14 Aralık 2010 Salı

Deli-kanli Gunleri

Bebeklik ve cocukluk insanin anne babasinin kanatlari altinda olup, aile sicakligini hissettigi yillar.

Sonrasinda genclik basliyor ya.. Kanatlarini takip uctugun, kaninin deli deli aktigi, delikanlilik donemi... Yilmaz Ozdil bir yazi yazmis bugun, okuyun derim. "Genclik insanin basina bir kere gelir" demis.

Sonra da kendi ilk gencliginizi hatirlayin. Ben bu aksam resimlere bakip kesin gulumseyecegim. Ah genclik ah deyip Sibi'yle Sebo'ya satasicam :)

3 Aralık 2010 Cuma

Formda Kalmak Icin Yazi Yazmak Lazim.... Sibi'me

Sali gunu uzun bir kara yolculugu yaptim. Guzergahim ev yani Metro NY'dan - Harrisburg, PA'ydi. Yolumun hemen hepsi otobandan gectiginden pek sikiciydi demek dogru olur. Amerika demek yol demek, yol demek araba demek, kamyon demek, tasimacilik demek, sik sik orta seritte sikisip saga kacmak demek, sonra onumdeki benden daha yavas olunca gene kamyonlarin onune atlamak demek. Ama oylesine canavar gibi suruyorlar ki, sanki ben saga gecmezsem ham yapip yutuvericeklermis duygusu veriyor insana.

Sali gunu yani 30 Kasim cok sevdigim iki arkadasimin dogum gunuydu. Telefon da acamadim, ruhsuz 2 mail'le kutladim yeni yaslarini ama Sibi'me gec de olsa bir yazi yazmak istedim alem-i blog dunyasinda.

Bu siralar Ally McBeal dizisine taktim. Gunumu onunla tamamlarsam kendimi daha iyi hissediyorum. Gecen bolumlerde bizim kiz ,yani Ally, kalp kirikligindan muztarip, ev arkadasi Renee'in kolunda Boston sokaklarinda teselli buluyordu. Icim ciz etti o an, dedim ki iste biz de boyleydik Sibim'le. Beni cekistire cekistire disari cikarir, oylesine dolasirdik da dolasirdik. Daha cok kol kola, gene cekistire cekistire, kiza kiza, soylene soylene illa disarda olmak isterdi. Ben de asagi kalmazdim ama onun icin hayat, o zamanlarda hep disarda olmakti. Kardesi bile halimiza sasirirdi neden birgun bile evde oturup totomuz minder yuzu gormuyor diye.

Pespembe, cirtlak, cingene pembesi ojeleriyle ilk tanidim onu, universitenin 2. gununde (kizdin mi bu ojenin rengini yazdim diye, o zaman saclarini ilk boyattigin rengi yazmiyim bari). O Bandirma'dan gelmisti, ben Canakkale'den. Ikimizin de Istanbul'da Bostanci taraflarinda yasayan dayilarimiz vardi. Ikimizin de o kadar cok ortak noktasi vardi ki; ama ikimiz de aslinda farkli kisiliklerdik, ve ikimiz de biliyorduk bunu. Yillar boyunca oda arkadasi olduk, ev arkadasi olduk her hafta sonu birbirimize, Gungor teyzenin nefis kurabiyleriyle beslendik uzun somestir aralarinda, ya da soguk kis hafta sonlarinda. Illa icmek icin bahane arardik, daha cok Sibim tabii, benim midem doluverir 2 bardakla ama Sibi'ye ne verirsen ver icer, hayir demez. Sallana sallana kantine gitsin, bara gitsin, cafe'ye gitsin ve hep birseyler icsin. Insan ictigi her kahveyi begenir mi gulum ya, ama gecenlerde ona da dedim, yemin ederim her kahve alisimda, sirkette, Dunkin'de ya da bizim favori bezincide, hele de aromaliysa seni hatirliyorum diye, kesin buna da bayilirdi diye. Yok hakkini yemiyim, ucundan tadip attigi da olurdu.

Sonra bana demis ki bu ayin baslarina dogru, sirkette York testi mi ne aliyorlarmis "buralarda bu moda oldu, yiyecek-vucut metabolizmasi iliskisindeki besin inteloransini kesfetmek icin..." Tam da benim dogum gunumden 1 gun sonra; kuzucugum mayali besinlere, biraya, peynire intoleransi varmis bunu haber veriyor. Hepsi de cok sevdigi seyler, uzuluyor yiyemeyecek diye. "York amcanin dediklerini uygula da aklin basina gelsin, benim dogum gunumu belki seneye hatirlarsin" diye yanit verdim. "Ama tekila ve raki icebilirim ..." Sibi'den gelen cevap bu, evet yeter ki icsin o :))

Akillidir, sasirtir beni bazi cin fikirleriyle, hassastir, sefkatlidir, benim olamadigim kadar genis ve uyumludur. Yuzumden anlar hemen icimdeki duygulari, sormaz anlatmami bekler. Dalgindir, unutkandir, "ay ... " diye bir baslar ama bilirim unutkanligini hele bir York diyetini uygulasin o zaman iyilesecek :) Cok iyi bir dinleyicidir en cok bunu mu ozluyorum ne...

Bugun cuma, tam da seninle kolkola gezebilecegimiz bir gun. Eski gunlerdeki gibi Istiklal mi olur, Bagdat mi olur, Kucukyali sahil mi olur, NY mu olur, harita okumayi bilmiyorsun diye kizdigim Panama City sahili mi olur. Off nasil da yagmurluydu donus yolu hatirliyor musun? Anilar o kadar cok ki, hani Valley, AL'dan ciktik etrafi kesfedicez diye kucuk kasabalardan gecerken bir kalabalik gormustuk de, acik arttirma var diye dalmistik aralarina. Hava yapisik ve sicak otesiydi. Bir cadirin altinda adamin biri heyecanli heyecanli birseyler anlatiyordu hani ve evet saticiydi nihayetinde. 70'lik moruklarina arasina dalip guneylilerin o bakislari arasinda elimize Incil verilince anlamistik, sattiklari seyin ne oldugunu.

22 yil olmus biz arkadas olali az once hesapladim da. Uzaklastik, geldik-gittik aramizdaki iliskide, kizdik, kustuk hatta birbirimize, ama hic kopmadik, birakmadik birbirimizi. Simdi Atlantik'in iki tarafinda aramiza kendi hayatlarimiz girmisken ben seni cok ozluyorum ve seviyorum...

Forma girmek icin birimizin York diyeti yapmasi ve digerinin yazi yazmasi yeter mi bilmem?.

3 Eylül 2010 Cuma

2010-2011'e Baslarken


Havada circir boceklerinin sesi ... ates bocekleri gece olunca hala isildiyorlar ... gunduz sicaklik 34C yapti dun golgede, gunese gecinde firindayiz sanki, Istanbul'un sicagini aratmiyor mazallah ... Biz de biraz serinleriz diyorduk TR'den donunce, malum burasi 40°43′ enlem, 73°59′ boylamda, Istanbul 41'e 29 kaliyormus (Canakkale asagi yukari burayla ayni enlemde). Gecen sene de benzer tarihlerde geri donmustuk ama bu seneye gore epey bir serindi hatta kizimin hasta oldugunu bile hatirliyorum.

5 hafta yoktuk ya gundem hemen kendine cekiyor insani. Oradan burayi buradan orayi anlamak kolay degil. Her lokasyonun kendi dinamikleri var, onu yakalamak lazim herhal! Referandum, Kilicgaroglu, yaz ikoncalarindan; Tiger'in bosanmasina, Kasim'daki ara secimlere yumusak inis yapiyoruz.

Mesela Apple'in yeni oyuncaklarini gormek lazim. Steve Jobs carsamba gunu Apple'in update olmus yeni cicilerini acikladi. iPad bir fenomen oldu gidiyor nisandan beri, iPod classic tarih oldu ama gecen sene cikan iPod Touch'a onlu arkali kamera eklenmis, HD kalitede video da cekiyor, Apple TV'yi miniklestirip fiyati da 99$'a kadar indirmisler, iPhone 4 daha once cikmisti di mi? Eee daha ne olsun, bizim de bir tane olsun. Gozum su iPod Touch'da...

Sali gunu okullar aciliyor. Yine yeni bir yil basliyor. Haydi dalya diyelim 2010-2011 icin.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Petrol Sizintisina Iliskin Harita

Meksika korfezindeki petrol sizintisina iliskin guzel bir interaktif harita, gene NY Times'dan.
Nisan 22'den itibaren gun ben gun etki alani, onleme calismalari, dogal hayati nasil etkiledigi gibi ustteki tab'larla degisik calismalari gormek mumkun.

20 Haziran 2010 Pazar

Istanbul'dan Mektuplar

Baslik benim degil, Thomas Friedman'in. Bugunku NY Times'daki yazisinda Turkiye ile ilgili gozlemlerini yazmis. Bu 2. bolumdu. Ilk yazisi ise burada gecen sali yayinlandi.

Friedman, Amerika'nin dis iliskiler alaninda basarili gazetecilerinden biri. Iliskileri kuvvetli, Beyaz Saray'la bagi iyi, egitim, politika, dis iliskiler gibi konularda yaziyor. Tum kitaplarini dinledim ama en cazip olani Dunya Duz (The world is flat) diye yayinladigi kitabiydi.

Sonra gecenlerde NPR'da dinlerken kulagima takildi. Leonard Lopate benim NPR'daki 2. adamin (ilki Brian Lehrer). 12-2PM arasi kitap, muzik, sinema gibi konularda soylesi yapiyor. Stephen Kinzer yeni bir kitap yazmis: Reset (Iran, Turkiye ve Amerika'nin gelecegi). Onunla soylesisi vardi radyoda. Kurt sorunundan, laiklik konusuna, Ermeni sorunundan, TR'deki AKP hukumetiyle gelisen toplumsal dinamiklere iliskin yarim saat suren konusma yaptilar. Bazen Lopate tarafindan sorularin icinde cevabin verilmeye calisildigi, bir parca on yargili bir hissiyata kapildiysam da, Kinzer TR'yi ve Ortadogu'yu cozmus bir adam, aciklamalari tatminkardi. Yeni kitabini merak ettim, gittim hemen audio'sunu aldim.

Disardan birinin iceriyi nasil algiladigini anlamak ozellikle TR'dekiler icin onemli olmali diyorum. Tabii burada, bizde de TR'ye iliskin algida secicilik durmuyor.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Icimizdeki...


Uzun suredir P'yu gormemistim. Geldi yanima, mac yapiyoruz di mi dedi. Tamam dedim. P. benim 60 kusur yaslarinda, gittim spor salonunun sahibi. Arada denk gelirsek raketball oynuyoruz. Nerelerdesin dedim, haftaya Polonya'ya Auschwitz'e gidecegiz dedi. 150 kisi gelecek, ayin var, onun hazirliklariyla ugrasiyorum dedi. 11 sene once ben de gittim cok etkilendim dedim. Benim 7. gidisim olacak, Kasim'da da gidiyoruz gene dedi. Her dinden, bir suru milletten insan gelecek, herkes kendi inancindan dua edecek dedi. Biraz lafladik bu konu uzerine...

Sonra dondu "Herkesin icinde aslinda, -kucuk de olsa- bir Nazi var" dedi.

Civi gibi cakildi beynime...

10 Haziran 2010 Perşembe

Yoksa Siz Hala Sosyallestiremediklerimizden misiniz?

Bir sosyal iletisim dalgasidir gidiyor son yillarda. Facebook'undan, Tweeter'ina, FriendFinder'dan, blog posting'e kadar kendimizle ilgili vermedigimiz/yazmadigimiz bilgi yok su sanal ortama. 400 milyon uyesiyle Facebook fena halde ileri bu yarista. Facebook'un seyrek kullanicisiyim ama ilk kendi hesap bilgilerimi girdigimde, sadece arkadaslarim gorsunler secenegini secmistim. Zaten 2 fotograf ve generic bilgiden baska fazla birseyim yok ama, gecen haftalarda Facebook'un guvenlik aciklari yazilip cizilince bakayim dedim. Meger Mr. Zuckerberg benim kendi circle of trust'imda tuttugum bilgilerimi, arkadaslarimin arkadaslarina da acmis. Degistirdim tabii hemen. Sonra onlar da yeni guvenlik update'leri yaptilar. Ama eski haline getirmek icin, kisisel ayar cekmek lazim bilesiniz.

Zaman zaman bu konu beni fena endiselendiriyor aslinda. Kendimizle ilgili girdigimiz bilgilerin guvenliginden nasil emin olabiliyoruz? Cogu zaman cok limitli ve genel anlamda tutsam da, girdigim site "ben bunlari kimseyle paylasmayacagim" dese de -ki o yuzden 850 tane tanimadigim yerden email geliyor hergun-, internetin anahtari kimsede degil.

Internette yaptigimiz her tik, girdigimiz her bilgi, www.xxx diye baslayip baska yerlere zipladigimiz her adim, analiz ediliyor (web analytics), kaydedilip gelecek adimlar tesbit edilmeye calisiliyor (data mining) ve ustunden data profilleri ile is zekasi raporlari cikariliyor (business intelligence).

Bir arkadasim vardi Amerika'da calisan. Uzaklarda simdi, kimbilir hangi ulkede contractor. Bir ara burada kimlik numarasi (SSN=vatandaslik no'su da denilebilir) calinip basina tonlarca is gelmisti. O demisti birkac sene once, kendi kontrolumde olmayan hicbir yere bilgi vermiyorum diye. Adam her daim internette biliyorum ama her yeri aradim, hicbir yere kaydolmamis. Kolay mi bu devirde, degil ama yazdigimiz yer de kara tahta degil ki silesin, nerdeyse bizimle omur bu digital kayitlar.

Imza
Web: www.deletemeforever.com
Tweeter: www.tweeter.com/benitakipet
Facebook: www.facebook.com/CatchMeIfYouCan

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Lost in Lost?


Dun aksam TV'nin karsisina 2.5 saatlik Lost dizisinin finalini izlemek uzere oturdum. Kafamda bir sonuca varmayi isteyerek, merakla, dikkatle, tonlarca soruyla... Oyle ya, her ilginc dizi ya da sinema filmi gibi bunun da ruhani bir yolculukla sonuclanacagini, neye inaniyorsaniz onun kivilcimlarinda cevaplandirilabilecegini, eski sezondaki karakterler ve verilen mesajlarla baglantili ucu acik bir final, yoruma dayali bir sonuc mu cikti simdi ortaya? 6 yillik gizem cozuldu mu? Meger aslinda hepsi daha adaya dustukten hemen sonra olmus muydu en son karedeki goruntuye gore, ve ada onlarin Araf'i miydi, ya da toplandiklari kiliseden sonra Cennet'e mi gidiyorlardi?

Lost Wikipedia'ya girmis bile. TV'nin en pahali dizilerindenmis. 2 gundur ne olacak, nasil bitti yorumlariyla calkalaniyor medya. Yorumlardan birisinde Oceanic 815, Al Kaide tarafinda dusuruldu diye okudum, yerlere yattim :)

Bazi okumalar icin ABC'ye, NYTimes'a ya da gene NYTimes'a bakilabilir.

Ilgincti, merak ettiriyordu, muzigi hafizalara kazindi, karakterler hayatin icindeydi, ama maceralariyla surreeldi, kendi kisisel yolculugumuza da sorular soruyordu, karizmatik yakisiklilar (!) vardi ve bitti... Yeni bir fenomen dizi bulana kadar.

Netflix Kuyruguna Goz Atalim

NY Times'in interaktif sitelerina bayiliyorum. Asagidaki link, Netflix'den kiralanan filmlerin sehir bazinda (city), komsu bolgelerdeki (neighbor) durumunu gosteriyor. Bu calisma 2009 yili icin yapilmis. Guzel bir BI visualization raporlamasi olmus.

A Peek Into Netflix Queues

23 Mayıs 2010 Pazar

3 Kusur Hafta Kadar Once

Once Mart sonunda posta kutuma bir email dustu, onun da oncesinde Kasim 2009'da bir dosya hazirlayip okula "What Beaty means" gorsel sanatlar yarismasina oglus icin guzellik neyi ifade ediyorsa, onu cizdigi bir resmini gonderdik ve unuttuk tabii. Aradan 5 ay gectiktan sonra "cocugunuz Westchester ve East Putnam County'lerindeki local ve regional PTA seviyesindeki yarismada dereceye girdi" diye email geldi.


Nisan sonunda yakinimizdaki ablasi ile uzaktaki teyzesi geldiler, okula gittik, kutlama programina katildik, sertifikasini aldi. O anki hissettigim sey, onu mutlu eden seyden dolayi mutluluk ve gururdu. Cunku oglan cizim yapmayi cok seviyor; resim, karikatur, cizgi roman, kolaj, o anki istegine gore... Hafta sonu cizgi resim yapmaya basladi. Bir proje ustunde calisirken epeyce ciddiye aliyor, ona hikaye yaratiyor, birbiriyle uyumlu olmasina, mantik boslugu olmamasina dikkat ediyor.

Yukardaki cizdigi resmin hikayesi de soyle. Yale'de Peabody Museum'u gitmistik epey bir once. Orada squid (murekkepbaligi) gormustu ve canavar squid diye epeyce evde konusmustuk. Sonra oturdu bu squid'i ben cok begendim diye ondan bir guzellik ortaya cikardi. Temasi da "Squid at rest" olsun dedi. Iyi dedik, dosyaya koyduk ve okula gonderdik.

Eee guzelin sonu yok, hersey neyi nasil gordugune bakmiyor mu sonucta ...

16 Nisan 2010 Cuma

Buralardan Sezen Aksu Gecti

video

Cafe Mistral


Gecenlerde Julie'nin, blog'dan yola cikarak kitaplastirdigi ve Hollywood'un sinemalastirdigi Julie & Julia filmini yazmistim. Benim shutterbug arkadasim Esra da, hergun'e bir foto diye bir cafe acti sanal alemde; Cafe Mistral. Hardcore muhendis arkadasim, gezmeyi, yemeyi-icmeyi, gormeyi ve guzellikleri sever. Kendisinin buyuk ve guzel bir foto arsivi var. Fotograflari biraz edit ederek hayati renklendirmeye, resimlerle bin kelimeye ozdes kucuk hikayeler yaratmaya calisiyor.

Dusunuyorum da aslinda kolay degil her gune bir foto vaadetmek ama ben hergun merakla fotograflarini bekler oldum dogrusu. En cok close-up'larini ve arkasi texture'li olanlari seviyorum. Eminim 1 yilin sonunda harika bir blog olacak, simdiden 105 post'u bulmus bile...

5 Nisan 2010 Pazartesi

Film: Julie & Julia

Bu kis o kadar film seyrettim ki, ama cogu Hollywood yapimi olmayan filmler. Sanirim Amerikan filmlerinin tarzindan. oyuncularindan, yorumculugundan bir mola almak istedim hala ara ara bu sevdam devam ediyor. Neler mi izledim? Cogu Alman ve Fransiz filmleriydi. Aklimda kalanlari yazayim. Cogu 2. Dunya Savasi sirasinda geciyor

Tell No One
I've Loved You So Long
Au Revoir Les Enfants
Black Book
As Far as My Feet Will Carry Me
The Baader Meinhof Complex
El Bola
....
Derken gecen aksam Julie & Julia cikti Netflix'den. Julia Child (1912-2004), Amerika'ya Fransiz mutfagini ogretmis bir karakter. Juile de isinden ve hayatindan sikilmis ve 1 yilda Julia Child'in kitabindaki 524 yemek tarifini deneyerek, deneyimlerini blog'unda paylasarak bir anlam olusturmaya calisan 30'larinin basinda bir kadin. Julia'yi Merly Streep, Julie de Amy Addams oynuyor. Ikisi de cok basarili rollerinde. Ve hos olan bu iki kadinin hikayesi de gercek.

Julie, gercekten boyle bir blog tutmus. Sonra bunu kitaplastirmis, sonra da Hollywood bunu filme cekmis. Simdiki yeni blogu da surada.

22 Mart 2010 Pazartesi

No Rain!


Guzeldik gecen hafta, gene mi yagmur :(

Saglik Reformu, Nihayet ...


Dun gece gec saatlerde saglik reformu diye adlandirilan tasari, Temsilciler Meclisinde (House) onaylandi. Kiti kitina denilebilecek 219'a karsi 210 oyla.

Bu ne demek simdi? kurumsal sirketlerde calisan cogu Amerika'linin saglik sigortasi var zaten ve kisa zamanda bir degisiklik olmayacak ancak mesela isini kaybettin o zaman kendi cebinden odeyip saglik policesi almak zorundasin ve bu da 2014'den itibaren baslayan bir uygulama olacak.

Hali hazirda 30 milyon Amerika'linin saglik sigortasi yok. Bu kadar gelismis bir ulkenin bir ayibiydi bence ve bu yasa ile devlet ulusala yakin bir kapsam getirmeye calisiyor.



Ornek vereyim. Bir arkadasimin esinin kendi isi var ve bu ailenin 3 cocugu var. Aylik 1700$ (20400$ yillik) prim odeyip, aldiklari saglik hizmetine gore de cebinden extra odemek zorundalar. NY ve CA eyaletlerinde primler bu yil %35 oraninda yukselmis ya da sigorta sirketleri onceden varolan saglik sorunundan (pre-existing condition) dolayi sizi sigortalamayabiliyorlardi. Iste bu yasa ile primlerin makule inip, pre-existing condition'lari kaldirmasi ve is yerinden veya kisisel bazda sigortalanma zorunlulugu geliyor.

Henuz cok yeni ve bir suru soru da var kafalarda ama Baskan Obama napti ne etti, Amerika'nin oteki sorunlarinin onune bu yasayi gecirip kil payi da olsa onaylatti, SONUNDA...

Okumak icin baska linkler:
The Fix Is In
Prescription For Health Care Crisis
Health Care's Generation's Gap
Health Care Conversations

21 Mart 2010 Pazar

Ne Guzel Bir Haber


Bugun sabah gazeteye bakiyorum, Friedman'in kosesinde gozum ilisti. Amerika'nin gercek ruya takimi diye, burada lise ogrencileri arasinda duzenlenen Intel Bilim Yetenek Bulma yarismasindaki finalistlerin adini vermis ve aralarinda bir Turk'un de adi geciyor: Levent Alpago. Ne kadar guzel bir haber... Mutluluk verici, ailesi ne kadar gurur duysa azdir.

Intel Bilim Yetenek Bulma yarismasi lise ogrencileri arasinda duzenlenen bir cesit Petit Nobel odulu ya da Bilim'in Super Bowl'u, yani prestiji fazla ve citasi yuksek akademik bir odul. Ilk 1942'de Westinghouse onculugunde baslatilmis ve 1998'den bu yana da Intel tarafindan sponsor ediliyormus. Her yil 1600'a yakin tez sunulup, bunlar Ocak ortasinda 300'e elenip, aralarindan 40 dahi finalist, bursa hak kazaniyorlar. Burs miktari 20bin ile 100bin USD arasinda degisiyor.

Bu genc bilim adamlarinin (ya da kizlarin) ugrastiklari seyler de haliyle kompleks. Birinciligi kazanan Erika DeBenedictis - ne guzel bir kiz kazanmis-; solar sisteme yolculuk yapan uzay gemisi navigasyon sisteminin iyilestirilmesiyle ilgili bir yazilim projesi yapmis. Levent Alpago damar hastaliklarinin nedenlerinin incelenmesinde MRI scan'lerini analiz ederek otomatik bir damar bulma yöntemi üzerine bir proje gelistirmis.

Hepsine kocaman alkis !!

23 Şubat 2010 Salı

Ikincil Egitim

Bir sure once NY Times'da David Brooks yazmisti oteki egitim basligi altinda bir yazi. Okullarda verilen akademik egitimin yani sira, uzun vadede mutlulugumuzu, duygusal ihtiyaclarimizi saglayan "ikincil egitim"in ihtiyacindan bahsetmis ve kendisinin ilk genclik yillarinda ilah edindigi Bruce Sprinsteen konserine gitmenin, oradan aldigi hazzin kendi kisisel gelisimde ne kadar onemli oldugunu yazmisti.

O yazi uzun zaman aklimdan cikmadi. Kendime donuk bir hesap yaptim da... ben okul yillarinda neler yasadim, ikincil egitimim nasil basladi, kimler nasil katkida bulundu diye. Ilk sinemaya gidisim, ilk kez Madonna albumunu dinlemem, Duran Duran'in ezbere bildigimiz hayati, Alman sarkici Nena TV'de cikinca nefes bile almadan o tek ama tek sarkisini dinlemem, okul sonrasi Dilek'le mandolin dersine kalmamiz... Kisitli Canakkale sosyal hayatinda neler yasanmis diye durdum dusundum, evde konustuk Burak'la gulerek, cogunlukla dalga gecerek.

Amerika'daki egitim hayatinda cocuklar bizim egitim hayatimiza gore cok daha rahat, daha yaratici, daha ozgur, daha az sinirli. Ikincil egitime daha onem veriliyor. TR'de de benzer bir degisim vardir tabii artik.

1 ay once okulda bir yarisma baslattilar. Hangi sinif daha cok okursa, o sinif okul mudurunun sacinin rengini boyama karari verecek diye. Ustteki adam bizim mudur, Mr. Harder. Cocuklara daha cok okusunlar diye atmadigi takla yok. Basarili da oluyor... 2.5 hafta biz cok istifimizi bozmadan okuyabildigi kadar okudu oglan. Okuduklarini dakika miktari ve kitap ismiyle log edip gonderdik ogretmenine. Sonuc su: Bizim cocugun sinifi okuma yarismasinda birinci olmus ve oglan da sinifta en cok katkiyi yapmis. "Eee ne renk sectiniz Mr. Harder'in sacini" dedim. "Yanlar sari, diger taraf mor" dedi. "Yok canim" dedim icimden, "cesaret edip o renge boyatabilir mi?" Iste kaniti.

Sanirim bu tecrubeyi oglan hayati boyunca unutamayacaktir. Birincil egitimde kendisine verilen, eglendirerek, heyecanlandirarak, motive ederek, sac boyatarak(!) ogretmenin keyfini. Sonucta onca yillik ogrenimden akilda kalanlar degil, ruyanda hala sinav degil, mudurun sac rengini goruyorsan ne ala !!

Bir Kis da Boyle Gecerken ...

Ha gayret diyoruz arada bir kendimize, subat da ciksin, mart o kadar koymaz kisi bitirmek icin. Ara ara cok soguk, az da olsa az soguk-gecen hafta sonuki gibi 4C'lere varan- bir kis ile bahari beklemekteyiz. Bugun bir ara kuslarin civiltisini duydum agacta, nasil da mutlu oldum, acaba goc mu basladi diye.

Domuz gribi haberleri, Tiger Woods'un Sukran gunu kazasi, kis Olimpiyatlari, Toyota krizi, saglik reformu, ekonomiyi resesyondan cikaran haberler derken Subat 23 yapmisiz yeni yili. Bugun Municigimin dogum gunuydu. O da kisin hatiri sayili gunlerinden. Dun ise annemle babamin 40. evlilik yildonumuydu. Nasil da yanlarinda olup onlara en sevdigi yemekleri pisirmek istedim !!

Sabahki sulu kar, simdi yagmura donustu. Su yukarda fotografi gorulen yer var ya, ara ara yuruyus yapmak icin takildigim bir yer. Gol kenarinda uzun bir parkur... Her sabah mutlaka ama mutlaka -10C de olsa kosan ya da yuruyus yapanlar oluyor. Hele hala sort giyen cilgin gencleri gorunce "Iste budur!!" diyorum icimden gulumseyerek.

Dun Microsoft Office'in OneNote programini install ettim. Hayati kolaylastiran baska bir guzellik. Nasil bunca zaman habersiz yasamisim kendime sastim.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Ve Karsimizda iPAD


Steve'cigim gene siyah kazagini ve kotunu cekmis ve gunlerdir bekledigimiz Apple Tablet Bilgisayari az once acikladi. Incecik zarif birsey...1.5 pound agirliginda, yarim inch kalinliginda.
Adi iPAD, ben iLOVEIT, video'su surada youCLICKIT, yazisi burada. 60 gun sonra dagitimi yapilacakmis, fiyati 499$'dan basliyor.

22 Ocak 2010 Cuma

TV Gunlugu

Bir Eylul bir de Ocak ayi yeni bir baslangic gibi oluyor TV programlari icin. Eylulde yeni diziler start aliyor sonra yil sonuna dogru ara verip Ocakta keldiklari yerden devam + Ocakta baska diziler basliyor gecen donemden kaldiklari yerden. Tabii gecen yilda olanlari hatirlamak icin hizli bir crash course almak da lazim ya... Lost mesela 2 Subatta baslayacakmis (O, Ocakta baslayanlardan degil). Ama ben Lost'da oyle bir kayboldum ki, ilk sezon ile sonuncusu arasinda daglar kadar fark var. Neyse lafim 24'a aslinda.

24, Fox'un dizilerinden. Gecen pazar aksami 24 ile sezonu baslatti, Pazartesileri de normal saatinda yayinlamak uzere devam etti. De... biz hic Fox'ci degiliz. Fox malum biraz Ciss kanal. 24'u de Colbert'te duya duya, Newsweek'te okuya okuya izlemeye basladim gecen yil. Kendiligimden dizi kesifligim yoktur. Ya tavsiye olacak ya da zaplarken o 2-3 kareye kanim isinacak.

24'de bu sezon sicak bir konu isleniyor. Hikaye cok bilindik gundeme cok yakin. Bir Ortadogu ulkesi baskani ulkesindeki Nukleer tesisleri denetime aciyor (bilin bakalim kim?). Ama once IRK ulkesinin baskanina suikast tesebbusu var ve Bauer tam da LA'de kendine yeni bir hayat kurma tesebbusundeyken CTU operasyonu ile olaya dahil oluyor. Konu guzel, olaylar hareketli ama gelgelelim casting seciminde bir sorun var. IRK ulke baskanini Hintli bir oyuncudan secmisler: Anil Kapoor, Slumdog Millionaire'deki yarisma programini sunan oyuncu. Hic oldu mu, bir Iran'liyi Hint'li oynar mi? Yaninda Farhaat diye kardesi ile UN'e Amerikan Baskan'i ile gorusmeye geliyorlar ama Farhaat, ensesine dokulen uzun saclariyla, o da Iranli karakterine hic uymuyor. Sonra Dana Walsh'e ne demeli. Sanki Bayan Vucut yarismasinda cikmis gibi, dimdik, yana atilmis sari saclariyla, CTU'daki analist pozisyonuna hic uymuyor.

Grey Anatomy de bu sezon o kadar drama yasatiyor ki dizideki karakterlere, ilk sezonlarda izledigim dizi ile bu sezon arasinda daglar kadar fark var. Bu yil icim bayildi, her birinin gonul iliskisine kafa yormaktan :) Allah'tan Addisson Private Practice'e gitti de sikinti yaratacak bir kisi eksildi.

Bir zamanlar Gilmore Girl vardi. Istedigim oyle bir dizi. Cunku populer Amerikan kulturunu yakalamak icin guzel bir diziydi. Drama az, karakter yelpazesi cok genis degil, ama gundemi de dizide tutan bir diziydi. Bitti gitti birkac sene once.

Nelere hayiflaniyorum Tanrim...

Obama Yil Bir



Dahasi surada...

11 Ocak 2010 Pazartesi

2010'un Ilk Post'u Mutluluk Ustune Olsun


Herkesin bir sekilde, bir mutluluk tanimi vardir elbet. Sabahlari kahvalti yaparken oglanla kizin satasmalari, aksam yatmadan once 'jumping saati' diye uydurdugumuz kosma-kovalama-saklanma-ziplama-yuvarlanma aktiviteleri icin kucuk kizimizin dumping saati baba diye seslenisi, onlar uyurken yanaklarina yumulup koklamayi, ayaklarini opmeyi, sonrasinda oh bu sessizlikte iyi bir film gider diye 2 saat dunyadan kopmayi, sevdigim bir kitabi okumayi, Jean Jacques'in bademli krossan'larindan yiyip lezzet buymus demeyi, ya da ogleden sonra yemek ustune kahve icip illa ama illa bir parca da olsa cukulata agzima atmayi ben mutluluk atfediyorum. Baska uzun suren ya da ambiyans etkisi yaratan, hos paylasimlarin, insan iliskilerinin getirdigi huzur ve mutluluk ve guven veren duygular da oluyor elbet, birbirinden ayirdetmek zor ...

Derken bunlar Nicholas Kristof'un NY Times'da gecen Persembe yazdigi makaleden sonra aklima geliyor.

Dunya Mutluluk Database'i diye toplumlarin mutlulugunu olcen bir veritabani olusturmuslar. Iste web adresi bu. Yorum yapmak icin biraz ordan oraya ziplamak gerekiyor. Yazarin yazisina gore Kosta Rika 1. , Danimarka 2. , Amerika 20.'ymis 148 ulkelik siralamada.

Bir baska arastirma da Happy Planet Index'in web site'sinde var. O da Kosta Rika'nin tacini tescilliyor birinclikte. Buradaki veriler toplumlarin memnuniyetleri, yasam suresi ve ulkelerin ekolojik footprint'leri gozonune alinarak olusturulmus. Turkiye 68. Amerika 114. ve Zimbabwe sonuncu 143 ulke arasinda. Su PDF dokumaninda ilginc bilgiler var, zamani olan icin okumaya deger.

Simdi bunun Turkce'si ne diye biraz dusundum, biraz Burak'la konustuk... Mesela iPhone'u olan insan daha mi mutlu (bence evet). Ama ekolojik footprint'i sonucta daha yuksek, yani bunu uretmek icin cevreyi kirletip daha cok karbon atimina sebep olunuyor. O zaman teknolojik ya da gelismis ulkelerin mutluluk index'lerinin daha dusuk olmasi beklenmez mi? Pek de oyle degil gercekte. Ama su da var; 300 milyonluk Amerika'da birilerinin daha az yasamdan zevk almasi ve yasam suresinin az olmasi pahasina (bunlar index kriterleri oldugu icin yazdim) diger cogunluk, mutlu cogunluk kategorisine giriyor iste.

Karsimizda Hummer'i olan bir komsumuz var. Daha cok benzin yakiyor cevreyi kirletiyor diye daha mi az mutlu... yoo sanmiyorum yoksa almazdi. Zaten gorr gorr diye ucak motoru gibi bir calismaya basliyor alet, bizim kiz yerinden zipliyor. Ama adamin aldigi zevk, mutluluk iste orada o seste olmali.

Uzun ve derin bir konu. Mutluluk dolu ama en basta saglik ve huzur dolu bir 2010 olur umarim.

PS: Su yukardaki iguana fotografi var ya, Datca'da babaannemizin komsusunun evine gelmis ormandan. O da etrafta dolasip cocuklara gosteriyordu. Bizim cocuklar o kadar heyecanlandi ve mutlu oldular ki, hayvancagiz korkup buzustu tabii. Sonra komsu onu ormana goturup saliverdi.