARSA BANA LÜTFEN YAZIN. BAKARSINIZ SIZIN YERINIZE BEN GIDER YAPARIM. HADI SIMDI GEZELIM
Derken... sabah bir email geldi ortak arkadasimizdan. Dunya gezisine cikmis bizim Basar. Icim nasil aydinlandi anlatamam. Zaten oyleydi hep... Hep gezerdi, akli fikri "baska nerelere gidilir" dusuncesindeydi. Eh tam olmus, bu blog da yakismis.
Takipteyim Basar. Buralardan gecersen mutlaka ugra, e mi?
Sevgiler...
BILGISAYARININ BASINDAN KALKMADAN ISTANBUL-KARAYIPLER-GÜNEY AMERIKA-AVUSTRALYA-UZAKDOGU-ISTANBUL GEZISINE KATILMAK ISTEYENLER: BU BLOG TAM SIZE GÖRE. YOLUM ÜZERINDE GEZILECEK, YAPILACAK, YENILECEK VB TAVSIYELERINIZ VARSA BANA LÜTFEN YAZIN. BAKARSINIZ SIZIN YERINIZE BEN GIDER YAPARIM. HADI SIMDI GEZELIM
6 Temmuz 2007 Cuma
Seyahat Planlari Yaparken
Buralara Ege havasi geldi. Gunes tam profiterol tadinda. Ara ara yakiyor ve hemen insanin aklina "simdi deniz kenarinda olmak vardi"yi cagristiriyor.
Simdilerde kimi dostlar tatilde, kimileri de yakinda yolcu. Seyahat planlari yapan herkes icin KAYAK onerilir. Kendisinde kayitli seyahat engine'lerden, verdiginiz tarihlere gore arama yapiyor, boylece tek tek orbitz, travelocity ya da expedia'ye girip ugrasmak zorunda kalmiyorsunuz.
1 ay once annemlere bilet bakarken, cikis yapilan ulkedeki acentalardan bilet alinirsa daha hesapli olur mantigiyla birkac seyahat sirketiyle irtibata gecmistim. Tamam malum high season'dayiz, yuksek bilet fiyati bekliyoruz ama benim kayak'tan bulduklarim karsisinda arada daglar kadar fark vardi. Ustelik Turk turizm sirketleri artik Euro fiyat veriyorlar ve beklediginiz esneklikte arama da yapmiyorlar sizin icin.
Hatta simdi yazsam mi diye dusundum basima gelen bir durumu. Ekobilet sitesinden arama yapmistim 1.5 ay kadar once ama 60 yas ustu bilet kesilmiyormus. Ben de sayfalarindaki kontak numaralarindan bir acentayla gorusup bana bilet bakip bakamayacaklarini sordum. Bayan tamam dedi, ismimi, email adresimi aldi ama ne arayan var ne email atan. Ertesi gunu email attim, aldiklarini ve okuduklarini teyid ettikten sonra bir de telefon actim. Tamam size bakacagiz diye gene savusturdular. Eh dedim bu boyle olmaz, sayfalarinda kayitli yaklasik 25 acentaya email atip durumu anlattim. Megerse biraz sitem etmek gerekiyormus, ertesi gun 25'i birden cevap verdi. Bana yanit vermeyen bayan da, email'imi almadigini soyledi :)
Neden insanlar islerini zamaninda, geregi sekilde yapmazlar anlamam.
Simdilerde kimi dostlar tatilde, kimileri de yakinda yolcu. Seyahat planlari yapan herkes icin KAYAK onerilir. Kendisinde kayitli seyahat engine'lerden, verdiginiz tarihlere gore arama yapiyor, boylece tek tek orbitz, travelocity ya da expedia'ye girip ugrasmak zorunda kalmiyorsunuz.
1 ay once annemlere bilet bakarken, cikis yapilan ulkedeki acentalardan bilet alinirsa daha hesapli olur mantigiyla birkac seyahat sirketiyle irtibata gecmistim. Tamam malum high season'dayiz, yuksek bilet fiyati bekliyoruz ama benim kayak'tan bulduklarim karsisinda arada daglar kadar fark vardi. Ustelik Turk turizm sirketleri artik Euro fiyat veriyorlar ve beklediginiz esneklikte arama da yapmiyorlar sizin icin.
Hatta simdi yazsam mi diye dusundum basima gelen bir durumu. Ekobilet sitesinden arama yapmistim 1.5 ay kadar once ama 60 yas ustu bilet kesilmiyormus. Ben de sayfalarindaki kontak numaralarindan bir acentayla gorusup bana bilet bakip bakamayacaklarini sordum. Bayan tamam dedi, ismimi, email adresimi aldi ama ne arayan var ne email atan. Ertesi gunu email attim, aldiklarini ve okuduklarini teyid ettikten sonra bir de telefon actim. Tamam size bakacagiz diye gene savusturdular. Eh dedim bu boyle olmaz, sayfalarinda kayitli yaklasik 25 acentaya email atip durumu anlattim. Megerse biraz sitem etmek gerekiyormus, ertesi gun 25'i birden cevap verdi. Bana yanit vermeyen bayan da, email'imi almadigini soyledi :)
Neden insanlar islerini zamaninda, geregi sekilde yapmazlar anlamam.
30 Ekim 2006 Pazartesi
Truva, Troia, Wilusa, Ilium, Ilion, Ilios
Simdi bir de Canakkale'li olarak Truva'ya kadar gitmisken orayi da yazmamak olmaz. Assos'dan donerken hadi bir de Truva yapiverelim dedik yolumuzun ustunde.Bazen dusunuyorum, sehrin yarim saat uzakliginda M.O. 3000'dan kalma bir sehir var. Insan herhalde surekli icice yasayinca kaniksiyor ve elindekinin degerini bilmiyor mu ne, ama oyle boyle degil, taa 5000 yil oncesinde kurulmus bir sehrin kalintilarina sahipsiniz. Bu muhtesem, olaganustu degil de nedir peki? Bu 3. gidisimdi Truva'ya. Kapanisa da az vardi ama gene de turumuzu tamamladik. Yanimizda rehber esliginde Almanlar, Ingilizler, Amerikalilar vardi cokca. Tur otobusleri de artik son duraklarini yapiyordu gun batmadan once.
Gelelim buradaki kazi calismalari tarihcesine.
Ilk olarak Heinrich Schlieman adli bir arkeolog ve tuccar Alman tarafindan Homeros'un Ilyada eseri referans alinarak Hisarlik tepesinde Truva'nin aranmasi karariyla baslamis. 1865-1868 yillari arasinda Frank Calvert ilk kazi calismalarina baslayip Hisarlik'in yapay bir tepe oldugunu farketmis.
1.- 9. Kazi Calismalari: Ilk buyuk captaki kazilar 1871-1894 arasinda Heinrich Schlieman tarafindan yapilmis. Sehrin katmanlarda olustugu, kalintilar arasindaki canak comleklerin gruplara ayrilmasi yanisira cok sayida eser yurtdisina kacirilmis. Schlieman'in olumundan sonra bayragi Wilhelm Dorpfeld alir. 1893-94 arasinda tabakalanma uzerinde calismalar yapilir. Zira bugunku kalintilara bakildiginda sehir ustuste kurulmus sekildedir. Bolgeden o donemde elde edilen eserler Istanbul, Atina ve Berlin'e gonderilmis. 2. Dunya Savasi sirasinda Almanlar Berlin'dekilerin yarisini Moskova ve St. Petersburg'a goturmusler ancak yarisi ya kaybolmus, ya da tahrip olup yokolmus.10. - 16. Kazi Calismalari: 1932 -1938 arasinda 17 kazi calismasi yapilmis bolgede Amerikali Carl Blegen tarafindan. Bu calismalar sirasinda yakin cevrede de kazilar yapilmis.
17. Kazi Calismalarindan gunumuze: 1988 yilinda Manfred Korfman baskanliginda Alman, Turk ve Amerika'nin katildigi bir heyet ile kazilara 50 yil sonra tekrar baslanmis ve her yil yazin devam ediyormus. Elde edilen buluntular da Canakkale Muzesi'nde sergileniyormus.
Truva tarih itibariyle M.O. 3000'da kurulmus.

Troy I - V diye adlandirilan donemde Truva Ege'den Karadeniz'e giden ticari gemileri kontrol eden bogazda onemli bir kavsak sehri.
Troy VI M.O. 1300 yillarinda depremle yokolmus ve o doneme iliskin sadece bir ok ucu bulunmus kazilarda.Troy VII kendi arasinda 3 doneme ayriliyor. M.O. 1300 - M.O. 950 donemini kapsayan yillarda savas kalintilari, yangin izleri, insan iskeleti kalintilari bulunuyor. Homeros'un Truva'si Iliyada'da sik sik bahis konusu olur. Zaten bu sehri ilk aramaya sevk eden de bu eserdir.
Troy VIII M.O. 700 yillarinda kurulmustur. Dogal afetlerle sehir gene yokoluyor.
Troy IX bu bolgede Roma Imparatoru Augustos tarafindan kurulmus son sehirdir. Augustos zamaninda altin cagini yasiyor ve Konstantinapol'un Dogu Roma Imparatorlugu'nun baskenti oluncaya kadar donemde hayli onemli ticari bir sehir rolu var, ancak Bizanslilar zamaninda yavas yavas sehir sonup, yokoluyor.
Buradaki at sanatci Izzet Senemoglu tarafindan 1975'te yapilimis. Bir de Ckale'de sahilde Troy filminde kullanilan at var, 2 yilligina sehre kiraya verilen, o baska. Yandaki kedi de 5000 yildir uyuyormus, uyandirmaya kiyamadik :)Bu arada post'un basligindaki Troia, Wilusa, Ilion ... hepsi bugunku Truva'nin gecmis zamanlardaki ismi.
Assos
Gozlerimi kapiyorum ve bir tepenin ustunde, buyukce, denizi goren bir yer hayal ediyorum. Karsida adalar, yar gibi yukselen dagin eteklerindeki sahile yanasmis tekneler, Marmara'nin Ege'ye derin, uzun, mavi ve ruzgarli eteklerini savurarak acildigi ilk nokta burasi. Bir yanin denizle kucaklasacak kadar icice iken, diger yanin asagida minik catilar altidaki ahaliyi tepeden gorecek kadar azman. Simdi ben gozumun onunde boyle bir manzara canlandirirken, orada o zamanlar yasamak nasil olmali diye dusunuyorum. Eee sene M.O. 348'ler filan. Buyuk dusunur Aristo var, ilk felsefe okulu kuruluyor, Kral Hermenias etrafina tum filozof ve sanatcilari cagirmis Assos'a.
Assos'un gordugu gorecegi zaten Kral Hermenias donemindeki ihtisami olmus. Karsida Midilli Adasi ya da zamanindaki ismiyle Lesvos'dan gelen kolonistler kurmuslar burayi M.O. 8. yuzyilda. Kral Hermenias, etrafindaki entellektuel takima cok onem vermis ve sik sik filozoflari, sanatcilari cagirmis. Iste Aristo da o zamanlarda Assos'a geliyor ve 3 yil kaliyor hatta ilk felsefe okulunu da burada aciyor. Sehir sonra Perslerin eline gecmis (MO 342) , ancak bir sure sonra Buyuk Iskender, (Alexandar the Great) olarak bilinen Makedon krali tarafindan M.O.'de 334'te isgal edilmis ve sonraki zamanlarda baska hukumdarliklarin egemeligine girerek etkisini yavas yavas kaybetmis.
Ilk '94'te gitmistim Assos'a. O zaman da yolda giderken bobrek taslarinizi dusurecek kadar sallantili bir 19km'lik Ayvacik-Behramkale arasi yol takibediyordunuz, simdi de. Sahile eklenen uc-bes otel ve lokanta haricinde ben pek bir degisiklik goremedim etrafta. Zaten o kadar daracik bir alana sikismis ki sahil, ne konut yapimi ne de genisleme anlaminda yeterli bir alana sahip degil.Once sahile inip etrafi kesfettik, yedik, ictik, dinlendik sonra da donuste Behramkale'ye ciktik. Ege'ye bakan o manzara simdi gozumu kapayinca yukarda tasvir ettigim hayali getiriyor gozlerimin onune. Kaleye giriste simdi camiye donusturulmus bir kilise var. Kalenin icinde bir de Athena tapinagi var M.O. 530'da yapilma.
Hayalimden gecen iste oyle bir tepede yasama istegi, denizi, maviyi goren, bulutlara yakin, gunesle dogup, ayla batan bir yerde ...
4 Ekim 2006 Çarşamba
Wilusa
Bir aksam kordon turumuzu yapiyoruz annemlerle, sicakkanli bir erkek kibar bir sekilde brosur uzatip etraftaki turlari anlatiyor. Ayvalik'a yat turu, gunubirlik Gelibolu Yarimadasi, Kapadokya, Gap diye gidiyor listedekiler. Cuma-Ctesi Ckale bogazinda eglenceli vapur turu da varmis ama eylulde okullarin acilmasiyla talep azalinca seneye kaldi diyor. Ne zaman su yarimada turunu yapsak derken, teyzemi de alip bir sabah hadi diyoruz.Canakkale'yi herkes pek bir sever, begenir ancak, alisilmis buyuk sehir isteklerine zor cevap veren bir sehirdir vessellam. Yillardir dogru durust bir turizm sirketi gormemistim. Sahilde tanisip, bir gece oncesinden adimizi yazdirinca Wilusa'dan Abdullah Bey bizi sabah evimizden alip, o kadar guzel bir program ile tum yarimadayi gezdirdi ki, ben iste bir tur bu kadar guzel olur dedim kendisine de...
Saat 9'da Kilitbahir'e gecilir, sirasiyla Seyid Onbasi, Sahindere , Sargi Yeri Sehitlikleri, Canakkale Sehitler Abidesi, Morto Koyu, Yahya Cavus, Ertugrul Tabyasi ve Koyu, Kabatepe Muzesi, Anzak Koyu, Mehmetcige Saygi Aniti, Kanli Sirt, Tuneller 57. Alay Sehitligi, Conkbayiri, Ariburnu, Yeni Zellada Aniti ile aksam 5'te program tamamlanir. Abdullah Bey emekli bir egitimci. Rehberlik isini de o kadar iyi yapiyor ki, 8 kisilik grubumuzdaki herkesten iltifat aldi. Zaman zaman sesinde didaktik bir ton ile Anzaklar ile Turklerin nasil gofret, su, ekmek degis-tokusu yaptiklarini, zaman zaman gozlerimizi yasartacak anilari duygusal bir tonda anlatinca iyi ki Canakkale'liyim diye gururlu bir havaya girdik hemen. Cok alisilmis, siradan, klise kelimeler ama bu vatan oyle boyle kolay kazanilmamis. Kazilan siperleri, gozetleme noktalarini, Conkbayiri'ndan Saroz'a bakan o tepeyi gorseniz hakverirsiniz.
Her yil 18 Mart torenleri sirasinda 500bin Anzaklinin Ckale'ye geldigini biliyor muydunuz? Onlar safak zamani yaparmis torenlerini. Ingilizler, Fransizlar kendi mezarlari icin olan arazileri, bolgeden kiralamislar ve bakimi gercekten muhtesem. Cimin en yesil, ciceklerin en bakimli oldugu bolge uzaktan "tamam burasi onlara ait" hissidiyati cagristiriyor hemen. Kayitlara 57bin Turk askeri oldu diye geciyor ancak 250bin sehit verildigini yaziyor tarih. Bir o kadar da karsi taraftan zayiat varmis. Zaten gezdigimiz her yerde Turk tur otobusunden cok Ingiliz, Yeni Zellandali ve Avusturyalilar vardi.Bu arada seyahat sirketinin adi dikkatimi cekmisti ilk duydugumda. Eskiden Hititler doneminde Truva'ya Wilusa denirmis, oradan esinlenip koymuslar.
Buralari gezip dolasirken etrafin ne kadar cok kirli, cop artiklariyla dolu oldugu dikkatimi cekti hemen. Ckale de sehir olarak temiz sayilmaz hic, hatta Assos'da Behramkale'ye cikarken kale dibinde satis yapan kadinlara "neden hemen su dibinizdeki copleri temizlemiyorsunuz" diye sitemde bulundum ama cevabi "abla ruzgar asagidaki copleri gene geri getiriyor" oldu. Demek asagidan yukariya, bir sorun var :)Aksam olup da sevgili Koray arkadasimin evine davet edilince geceyi tatli yiyip, tatli bitirdik. Yillarin dostu, biraktigin yerde dun kalmis gibi, araya hic zaman girmemis gibi hemen yakalayabildigin bir dost. Zaten Ckale benim icin her zaman ilik esen meltem gibi; sessiz, sakin, ilik, yumusak...
2 Eylül 2006 Cumartesi
"Eylulde Gel"
Bu yaz boyle oldu. Alpay'in sarkisina uyup Eylul'de geliyoruz. Yok yok sarkidaki gibi huzun yok, hazan mevsiminin yazdan sonra durulmus huzurlarini yasamaya geliyoruz. Gunes artik profiterol tadinda olmasa da, gene de sansimizi deneyecegiz mavi sularda pembe hayaller kurmak icin.
...
Eylülde gel
Eylülde okul yoluna
Konusmadan yürüyelim gireyim koluna
Görenler dönmüs hem de mutlu diyecekler
Aðaçlar sevinçten basima konfeti gibi
Yaprak dökecekler
...
Eylülde gel
Eylülde okul yoluna
Konusmadan yürüyelim gireyim koluna
Görenler dönmüs hem de mutlu diyecekler
Aðaçlar sevinçten basima konfeti gibi
Yaprak dökecekler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)