05 Kasım 2009 Perşembe

Steve Jobs


Keske yukardaki gibi Steve Jobs'in bir fotografini cekebilseydim... Tabii kisisel yakinligimiz yok :) ama medyada ne zaman hakkinda haber bir ciksa hemen yalar tutarim. Bugun CNN yazmis uzun uzun, iste burada.

Bu adam var ya bu adam, son 10 yildaki teknoloji dunyasindaki elektronik esyalara yeni dizayn verdi, muzik dunyasina ipod'i sokarak bize baska boyut katti ve iphone'la cep telefonu aletini konusturdu. (Hala bir iphone'um yok o baska)
Ne zaman fotograflarina baksam o hafif gulumsemesinin altindan aklindan kirk tilki geciyormus duygusu yaratiyor bende. Sen cok yasa seytan bakisli adam !!

30 Ekim 2009 Cuma

3 Film - 2. Dunya Savasi

Aslinda sik sik film seyrederim ama tavsiye etmeye gelince bu isin tamamen zevk ve tercih oldugunu dusundugumden kendimi geri cekiyorum. 2. Dunya savasi filmleri favori film kategorisinde benim icin. Valkyrie'i beklerken film zevkine guvendigim bir arkadasim Downfall'i (Der Untergang) tavsiye etti. Bir savas filmi bu kadar guzel mi islenir... Hitler hem deliligiyle hem insani yonuyle bu kadar basarili mi anlatilir... Filmi Almanlar yapmis, Alman oyuncular oynamis. Berlin icin St. Petersburg secilmis mekan olarak. Filmin konusu Hitler'in yaninda sekreter olarak calisan kizin yillar sonra yayinlanan anilarina dayanarak olusturulmus ve daha cok savasin son 2 haftasina egilinmis. Film Almanca cekilmis, Ingilizce altyazi konulmus ve boylesi de cok cok hos olmus.

Sonra Valkyrie geldi postada, ertesi aksam da onu izledim. Tamam iyi guzel bir film. Hitler'e duzenlenen suikasti anlatan, Tom Cruise'in da karakteri basariyla canlandirdigi Hollywood filmi. Ama Downfall citayi o kadar yukseltti ki bu film biraz zayif kaldi yaninda.

Derken bir sonraki aksam da The Reader'i izliyeyim dedim. Zaman olarak 2. dunya savasi yillarinda genc bir lise ogrencisi ile Kate Winslet arasindaki iliskiyi, sonra bu lise ogrencisinin hukuk ogrencisi olarak Kate Winslet'in mahkemede yargilandigi sirada hakkindaki gecmisini ogrendigi ve tutuklandiktan sonra da zamana kadar getiren yaslandiran makyaji, zaman ve mekan gecisleri ve karakterleri basariyla canlandiran guzel bir film. Ve de Kate Winslet bu roluyle 2008 en iyi kadin oyuncu dalinda Oscar'i almisti.

28 Ekim 2009 Çarşamba

I got a feelin'

27 Ekim 2009 Salı

Ne Okuyalim?: "What the Dog Saw"

Canakkale'deyim, arkadasimi bekliyorum Yali Caddesi sokagi icinde. Sokagin ici kitapci dolu, bana Istanbul'daki sahaflar cagristiriyor burasi. Disarda ahsap kitapliga koyduklari yeni ve ikinci el kitaplari satiyorlar, yerde de kitaplar var ve tabii bir de icerideki dukkanda tonlarca kitap. O gunlerde ne okusam diye dusunuyordum. Tek tek tum kitaplara dokunmak, on ve arka sayfalarini okumak, kokularini icime cekmek istiyorum. Aaa o da ne, Tipping Point Turkce'ye cevrilmis. Yanilmiyorsam Kivilcim Ani olarak cevrilmisti. Malcolm Gladwell'in 2. kitabi ama posetlenmis, icine bakamiyorum. Iceri giriyorum heyecanla ... Gencten bir adam sahibi, bazi kitaplari kartonlardan cikariyor, iceri bir iki musteri girip bazi kitaplari soruyor, onlara yardimci oluyor... Nasil da sicak bir gun, temmuz sonu gibi. Sohbet ediyoruz ayak ustu, Canakkaleli guzel okuyor diyor, icin icin cok seviniyorum.

....

Simdi blog arsivime baktim yazmamisim, oysa ki Malcolm'un 3. kitabi ciktiginda da bugunlerde hissettigim heyecani ve mutlulugu hissetmistim. The Outliers'i buradan haber vermistim gecen sene, sonra da bir solukta audio'sunu dinledim kitabin. Kitap bastan sona cok basarili. Ozet olarak; basarinin arkasinda egitim, azim, disiplin ve sans (evet sans cunku bazi donemleri ornek gosteriyor ki mesela bugunun 100 Forbes zengini zamaninin avantajini kullanmis olanlar diyor) ile birlikte 10bin saatlik profesyonel bir calismanin ve deneyimin olmasi gerekliligini savnunuyor. Bu 10 thousand hour rule kavrami literature de gecti, ara ara radyoda ya da medyada da duyuyorum. Ve gene bunu yaziya dokerken o kadar guzel ve ikna edici ornekler vermis ki kitapta, bilgi ve arastirmaci ruh konusuyor kesinlikle.Bu hafta yazarin 4. kitabi yayinlandi. Dogrusu bu kadar cabuk beklemiyordum yenisini, kendini ozleten yazarlardan kategorisindeydi benim icin, ne hos ki surpriz oldu gercekten bu kitap. Yeni kitabinin adi "What the Dog Saw". Gerci New Yorker'daki yayinlanmis yazilarinin edit'lerinden olusan, 3 ana kategoride, 20 denemeden olusan derleme, yeni demek ne kadar dogru bilmem. Yorumlara bakilirsa gene ilginc, kurnaz konular secmis okuyucuya.

16 Ekim 2009 Cuma

100$'lik Ozur

Cloud computing diye bir uygulama var bazi sirketlerde. Uyelik bazda ya da kullanim basina para odeyerek internet uzerinden bir servis aldiginizda, bunun arka planinda yatan data center'i, sirket, baska bir sirketten hizmet aldiginda kisaca buna cloud computing deniyor. Amazon'un web servisleri, Microsoft, Google data center'lari bu konudaki en buyuk ornekleri olusturuyor..

Gecenlerde ne oldu burada? T-Mobile'in Sidekick denilen smartphone musterileri, telefonlarindaki kontakt bilgilerini, fotolari, notlari, to-do list'leri, kisisel kayitli bilgileri kaybettiler. Cunku aslinda -bazi- telefonlardaki kayitlar siz telefona kaydediyorum sansaniz da, o bilgiler internet uzerinde bir warehouse'da tutuluyor. Ve eger bu kayitlar yedeklenmiyorsa, baska bir yerde de extra backuplanmiyorsa ya da clon'lanmiyorsa gecmis olsun. Telefonu acip Ahmet'i aramak istediginizde telefonunuzun adres hanesi bombos gorunebiliyor. Cunku T-Mobile bu isi Microsoft/Danger data center'ina cloud'lamis. Soylentiye gore onlar da Hitachi ile SAN disklerin upgrade'i ile ugrasirlarken disk gocuyor ve ellerinde yedeklenmis tape ya da data olmadigindan musteri kayitlari da ucuyor. Simdi T-Mobile, musteriden ozur dilemek icin de 100$'lik hediye karti ile 1 aylik ucretsiz servis veriyor.

IT'de bu is cok sik olur. Yedekleme isi, sistem yonetiminin en buyuk ozelliklerinden biridir. Biz gunluk backup haricinde bir de clone denilen, backup'in backup'ini alirdik.
SON SOZ: Siz siz olun, her daim data'nizi yedekleyin, baskasina guvenmeyin.

08 Ekim 2009 Perşembe

Kitapcidan


Kitaplari audio book olarak dinlemeye bayiliyorum. Ne var ne yok diye gecenlerde Borders'a gitmistim, gordum ki Orhan Pamuk'un 2 kitabi audio olarak rafta hafifce egilmis. Hemen duzeltip rafta iyice gorunecek sekilde ortaladim.

Diger bir sevdam da takvimler. Is yerinde Lonely Planet'le her ay seyahate cikardim, evde ise anne takvimi kullaniyorum. Evet boyle birsey var gercekten. Adi Mom's Calendar gibi birsey. Ilk olarak Almanya'da gormustum, o zamanlar US'de yoktu. Her birey icin ayrilmis satir ve gunune gore aktivite, randevu, seyahat vs. ne gerekiyorsa yazilabilecek sekilde duzenlenmis. Boylece evde sen bana soylemedin, ben bilmiyordum kavgasi yok.

Waldo kitaplarini hatirlar misiniz Bounce filminden. Hani Ben Affleck, Gwynett'in ogluna Waldo kitabini gosterip "buna bakalim mi" diyordu. Cocuk da buyumus edasiyla "ben artik 8 yasindayim" diyordu. Bence bu kitaplar her yasa, ozellikle konsantrasyon problemi olanlara buyuk fayda sagliyor. Yazari her sayfaya minik minik, incik cincik oylesine guzel cizimler yapmis ki, yapmaniz gereken her sayfada Waldo'yu, hirsizi, kopegi, durbunu, camera'yi, gozlugu, hediye fiyonkunu, kemigini bulmak. Eglenceli, zevkli ve kesinlikle duruma hakimiyet gerektirip, fokuslanilan bir kitap. Once buyuklere sonra cocuklara tavsiye edilir. Yukardaki resme tiklayin biraz bilgi verir belki. Iste onun takvimini de yapmislar, plastigin icinde oldugundan bakamadim.

04 Ekim 2009 Pazar

Balkondan Balkona

Madem balkondan gordugum manzarayi asagidaki post'a koydum, belki de baska hicbir ulkede olmayacak bir seyi de yazayim.

Yazin Canakkale'deki ilk gunlerimdeyim. Uzun zaman kalicam ya, bana internet lazim. Alt komsu evden tasinmak uzere ama internetini kapatmis. Hah tamam modemi ise yarar diye alip solugu Turk Telekom'da aldim. Abonelik kaydi yaptirip eve bir heyecan kostum. Ama maalesef bende Vista var, modem XP'ye kadar uyumlu. Bin turlu takla atsam da install edemedim. Hava sicak ve biz balkondayiz. Baktim karsi apartmana telefon baglaniyor. Alla alla dedim, orada ogrenciler oturuyor kimse de artik sabit hatli telefon almak istemiyor. Aksam uzeri filan cocuklar disarda bira icip balkon keyfi yapiyorlar. Selam dedim, kendimi tanittim. Sizde kablosuz internet var mi? Var dedi Mahmut. Telekom 2 gun once bagladi (2 gun onceki muamma cozuldu boylece). Bana 1 aylik baglanti lazim, acaba sizden kullanabilir miyim? Tabii olur olur dedi genc arkadasim. Aslinda kendisi evdeki baglantinin sahibi degilmis sonradan ogreniyorum. Sahip aksama gelecek dedi. Adini soyledi ama anlayamadim , aramizda 10 mt mesafe vardir herhalde. Ertesi aksam Sahip de balkona cikti. Selam Devrim dedim, bilgisayari etraftaki networkler icin taratinca goruyorsun ya, ordan herhalde kendi adini vermistir dedim (adini Devrim saniyordum megersem Mahit'mis, devrimci oldugundan network'une o ismi vermis). Mahmut soyledi dedi balkondan balkona. Ben size sifreyi vereyim dedi, olur dedim. Sifreyi iki uc seslenmede soyledi, anlastik ve benim 1 aylik komsunun kablosuzundan internet baglantim oldu, hayatim huzura kavustu.

Sonra ayrilirken Efesleri alip, cocuklara gidip tesekkur edeyim dedim. O apartman ve o daire benim 3 yil boyunca asagidan zili basip da ortaokula gitmek icin yol arkadasimi bekledigim yerdi. Yukardan "geliyoruuuum" diye seslenir ben 10dk daha onu beklerdim. Zili bastim ama bu defa yukari ciktim. Sohbet ettik cocuklarla, hatta Efeslerine ortak olmam icin iceri bile davet ettiler.

Sonra su yaziyi hatirladim bi pazar yazisinda Ertugrul Ozkok'un yazdigi ve TR'deki yasamin nasil da -kavga ve gurultulu de olsa- nasil sokaktan tastigini...

Bazen de Oylesine


TR'de hayat balkonlarda gecer. Hele yazinsa sabah kalkip balkona atarsin kendini, afyonunu balkonda patlatirsin, balkonda mangal yapip, esle dostla balkondan balkona muhabbet edersin. Yemek yer, keyiflenir, bizim asma yapraklari altindaki balkonomuz gibiyse golgelenir, uzanip annem gibi uyuyup, sen evdeyken bile disardaki hayati yasamaya devam edersin.

Canakkale'de kaldigim o kadar sure boyunca balkona her ciktigimda yuzlerce kere su karsidaki duvara yazilmiz grafitiye takildi gozlerim. Her gun onlarca kere oraya baktim ve her defasinda da kafamdaki neyse gulumsedim. Hala ne zaman kafamda kendimi medite etmek istesem, o yazi ve o resim aklimda. Iste burada da var artik. Bazen de oylesine iste, baska ne anlam ariyorsun ki... Sagolasin Drej.

03 Ekim 2009 Cumartesi

Bir Blog & Bir Dizi & Psikoterapi

Kimimiz cogu zaman gecmise takiliyoruz, kimimiz bugunun olaylarinda kayboluyoruz, kimimiz gelecek ne getirecek diye endiseleniyoruz, bazen kendimiz ya da etrafimizdakilerle fazlasiyla ilgiliyiz, oyle ya da boyle kendimizle, cevremizdekilerle, gecmisle, gelecekle, olan biten mevcut bir suru seyle mucadele halindeyiz. E zaten bunu adi da hayat, baskasi ne olabilir? Ama bir de daha sakince yasanilasi var, daha az uzulesi var, daha olaganca kabul ederekten gidilecek bir yol da var di mi, ya da olmali...

Uzun bir suredir Happiness In This World diye bir blog var onu takip ediyorum. Yandaki link'de de adresi var. Yazari sik sik NY Times'in saglik makalelerinde yorumlarda bulunyor ben de orada gordum link'ini. Kendisi Yahudi asilli Budist bir tip doktoru ve her hafta insan iliskileri, kisisel gelisim, saglik, mutluluk uzerine yazilar yaziyor.

TR'ye tatile gitmeden once bi arkadasimin tavsiyesiyle bir dizi izlemeye basladim. Adi In Treatment. Arkadasim Israil'den buraya goc etmis ama hala vataniyla iliskileri devam eden birisi. Bu dizi Israil'de yapilip cok tutulunca, Hollywood da hemen Amerikan versiyonunu cekmis. Uzun diziler genis zaman gerektirdiginden oncesinde acaba bitirebilir miyim diye tereddutlendim ama durum su: Amerika'da derler ki, herkesin hayatinin bir doneminde psikoterapi yaptirmasi gerekir. Simdi sebepleri es geceyim ama sonuc su, psikoterapi bu diziyle evinize geliyor.

Paul 50 yasinda bir psikiyatrist. Muayenehanesine degisik tipler terapi seansi icin geliyor. Ilk sezonda kendine asik oldugunu soyledigi Laura'yla basladi dizi. Sonra jimnastikci Sophie'nin bir kaza sonrasi danismanlik diye gidip terapiye donusturdugu asabi, hircin teenage karakteri, sonra kendi alaninda 1 numara oldugunu iddia ettigi, ukala, herseyi analiz eden hava kuvvetlerindeki pilot geldi ve cift terapi konusunda da Amy ile Jack evlilik sorunlari icin dizideki karakterleri olusturuyordu.Ama asil ilginci, isini profesyonelce yapan ama arada bir hastalarinda da kendi hayatindan da bunalan ana karakter Paul'un baska bir emekli is arkadasina terapiye gitmesiydi ki, bence diziyi en sahici yapan kismi da burasi oldu.

Basta 1-2 bolum Paul'un aksaninin nerden oldugunu anlayamadim, megersem adamimiz Irlanda'liymis. Sordugu sorular, yaklasim tarzi, sakinligi ve konuya iliskin sakilligi yarim saatlik her bolumu 50 dakikalik gercek bir terapi seasiymis gibi yansitiyor. Cok basarili bir secim bu dizi icin.

Dizinin ilk sezonunu 3 hafta once bitirdim ve sunu farkettim. Psikolog ya da psikiyatrlar aslinda size kafanizdaki sorulara cevap vermiyorlar, cevap gene insanin kendisinde sakli ama en buyuk yardim sorun olan konu neyse, o pattern'i yani benzer olaylarin sablonunu cikartmaya yardimci oluyorlar.

Ben geriden, Netflix'deki DVD'lerden izliyorum diziyi. Henuz 2. sezonun DVD'si cikmadi ama ozetlere bakilirsa gene bolca analiz ve heyecan var.

05 Eylül 2009 Cumartesi

Ready, Set, Fall

Bu taraflarda -kuzey Amerika diyelim- insanlar yazin gelisini mayisin sonundaki Memorial Day ile baslatip, eylulun ilk haftasindaki Labor Day ile bitirirler. Labor Day dolayisiyla is yerleri tatil, okullar bir sonraki gun acilacagindan son uzun hafta sonu tatili ya da son okul alisverisi ile artik yaza bye bye deyip, icimizi huzunlendiren sonbahara istemeye istemeye hosgeldin, ama nolur hemen havalar sogumasin, pastirma yazini soyle Central Park'ta doya doya yasayalim, son sicak gunlerde elma toplamaya gidelim, kabak secelim ekim sonu icin, hatta yuzsuzluk olmazsa cocuklar Halloween'de disari cikarken usumesinler, belki araya bir piknik bile sikistirabiliriz nolur ricalarindayiz, ben oyleyim...

Benim seneyi devriyem basliyor. Gidip bir takvim alayim kendime. Gercekten burada agustostan baslayan 17 aylik takvimler var. Ne guzel yil icinde 2 kez yeni yil kutlamak !!

Hadi bakalim, "Ready, Set, Fall" diyoruz artik, iyi seneler :)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Yaz, Yazı, Yazma

Aslında yazıyorum ama henuz buraya post edecek teknık donanımım yok. Eve donunce ınsallah, bırıkenlerı postalayacagım.

Akturdayız, bugun aile tamamlanıyor. Bu yıl herseye ınat tam bir yaz yasıyoruz maaile. Yaz da cok hos, Datca'da cok sıcaklar bitmis yerini sıcaklar almıs. Deniz en guzelinden, domatese adeta seker katılmıs gibi, seftali sulu ve ıslak ıslak damlıyor kızın kollarından, yanına bir de zeytinyaglı olunca baska yemeğe gerek de yok. Burada yaz gibisi de yok... Bir de şu i ile ı'ların yerinı bulsam.

17 Haziran 2009 Çarşamba

Hersey Degismek Zorunda mi?

Newsweek benim yillardir takip ettigim haftalik dergi. Icerigini zaman zaman pek tutmasam da guncelden haber veren, yari dolu bir dergi.

1 ay once editor degisikliginden tutun da, yazi formati, font'u, makalelerin islenis bicimine kadar dergiyi A'dan Z'ye degistirdiler. Font kuculdu, sanki beni okuma diyorlar. Makaleler uzadi da uzadi. Benim o kadar konsantrasyonum yok ki 6 sayfalik bir yaziyi okuyabileyim. Ustelik eskiden bir tane boyle cover story uzun uzun islenirken simdi her konu nerdeyse ana kapak detayinda.

Begenmedim diye yazdim kendilerine. Ve dusundum, dusunuyorum. Hersey degismek zorunda mi?

NJ'deki SAT Score'larina Iliskin

SAT Skoru universiteye girmede basari orani olarak kabul edilen buyuk kriterlerden birisi. Bir zaman once (6 Subat 2009'da) NY Times'da yayinlanan bir graf'i ve yaziyi kaydetmisim linkerime. Link ve yandaki resim komsu eyalet NJ'e ait. Bunu da paylasmak istedim. Benzer interaktif link'i baska eyalet icin goremedim.

Okullar Kapanirken

Egitim sistemi bu ulkede ozellikle ilgilendigim ve ogrenmeye calistigim bir konu. Malum burada dogup buyumedigimizden, egitimimizi de burada yapmadigimizdan kesfedilecek cok sey cikiyor. Haftaya bizim county'nin public okullari tatil oluyor. Ozel okullar gecen hafta kapandi. Oglan Kindergarten'i bitiriyor artik ve yil boyunca gelisimine bakinca cok hosuma giden bir performans gosterdi. Kisilik olarak zaten akademik egilimli bir cocuk ama okulun mufredati, spor, muzik, okuma-yazma,matematik, sanat gibi konularda cocugu sikmadan iyi dozda bilgiyle dengelemeyi basariyor. Tek sikildigimiz nokta uzun ve soguk bir kis gecirdigimizden ogle paydoslarinda cogu zaman icerde kaldilar ve kosturup enerjilerini atamadilar. Kis bitti ama bu defa yagmur bitmedi, yeni yeni havalar izin veriyor disarda olmalarina.

Derken evvelki hafta Newsweek'in geleneksel 100 en iyi lise listesi aciklandi. Her hafta eve gelen bir kopyasi var ama nasil gormedim diye dusunurken baktim 8 Haziran 09 sayili Newsweek eve gelmemis. Arada bir kacirdigimiz olmuyor degil. Liste lise seviyesindeki yaklasik 1500 public okul arasinda siralama yapmis.

Ilginc guzel bilgiler var yazida. Okumakta ve arsivlemekte fayda var. Link burada. Sayfada degisik linklere tiklayinca interaktif grafikler de cikiyor eyalet, sehir ya da okul bazinda.

Bu listede ozel okullar yok ve henuz boyle bir liste de gormedim isin asli. Bilen var mi?

28 Nisan 2009 Salı

Kirk Yilda Bir

Gecen yil bu zamanlar aklima dustu. 39. dogum gununu kutladik Burak'in ve dedim ki icimden kirkincisi icin ne yapabilirim. Insan kirk yilda bir 40 yasina giriyorsa, onun icin 40 ozel insandan video mesaj toplayabilirsin dedi ic sesim ve yazin TR'ye gittigimizde basladim calismaya. Annesi, kardesi, halasi ilk goruntuler oldu kamerada. TR'de yasasak kolaydi aslinda. Akraba ve arkadas cevresine ulasmak buradaki kadar zor olmazdi ama internet var ya, gerisi istekte bulunanlara topu atmak oldu. Galiba ocak sonu listemdeki insanlara ulasmaya basladim email ile. Takim daginik yerlerde. Polonya, Ingiltere, Slovakya, Macaristan, Almanya, TR... Isin ucunda caktirmamak var, gizlilik var ve istiyorum ki 18 Nisan sabahi tum bu video klipleri bir DVD icinde ona vereyim. Ta-da, Surpriz !!! Iste seni sevenlerden mesajlar ve 40 yillik hayatina iliskin secilmis fotograflar diyeyim.


Derken bu yazismalar olurken, TR'den iki arkadasi biz oraya gelelim mi demesinler mi? Kardesi ben de geliyorum demesin mi? Arkadaslarinin gelis gunune kadar icim icimi yedi. Her an falso verip herseyi anlatabilirdim. Her konuda cok iyi sir tutarim ama kocamdan hicbirseyi saklayamam. Y. ile H. gelmeden once ne evi toparlamaya girisebildim, ne alisveris icin ozel birsey yapabildim. Bu arada gelen video kliplerde; kimi elinde sampanya kadehiyle dogum gununu kutluyor, kimi profesyonel bir adam tutup Varsova'dan Burak'la gezdikleri, calistiklari yerlerden klip gonderiyor, kimisi taa ortaokul yillarindan gelen muhabbetle sifreli konusuyor, kimisi ona ozel pasta yapmis, kimisi kirkli yillarin felsefesini yapiyor. Mesajlar geldikce ben yerimde sekiz oldum, muthis heyecanlandim, sevindirik oldum. Ve dogum gununden 1 gun once, derledigim fotograflar, fonda onun en sevdigi sarki ve videolarlarla DVD'yi kayda gectim.

Y. ile H.'yi dogum gununden 3 gun once havaalanindan alip eve getirdim. Burak saskin, aaa noldu, ne isiniz var NY'da havalarinda?!?! Kapidaki karsilasmayi da filme aldim bu arada. Tam bir sok.

18 Nisan sabahi o benden Kindle bekleyedursun, kucuk paketimizi verdik babaya cocuklarla birlikte. Bu ne dedi saskinlikla. Koyduk Kirk Yilda Bir DVD'imizi player'imiza ve evdeki misafirlerimizle birlikte yaklasik 1 saat sevdiklerinin dunyasinda O'na yolculuk yaptik. Sonra da onceden hazirlanmis parti icin Manhattan'a indik.

Buradaki dostlar sagolsunlar bize eslik ettiler. Sevdigimiz bir arkadasimizin yerinde, Eda'nin restaurant'inda bir araya gelip dogum gununu kutladik.

Bunlari neden yazdim? Cunku ola ki baska bir arkadasa esin kaynagi olur ve sevdiginiz insana hayat boyu unutulmaz bir ani verirsiniz. Bizimki hala gelen video'lari seyrediyor da...

26 Nisan 2009 Pazar

Eko-Arkeolojik Park: Ik-Kil

Oyle deniyormus oraya eko-arkeolojik park. Turu aldigimizda yuzmeye de gidilecek diye havlu, mayo gibi deniz kiyafetlerimizi de aldik yanimiza. Gerci onca yorgunlugun ustune pek de yuzme keyfim yoktu ama burayi gorunce hepten ya vazgeciyorsunuz, ya da arkamdaki Long Island'dan gelen 2 ogretmen genc kiz gibi gozu kapali atliyorsunuz. Soyle ki, yuzeyden 30 mt derinliginde bir kaynak suyu dusunun ve merdivenlerle inip sonra buz gibi suya atliyorsunuz. Isteyene can yelegi veriyorlar ama mulkiyeti ozel yere ait oldugundan girmeden once dus almaniz gerekiyor. Bana klostrofobik geldi ama eglenen de coktu.

Biz oglusla parkta gezindik biraz. Buralara tam anlamiyla bahar geldiginden insanin ici aciliyor. Maya piramidindeki alanda gezinirken hediyelik esya satanlardan gecilmiyordu, anlasilan iyi bir ticaret yolu bulmus Meksikalilar ama Ik-kil sakin ve kafa dinlemelik. Birazdan otobusumuze binip biralarimizi icerken otele donuyoruz. Herkes yorgun ve uyumakli. Yolda giderken jandarmaya benzer polisin, askerlerin sik sik arama yaptiklarini goruyorum. Ara ara yolu kesip arabalari bosalttirmalari, radar uygulamalari derken 8'di otele geldigimizde. Dedim ya, biz otelde bir compound'da yasiyormusa benzer bu ulkenin gerceklerinden uzagiz.

Genel olarak bu tatilimizde hicbir aksaklik yasamadik. Dusundugumuzden cok daha pofesyonel bir servis aldik ki, bu da hosumuza gitti. Cancun havaalani temiz, duzenli ve icerde beklemek gayet rahat. Gene hediyelik esyalara gelecek konu ama bu ulkede gercekten cok zevkli seyler var. Havaalaninda da son kez olsa goz zevkimizi doyurup NY'a donuyoruz.

Maya fotolari burada.
Ik-kil fotolari burada.

25 Nisan 2009 Cumartesi

Mayalar, Maya Piramidi


Sabah 7:30'da otobuse biniyoruz. Rehberlerimiz Juan ve Esmail. Ikisi de cok seker ve bilgili insanlar. Herkesi tek tek otelden aldigimiz icin yol uzuyor. 11:30 sulari Maya Uygarliginin oldugu bolgeye, Chichen Itza'ya geliyoruz. Aman ha Chicken Pizza demeyin Meksikalilar aliniyor!!


Uzun uzun Mayalar'i yazmayacagim. M.O. 600 - M.S. 900 dolaylarinda yasamis, astronomi ve matematikte caginin cok onune gecmis bir uygarlik yaratmis Mayalar. Yukardaki Maya Piramidi ya da Kukulkan Piramidi dunyanin yedi harikasindan biri sayiliyor. 4 cephede de 91 basamak var ve tepedekiyle birlikte yilin gun sayisi olan 365 basamak yapiyor. Bolgeyi gezdikce ve diger kalintilari da gordukce bunlarin 2000 kusur yil once yapildiklarina inanmak zor. Eskiden piramitteki merdivenlerden cikmak mumkunmus ama son yillarda yasaklamislar.

Etrafi gezdikce, akustige onem verilen yapilar, gozlem evi, bas rahibin tapinagi, yonetim sarayi gibi tum alani geziyoruz ayaklarimiza kara sular inerek. Daha da kotusu acliktan bayilacagiz. Sanirim 3 saat kalmisiz burada, tamam dedi Esmail sizi tipik Meksika yemeklerinin oldugu bir restauranta goturecegiz. 2 dk sonra hakikaten nefis yemeklerin oldugu yerdeyiz. O gunun ozel yemegi muz yapragina sarili domuz etiymis. Ya da snitzel, tavuk budu, hindi gibi alternatifler yemekler de yiyebilirsiniz. Burasi restaurant'tan baska okul salonu gibi. Bir platformda Meksika folklor ekibi gosteri yapiyor, keyifle izliyoruz. Iste diyorum bunun ustune guzel bir kahve iyi gider deyip disari kesfe cikiyoruz oglanla. Bir sonraki durak ekolojik park Ik-kil.

14 Nisan 2009 Salı

Cancun'da Tatil


Amerikalilar mart icin aslan gibi gelir, kuzu gibi gider derler ama buralar hala isinmadi. Soyle iliklerimizin isindigi, elimizi sicak sudan soguk suya sokmayacagimiz bir tatil olsun istedik ve hersey dahil bir otelde, denizin hemen dibinde harika bir yere demir attik. 2 ay once giden arkadaslarin da tecrubeleriyle cok da dusunmedik, Cancun olsun dedik.

Guzel tarafi NY'dan direk ucusla 3.5-4 saat uzaklikta Cancun. Inince sicak ve nemli bir hava karsiliyor bizi. Havaalani cikisinda suruyle seyahat sirketlerinin servisleri ve otobusleri var. Bizim sirketi bulup minibuse binip 45 dk sonra otele variyoruz. Otele transfer, check-in islemleri son derece profesyonel, hicbir aksaklik yok. Once bir zaman karmasikligi yasiyor insan. Haritada Cancun; Dogu yakasi Amerikasindan 1 saat geride gorunuyordu ama megersem bizim oldugumuz hafta sonu saatler ileri alindigindan ilk 2 gun 2 saat gerideydi. Neyse pazar gunu Central Time'a uyanip duzenimize donuyoruz.

Esyalari odaya birakip ilk isimiz sahile inmek oluyor. Saat 5 sulari filan. Boylesine bembeyaz kum, mavi-yesil bir deniz, sicak ama yakmayan terletmeyen bir havayi en son nerede yasadim diye dusunuyorum. Ister sahilde palmiye agaclarinin altinda guneslen, ister havuzda palmiye ya da semsiyelerin altinda uzan, ister beach voleybol oyna, ister denizdeki aktivitelere katil. Insan kalabalikligina bakilirsa kriz buralara hic ugramamis :) Gerci NY'da spring break bu vesileyle ogrenci ve ogretmenler de tatilde. Gelen turistlerin %80'i Amerikali. Biraz Kanadali, biraz da Avrupali var. Zaten insan kendini Amerika'dan ayrilmis gibi de hissetmiyor. Herkes ingilizce konusuyor, heryer Amerikalilarin ihtiyacini karsilayacagi seylerle dolu. Ambulans sistemi, servis arabalari, otobusler, minibusler, havalandirma, yeme-icme durumlari ... Gunluk hayata karismadikca Meksika'da oldugunu dusunmuyor insan.


Bu kiyi bolgesi silme otel dolu. Yan komsum 20 yil once Cancun'a gitmis ve tek tuk otel vardi o zamanlarda diyor. Sahili guzel, denizi kumu da harika olunca Amerikalinin kolayca ulasabilecegi mekan sayilabilir. Iste bundan dolayidir ki fiyatlar da Amerika'dan ayrilmisa hic benzemiyor. Biz gerci Cancun merkezinde degil Playa Del Carmen denilen yerdeyiz. Otelden 2km uzakta bir alisveris merkezi ve 5. cadde diye isimlendirmisler. Taksiye 5$ verip merkezde birakiyor sizi. Bir aksam ustu Erin uyurken ben kucuk bir kacamak yapayim dedim. Evet yok yok. Hediyelik esyalar cogunlukta olmak uzere giyim kusam, lokantalar, az da olsa cafe'ler ama fiyatlar bence Amerikali turisteleri kaziklamak icin tam yerinde. Zaten pazarlik etmeden birsey almayin diyorlar. Ben alici degilim, bebek icin ihtiyactan birkac sey aliyorum onda da para bozdurma sorun oluyor. Dolara karsin Meksika Pezo'su 12-14 arasinda degisiyor. Bankalar pasaport istiyor degisim icin. Benim de yanimda yok. Bir doviz burosunda biraz para bozdurmak istiyorum. Mesela 50$ verip 30$ para bozuracaksiniz diyelim, paranin ustune size 20$ arti Pezo olarak vermiyorlar. Heryer US dolar aliyor gerci, ustunu Pezo vermek sartiyla.

Hediyelik esya deyince, hakikaten guzel sanat eserleri cinsinden bir suru esya var ortalikta. Gezi yaptigimiz bolgede de genelde ayni cinsten tonlarca hediyelik esya satan saticilar var. Guzel ve degerli seyler dedigim gibi biraz tuzlu.

Otelin aktiviteleri jet-ski, parasailing, katamaran, kayaking, deniz bisikleti gibi sportif faaliyetlerle beraber, bir de sabah yola cikip yakinlardaki dunyanin yedi harikasindan biri olan Maya Uygarligi kalintilarina gezi, Tulum bolgesine gezi, yunuslarla yuzme, korsan gemisinde eglence gibi otel disi programlara katilmak var. Biz oglanla birgun Chichen Itza bolgesindeki Maya tapinagina gittik. Sabah 7:30'da yola ciktik, aksam 8'di otele dondugumuzde. Bir sonraki post onunla ilgili olsun.


Tatil icin bakinirken E. de ayni donemde Cancun'a gideceginden bana Cheap Carribean sitesini tavsiye etti. Istediginiz kosullara gore guzel fiyat bulmak mumkun. Ben denize sifir, hersey dahil, direkt ucus ve hic birseye karismayacagimiz bir tatil istedigimden otel+konaklama+havaalani transfer seklinde bir paket aldim seyahat acentasindan. Bastan asagi profesyonel bir servis aldik. Hem giderken hem donerken otelde seyahat acentasinin gorevli bir elemani bize her konuda yardimci oldu. Otel icinde disari icin turlar satiyorlar. Ayni turlari bir de otel disindan almak mumkun nerdeyse yari fiyatina. Bunda da pazarlik yapmak mumkun hatta nakit USD oderseniz daha da ucuz ama otobuslerin sigortasi yokmus, bazisinda rehber olmuyormus, karar katilanin.

Gelelim deniz ve sahil bilgilerine. Bir defa deniz hic tuzlu degil. Okyanusa acik oldugundan dalgayi kesmek icin devasa kum torbalari koymuslar. Bu hem gelen dalgayi kesiyor hem de eger guclu bir dalga varsa bir kismi ustunden asip yuzerken sanki ustunde surf yapiyormus hissi veriyor. Sahildeki kum bembeyaz hatta sutlac gibi demeliyim ki, o pirincler irili ufakli deniz kabuklarini ifade etsin. Incecik, bembeyaz bir kum. Deniz mavi-yesil tipki kartpostallardaki gibi. Otellerin havuzlari da var elbet. Ama hicbir sey deniz dibinde olmaya benzemiyor.

Uzun oldu yazdiklarim. Sair Nef'inin dedigi gibi "yedik ictik kam aldik dunyadan". Fotograflar burada.

31 Mart 2009 Salı

Doktorlar Nasil Dusunur?

Bugun doktora goturdum Erin'i. Sag gozunden 1 aydir saat basi tek bir gozyasi damlasi olmak uzere yas geliyor. Dogdugunda benzer bir sorun vardi, hem pediyatristi hem de goz doktoru, yeni doganlarda goz yasi kanallari tikali olabilir ama kendiliginden gecer deyip beklememizi onermisti. Hakikaten 6 ay bile olmadan birkac hafta icinde kendiliginden gecti. Su son durum da benzer olunca goz doktorunu aradim. Dunya tatlisi bir adam gozcumuz. Hadi getir demesini beklerken, "himmm sanirim sag goz kanali tikali, bu durumda senin Erin'i bu konuda uzman birisine goturmen iyi olur" deyip bana tanidigi bir doktorun adini verdi. Verdi ama adam koprunun obur yakasinda, hem de epeyce bir uzakta eve. Neyse ... zaten en yakin randevuyu bugune yani 5 gun sonrasina verdiler. Malum burada ayni gune randevu imkansiza yakin, eve yakin baska bir ofisde de calisiyormus doktor ama orasi 2.5 hafta sonraya gun verdi, olsun dedim uzak da olsa yakin gundekine gidelim.

Siramiz gelip doktor bizi ofise alinca sorular sormaya basladi. Ama evden cikarken birsey unuttum, Erin'in bu durumu ilk kez oldugunda ne kadar surdu ve iki gozunde de olmus muydu hatirlamadim, saglik dosyasina bakamadan geldim doktora ve tam da bekledigim gibi doktor bana bu soruyu soru diger sorularla birlikte.

Simdi bunlari yazmak neden aklima geldi biliyor musunuz? Gecen yil bir kitap dinledim : How Doctors Think. Sonra da okudum cunku audio'sunu okuyan adam cok basarisizdi, tavsiye etmem.

Kitap hasta acisindan; dogru sorulari sorma, doktorlardan beklentileri saptama, ozellikle hasta-hastalik-teshis-tedavi boyutunda hangi asamalarla nasil bir yaklasim sergilemeli gibi konularda beni cok bilgilendirdi. Bir baska guzel tarafi da kitabin; kitabin yazari doktor oldugundan, kendi acisindan da bir doktorun hastaya yaklasimindaki tavirlarin neler olabilecegi konusunda da ozelestiri yapiyor. Hatta cogu zaman kitabin adi "How Doctor Should Think" olmali diye dusundum. House diye bir tip dizisi var, izler misiniz? Ben siki takipcisi degilim ama adam yani Dr. House adeta doktor-muhendis. Ne, neden kaynaklanmis illa onu cozecek.

Cocuklari goturdugum bir pediyatrist klinigi vardi. 5 doktor var ama ben hep aynisini goruyordum, ta ki doktorumuz gecen sene Boston'a tasinana kadar. Sonra klinikteki baska doktorlardan randevu aliyordum hastalik zamanlarinda ama hicbiri icime sinmedi. Ne kisisel bir ilgi, ne dosyalarinda ne olmus bitisi hatirlamak babinda bir hafiza yenileme... O zamanlar biraz da bu kitabin etkisiyle daha iyi cocuk doktoru olmali, neden bu adamlara gidip duruyorum ki deyip etrafi biraz kolacan ediyordum. Sonra yan komsumla konusurken, bana kendi cocuklarinin pediyatristini tavsiye etti. Gercekten beklentilerime iyi cevap veren 2 doktor kazandik simdi. Cocuklari isimleriyle cagiriyorlar, daha oncesinde ne olmus hatirliyorlar, ben hastalik konusunda biraz endiseli oldugumdan beni sakinlestirip, omzuma vurup merak etme gececek diyebiliyorlar ve de en onemlisi teshis ve tedavi konusunda siki takip edip guzel klinik uyguluyorlar.

Kitabin bir yerinde soyle geciyordu. Doktorun sizi muayenesi, siz onun odasina girip elinizi sikmak icin uzattiginiz andan itibaren baslamistir.

Saglik konusunda beklentiler her zaman yuksek, hele ki doktoru, anladi, anlamadi, verdigi ilac ise yaradi, yaramadi diye kategorize etmeden once, biz de dersimizi iyi calisalim hasta olarak, degil mi ama?

Kitapla ilgili Hurriyet'te bazi yazilar cikmisti tesaduf ettigim. Sanirim kitap Turkce'ye de cevrilmis.
Osman Muftuoglu'nun yazisi
Yazarla Soylesi

USA Gelir-Gider Tablosu

Merak ediyordum bu devletin gelir ve harcamalari nedir diye. CNBC'de bir programda vardi ben de not aldim. Hepsini bir arada gormek ilginc. Ilki gelir, ikincisi gider tablosu. Rakamlar milyar dolar (USD) bazinda.

10 Mart 2009 Salı

Transfuzyon

Birden ortaokulda hazirladigim donem odevim aklima geldi. Oyle ya her dersin bir donem odevi olurdu da biz temiz ev odevi diye kapakli, suslu en guzel yazimizla Hayat Ansiklopedisi ve Meydan Laurosse'lardan toplanmis bilgileri koyardik. Bir yil transfuzyon konusunda bir odev hazirlayacaktim ama o kadar az yazi vardi ki, toplasam kendi kattiklarimla bile 1 sayfa ancak doluyordu. Derken gazetede cikan bir yazi imdadima yetismisti, onu da katip 1.5 sayfalik odev vermistim bulanik hafizam yaniltmiyorsa.

Gecenlerde eski notlarima bakmam gerekti is geregi. 1998'den itibaren calistigim islerin, yaptigim projelerin, yazdigim programlarin/scriptlerin elektronik kayitlari var, oncesindeki 4-5 seneye ait ajandalarim ve blok defterlerim vardi. Ve ben ordan oraya tasinirken maalesef kaybettim yazili kayitlarimi. Simdi 2000 yilindaki emaillere bakiyorum. Hatta ilk email olarak gonderdigim mesajlar var. O zamanlar modem'le ODTU ustunden ortak bir email adresinden cikardik... sene 94-95 filan olsa gerek. Simdi ti-di-du-di'lu modem sesi geldi kulaklarima, yok kalsin gene o eskide, yenisi cok daha iyi.

Keske o transfuzyon konulu donem odevim gibi, orta 1'deki matematik odevimi de saklasaymisim. 5-6 soruluk bir odevdi, fazla zorlanmadan yapip bir sabah kimdi siniftan kalktik 1A'nin matematik ogretmeni Sultan Duzgun'un evine gittik. Ben 1B'deydim bu arada. Oyle ya Canakkale kucuk oldugu kadar herkesi yasadigi yeri bilecek kadar tanidik ve samimi bir yerdi. Ya biz cok erken gitmistik ya da Sultan ogretmen uykucuydu :) Sabah pijamalari icinde piskin piskin sorulari cozduk beraber, hic de gocunmadi, cocuklar nerden ciktiniz demedi, hafta sonu ogretmen rahatsiz edilir mi demedi, siz benim ogrencilerim degilsiniz de demedi. Aman Allah'im ne buyuk bir iliski grifligiydi bizim yasadigimiz. Hepimiz birbirimizi ailelerine kadar tanir, yazin kordonda neredeyse Canakkale'nin tamamina selam verirdik. Ve biz simdi 50-60 ruh bulusuyorsak -daha cok onlar o kitadakiler elbet- taa Ortaokul yillarina kadar giden bu bagin cok buyuk etkisi var.

Isterdim ki o donem odevlerinden birer ani kalsaymis bana simdi, ne kadar da hos olurdu.

09 Mart 2009 Pazartesi

Sonrakini Bekleyecegim

Nilufercigim gondermisti... ancak izleyebildim arkadasim ve cok begendim. Izninle burada paylasmak istiyorum.

video

10 Şubat 2009 Salı

Orta Ayna


Yillar once bir arkadasim araba kullanmayi ogretirken bana, "arabanin orta aynasina arada bir bak, 10-15 sn'de filan, sakin benim gibi takinti yapip surekli arkayi izleme" demisti. Sabah birden aklima onun dedigi geldi. 60 mille otobanda giderken, surekli arkayi izlemek, biriken ve hizla gelen arabalarin surusunu takip etmek inanilmaz bir gerginlik yaratiyormus insanda.

Haberler dinlenmez halde Amerika'da. Kim ne kadar eleman cikartacak, kim ne kadar zarar aciklamis 4. donem icin, Obama Stimulus'u gecirmeyi hizlandirmak icin neler yapiyormus vs. vs. Orta aynadan arkayi izlemek gibi bugunler, onumuz ise sisli ve bulutlu. Ama elbette her inisin bir cikisi vardir degil mi? Bugunun istatistikleri icimizi bogsa da bunlar da gececek elbet. Sabah google news'deki ic bayici haberleri es gecip gozum Burak'in uzun zamandir bekledigi cici alete takiliyor. Kindle 2.0 hosgeldin aramiza :)

16 Ocak 2009 Cuma

Ocak Ortasi + 1 Gun

Iste yilin %4.3'u gecmis bile. Hava bir soguk bir soguk ki, burnum dusse hissetmeyecegim. MSN'in toolbar'ini install ettim. Aslinda yanlislikla bir programi install ederken bunu da alir misin demis, ben de OK deyince yukarda gul gibi bir toolbar'im daha oldu simdi. Kotu tarafi, hava sicakligini gosteriyor. Iyi tarafi bir suru degisik tab ile dunyaya daha cok baglaniyorsun. Weather kismi sabah -13C'ken, hissedilen sicaklik -23C diyordu. Bu siralar web browser'da cok isim var. Program yaziyorum, rapor olarak web'e gonderiyor sonucu, isim ac-kapa ve tabii her IE'ye giriste sag ust koseye kacamak bir bakis atmak oluyor.

Pek verimsiz bir hafta aslinda. Bir hafta once mudurumuz, "eger hava cok soguk olursa, kar yagarsa gelmeyin evden calisin" demisti. Bana gore de evden cikilmayacak kadar soguk, dun kar da yagdi, zaten kiz da hasta, o zaman cik ust kata, ac bilgisayari calis.

Sunu farkettim. Cocuklar cok hastayken durum iyi aslinda. Kafalarini bile kaldiramayacak durumda olduklarindan ben onumde isim calisabiliyorum. Ama bir an var ki, miskinlik halleri ustlerinden gitmis, istedigimde viyaklarim durumlarindalarsa durum fena. Allahtan acil bir isim yok, bu haftayi kurtardim diye dusunuyorum. Gerci belli olmuyor, operasyonel islerde bakmissin cuma is cikisina kadar gulluk gulistanlikken saat 5'de bir outage baslamis.

Bu hafta sali gunu isteydim. 11. kattan bizim kata tasinan bir grup var. Ne iyi oldu ortalik sessizlikten kurtuldu derken, bunlar bizim kati dingonun ahirina cevirdiler. Her kupte ayri bir ses, tantana. Ben de artik conference call'lari en son sesde dinlemez miyim !! Tanistik, hosbes ettik ayakustu. Derken grup muduru oldugunu soyledigi birisi Venezuella'li oldugunu ekledi laf arasinda. Zaten surekli Ispanyolca konusuyor bir iki kisiyle. Neyse pilotmus aslinda, hatta kendi ulkesinde hukuk derecesi de oldugundan avukatlik da yapmis. Simdi bina yonetimi mudurlugu yapiyor. Ne alaka bu kadar alakasiz sey dedim, ailesi ucarken cok korktugundan baski yapip pilotluk isini biraktirtmislar. Bana ucaklari filan anlatiyordu, gece, yagmur ve siste ucmanin en keyifli oldugunu, cunku asil o zaman ucak kulladigini hissettigini filan...

Derken dun aksam saka gibi buraya, dibimizdeki nehre ucak dustu. Soguk diyordum dilimi isirayim, bir de uctugun ucak dusup sudan cikmak vardi. Gecmis olsun #1549 ucusundakilere...

10 Ocak 2009 Cumartesi

Kitap: The Last Lecture

2008'i bu kitapla kapattim. Adamin kendi sesinden kaydedilmis, bu kadar etkileyici, gercekci, uygulanabilir ve hayatin gercekliginin farkidan olmamizi saglayan bir kitap ki, cogu zaman gozyaslarimi tutamadim, cogu yerde gulumsedim, kahkahalar attim, guzel seyler ogrendim ve sevdigim herkese de bu kitabi alin, okuyun ya da dinleyin diyorum.

Temmuzda yazmisim Randy Pausch'tan Son Ders diye. Video'su milyonlar tarafindan izlendi. Kitap; universitede bu son dersin hazirlanisina, Randy Pausch'un hastaliginin safhalarina, cocuklarina ve ailesine birakmak istedigi mesajlarla ilgili bir tur hayat dersi iceriyor. Bazilarinin hayat enerjisine ve filozofisine hayran olunur ve etrafindakileri de etkiler ya, iste oyle bir adammis Randy Pausch. Kitabin icerigi sofistike ama anlatimi direkt, etkili, basit ve anlasilir. Sik sik kendi hayatindan anekdotlar anlatmis. Mesela bir yerde anlatiyor, odasini boyamak istiyor. Ailesi de izin veriyor. 10-12 yaslarinda olmali. 2 yas buyuk kizkardesi ve arkadasi yardimiyla. Satranc tahtasi, uzay gemisi, grafiler ve yazilarla dolduruyor duvarlari. Dusundum -anne babayiz ya artik- kacimiz cocuklarimiza izin veririz ya da kacimiza izin verildi boyle birsey. Orta halli, okuma-yazma sevdasini kucuk yastan cocuklarina veren ve her basi sikistiginda ailesine kosan, olaganustu sevgi dolu bir ailede buyuyor Randy Pausch.

Bir baska hosuma giden taraf da, sahip oldugu esyalara gelip gecici meta diye bakip, eskiyip bozulduklarinda duygusal olarak baglanmayan bir adam. Gicir gicir yeni ustu acik bir convertible almis mesela ve yegenlerini alip o hafta sonu gezdirecekmis. Ama anneleri "aman amcanizin arabasini kirletmeyin" filan dediginden, "daha onlar oturunca arabaya 1 kutu sodayi arabaya doktum bilicli olarak" diyor. "Cocuklarin gozleri faltasi gibi acildi" diyor. Ve gezinin sonunda oglan hastalanip kusmaya baslayinca arabayi kirlettiginden dolayi kendisini kotu hissetmedi diyor. Oyle ya sonunda meta'nin ne onemi var.

Guzel bir adammis velhasil. Yattigi yer isik olsun. Kitap limitli olarak Google Books'da, burada. Bununla ilgili blog, mesaj tahtasi ve diger yazilar da burada.

08 Ocak 2009 Perşembe

2009'a Baslarken

Uzun zamandir bu siiri dusunuyordum nasildi diye ve tesadufen buldum bugun notlarimin arasinda. Dusunuyorum zaman zaman gercekten yasananlar tersten olsaydi n'olurdu diye. Hayata iliskin tam da siirin anlattigi gibi!!

Hayat tersine yasanmaliydi bence.
Once ölümü savusturmaliydik basimizdan.
Yirmi yilimizi huzurevinde gecirip, cok genclestigimiz icin atilmaliydik.
Altin bir saatimiz olduktan sonra ise baslamaliydik.
Kirk yil calismaliydik, ta ki emekliligin tadini cikarabilecek denli genclestigimiz güne kadar.
Universiteye gitmeliydik sonra, liseye hazir hale gelene dek parti yapmaliydik.
Iyice ufalmaliydik, oyun oynayip sorumluluklari unutmaliydik.
Kücük bir kiz ya da bir erkek bebek olunca annemize dönmeli,
Son dokuz ayimizi yüzerek gecirmeli ve sevgi dolu bir bakista son bulmaliydik.

Norman Glass (Reverse Living)

17 Aralık 2008 Çarşamba

HuLu

TV izlerim ben, her aksam cocuklar yattiktan sonra varsa dizilerimden biri, yoksa kayit edilmislerden bir film, belgesel, late nite show, haber programi filan... 1 saat kadar kafami bosaltirim. En cok ABC'nin dizilerine takiliyorum, NBC'de Lipstick Jungle, Fox'da da Prison Break sardi bu sezon. Izlediklerimi saysam -ohooo o kadar cok ki- TV junkie sanirsiniz ama kayit edip sonradan baktigim icin reklamlar yok olmus, harika. Ya da kacirdigim , Burak'la cakisan bir program varsa iste o zaman kanallarin web sayfasina bakiyordum yakin zamana kadar.

Sonra Hulu diye bir web sayfasini ogrendim. Guzel, harika, nefis, ne demeli yok yok. Oyle baska web sayfalarindan filan indirmeden size TV, movie portal yapmislar desem kafi olur mu olmaz. O zaman hemen hulu'ya bakin. Elde her zaman Netflix'den gelen DVD olmuyor, ya da pay per view'de ilginc bir film yoksa iste hulu var sec filmi, diziyi, gec bilgisayar karsina. Baktim da epeyce guzel film secenegi var. Ustelik free ve de legal. Bilgisayar olmaz derseniz o zaman TV'ye baglamak lazim ki benim icin uzun is.

Bu aralar diziler tatile giriyor holiday diye. O zaman elde ne var; Netflix, Hulu ya da Pay Per View.

26 Kasım 2008 Çarşamba

Me Time in MoMA

Gecen hafta persembeyi izin alip gunumu Manhattan'da gecirmek uzere planladim. MoMA yeni yerine tasindigindan beri gitmemistim, Van Gogh'un sergisi de olunca atladim trene Grand Central'dayim.

Holiday sezonu icin Grand Central'daki cikisa yakin salonda gene sergiler kurulmus. Hepsi o kadar zevkli, ince ve ozenle tasarlanmis ki; takilar, cocuklara kiyafetler, bayanlara sallar, pasminalar, ev aksesuarlari bakip bakip basa donup dolasiyorum. Ogle vakti oralarda oldugumdan yemek istahimi MoMA'ya sakliyorum, sanki Mine bana oranin kafeteryasi iyi demisti gibi aklimda kalmis. Neyse giriste biletimi alip daha dogrusu elinde fazla bileti olan bir kizin teklifiyle bileti ondan alip yukari cikiyorum.

Kafeterya da Van Gogh da 2. katta. Bir de time ticket almak gerekiyormus saat kacta katilacaksan ona gore gruplamislar insanlari. Benimki 2:30'da, tamam diyorum vaktim var, kafeteryada siraya giriyorum, zira oldukca kalabalik. Ya menu cok istah acici ya da benim karnim cok ac. Ama diyebilirim ki MoMA'nin yemekleri gercekten gurme lezzetinde. Yemek ustune kahve de iyi gider deyip sonra sergiyi geziyorum.

6. katta Miro'nun sergisi var. Orayi da geziyorum cok hosuma gidiyor. Son zamanlardaki sanat hevesimiz Soho'daki galerileri oglana gostermek ve sonrasinda kendimizi Bleecker Street'e atmak seklindeydi. Ama MoMA buyuklugu, gezilebilirligi, bogucu olmayan atmosferiyle benim cok hosuma gitti. Hani bir muzeye girip de gez Allah gez hala ancak onda birini tamamlarsin ya oyle degil burasi. Cocuklu aileleri gorunce mutlu oluyorum. Asagida heykelli bahcesi var, baharda ve yazin cok guzel olur eminim. Bu mevsimde bile cok hostu. 5. katta fotograf sergisi var tam girecektim ki telefon caliyor, kizin atesi cikmis, eve donuyorum. Oysa aksam icin de harika planlarimiz vardi uzun zamandir gorusemedigim arkadasimla. Bir dahaki sefere deyip 5. caddeden asagi yuruyorum...

25 Kasım 2008 Salı

Cantamdakiler


Minecigim sobeleyince acip baktim ben de cantama. Kucukken ben annemin cantasini merak ederdim cok, simdilerde cocuklar. Ozellikle Erin gelip gelip aciyor, cuzdandaki resimlere bakmaya bayiliyor. Bazen cantam mutfak lavabosu gibi, ne bulursam atiyorum icine. Icindekileri cikarip fotografini cekemedim ama daha onceden cekilmis resmi ilistirdim yukariya.

Bende ne mi var:
Cuzdan. Vazgecilmez kirmizi cuzdanim.
iPod, olmazsa olmaz.
Cep telefonum.
Bir tutam dolusu anahtar, ev, is, araba, ofisteki dolabimin, posta kutusunun...
Kucuk not defterim, hatta ikiciyi de tasiyorum artik.
Bir zarf ve icinde kendimce onemli olabilecegini dusundugum seyler. Eh burasi biraz sir olsun artik :)
Ilac kutusu. Migren icin yanimda hep 2-3 adet ilac tasiyorum.
Kagit mendil. Mumkunse illa Selpak olsun.
Islak mendil.
Cocuklardan kalirsa tukenmez kalem.
Minik sisede parfum ve dudak parlaticisi.
El kremi ve dudak nemlendiricisi. Baskaca da kozmetik malzemem yokmus.
Duruma gore, seyahat ya da uzun yolculuklarda kitap, dergi gibi okunacak birseyler ile yiyecek meyve, cukulata, gofret gibi seyleri de tikistiririm.

Bu kadar !!
Himm kimi sobelesem... Yildiz'i ve Arzu'yu desem, paylasirlar mi acaba cantalarinin icindekileri bizle?

19 Kasım 2008 Çarşamba

Outliers NYT'da

Dun Malcolm Gladwell'in kitabiyla ilgili NYT'da bir yazi vardi, buraya da link vereyim. Ayrica yazarin kendi web sitesindeki link'i de kopyaliyorum. Time'da da yazisi var. Anlasilan yazarimiz medyada.

15 Kasım 2008 Cumartesi

Mektup

Sevgili Arkadasim,

Konusamadik cuma gunu, ben de sana mektup yazayim dedim. Buralari sormussun email'inde, anlatayim o zaman. Amerika uzun zamandir siyah-beyaz aslinda. Aylar gecti, mevsimler degisti renkler sonbaharda kizilin en guzelinden yesilin sarinin en canlisina kadar hepsini yasadi ama ekim yapacagini yapti siyah-beyaz Amerika hepden karardi, hepimizin icini daraltti. Hani TR'deki haberleri okuyup TV'yi izleyince kaniksarsin ya olan-biteni, simdilerde gecen ilk panik havasindan sonra biz de alisir olduk. Gerci biz Turkler alisigiz enflasyon-devaluasyon-tensikat-kriz durumlarina ama gene de demek ki biz de buralara alismaya baslamisiz ki aramizda bile epeyce tantana yapiyoruz.

Buradaki adamlar siyaset, ekonomi konusmaz saniyorduk kendi aralarinda, megersem kriz cikmasini bekliyormus herkes. Eee basini sokacak evinin yaninda bir de tutup Florida'dan da almaya kalkarsan temeli bile atilmayan townhouse'lari yandi gulum keten helva. 2001'de araba reklamlarinda "keep rolling Amerika"'ydi slogan. 2008'de henuz krizden cikacak ne bir formul ne bir slogan var. Dur daha bunun ne kadar derine inecegi de bilinmiyor. Tabii Amerika hasta olur da dunyaya bulasmaz mi? Ingiltere, Almanya hepsi patir patir dokuluyor. Sen de biliyorsun G20 toplaniyordu bu hafta sonu, bakalim ne cozumler bulacaklar kendi aralarinda. Eleman cikarmayan, eleman alimini durdurmayan, kemer sikmayan sirket yok artik. Bunlarin da sagi solu belli degil ki anacim, dune kadar butcede su kadar fazla paramiz var, ne alalim arkadaslar derken patron, simdilerde aman kullanmadiginiz yerlerdeki elektrigi kapatin diye bangir bangir bagiriyorlar. Ama durum fena, hem de cok derin ve iyilesmesi daha uzun zaman alacak bu defa.


Ogrenci oldugumuz yillarda M. eniste, "ne guzel ogrencisin paran da yok derdin de yok derdi". Hakikaten kus kadar hafifmisiz ama coluk-cocuk, ev, is, guc, hayat, mayat derken meger ne kadar da buyumusuz de o zamanlardaki anne babaminizin yerine gecmisiz artik. Cok sukur sagligimiz iyi ya, biz iyiyiz ya bunlar da gelip gececek elbet. Ama bazilarimizi delip de geciyor uzucu olan o.

Sen nasilsin, cocuklar nasil? Demek buraya yazdigim kitaplari okuyorsun, cok sevindim. Yakin olsaydik da konussaydik uzun uzun. Senin de okudugun kitaplari bilmek isterim. Aslinda yaz-a-madigim ama ilgilenecegini dusundugum baska kitaplar da var aklimda. Bir zaman fukaraligini dustuk ki sorma. Cogu zaman bunu dusunuyorum gercekten zaman yok mu diye, istenirse ... ulasmak istenirse bir telefon uzakliginda ya da bir email atiminda olmak bile mumkun olamiyor mu? Hayati iskalamadan yasamak biraz ustalik istiyor galiba. Ogreniyoruz iste...

2 hafta sonra Sukran gunu geliyor, sonrasinda da Noel. Bu donem biz daha rahatiz, pek proje filan olmuyor ama bu hafta hic dusunmeden 3 gece ardarda bir is planlamisim ki canim sikildi. Neyse Allahtan uzun vakit almayacak umuyorum. Hafta sonlari ise bir kosturmaca ve herseye yetisme istegiyle geciyor vakit. Cogunlukla miniklere gore program yapip buyumelerinin keyfini yasamaya calisiyoruz. Arada kalan zamanlarda da hayal kurup, yapamadiklarimizi planlamaya calisiyoruz :) Gecenlerde kapali alanda tirmanma yapilan bir yere gittik. Ben bayildim ama dusundugumden daha zormus. Henuz tirmanma yapmadim ama niyetim var. Tenis icin havalar sogudu artik. Disarda olmanin keyfi bambaska yine de. O cinar agaclarini gormelisin arkadasim. Bizim mutfak tarafi arka ormana bakiyor ve ormanda da cogunlukla cinar agaci var. Nasil da renkler kizardi, sarardi. Simdilerde hepsi yapraklarini doktu sayilir, deck'teki cicekleri ve yazlik esyalari kaldirdim gecen hafta. Burada her mevsimin ayri cicegi var. Yaz geliyor petunyalar, papatyalar, sardunyalar ekiliyor saksilara, sonbaharda kasimpatlari, yilbasi zamani o kirmizi cicek (adini bilmiyorum) aliniyor evin icine. Ben mevsim mevsim cicek falan yapamiyorum. Ilk geldigimde cok sasirmistim ne boyle bu, yazliklari cikar, kisliklari kaldir misali... Yan komsum Lisa, nisanda gider saksilari doldurur, eylulde soker otekileri eker, kis gelince kisliklari koyardi. Simdi Lisa'nin evinde 3 ev sahibi degistikten sonra Tayvanli bir aile var. Deck dedigimiz buyuk balkon dusun, yandaki iki ev disinda kimse de gormuyor, tuttu ip serdi boydan boya yikadigi camasirlari asmak icin. Buralara gore pek bir garip canim!! Hergun camasir yikiyor 2 makina en az, hala biraz ilik havayi bulsa asiyor iplerine. Diger yan komsumun cok tatli 2 kizi var. Kucugu benim buyugumle iyi anlasiyor. Bakmisim kapiyi calmis bize geliyor haftada 3-5 kere, cat kapi misali cok da hosuma gidiyor. Buyuyunce asci olmak istiyormus. Bazen yemek yaparken yanimda duruyor ama o kadar zipir zipir ki, benim sakin oglum da bu siralar ona uyup koltuklardan masalarin ustune cikmaya basladi.

Ne cok uzattim degil mi? Ha Sukran gunu dememin bir neden vardi az once. Sukran gunu ertesi Black Friday diyorlar burada cilgin bir alisveris furyasini tesvik eden, birkac saatligine buyukce indirimlerin filan yapildigi Kara Cuma yani. Yok ben birsey almiyacagim. Cok kalabalik oluyormus, o sikintiya giremem. Ama parekende satiscilar icin beklenen gun, zira istatistikler pek bir fena... Ekimdeki satislar %2.8 dusmus, kasim ve araliktaki bayram alisverisinden biraz yuzleri guler umarim. Eskiden bu ne cilginlik boyle derdim ama bir yandan da su var. Gereginden fazla tuketime hala karsiyim da, eger isin yoksa evine temizlikci da almiyorsun, cocugunu yuvaya da gondermiyorsun. Disarda az yiyip dikkatli harcama yapar oluyorsun. Su 3 kalemde bile evine gelen kadin, yuva, yuvadaki ogretmenler, restaurant sektoru bir cirpida etkileniveriyor.

2 hafta once de cadilar bayramini kutladik. Bu yil pek bir sonuk gecti bana gore. Bilmem psikolojik mi yoksa aksam kendim disari seker toplamaya cikamadigimdan mi? Genelde oglan onde ben arkada kapi kapi gezip trick or treat derdik. Cocuklarin kostumlerini gormeye deger. Bizimki korsan oldu, babasi da savas ucagi pilotu. Ha o gun once okulda bir kutlama vardi. Bizim bayram torenlerini andirir gibi sokaklardan gecit toreni yaparaktan abi-abla siniflara gittiler. 2 bina arasindaki yoldan gecerken tum yolu polisler kesmis, kenarda devriye bekliyor, komsular kapi onunde cocuklari seyrediyor filan. Buranin seker bayrami dense az degildir. 1 yila yetecek kadar sekerleme birikti evde. Dogrusu bu ya, hic de sevmiyorum o tarz seyleri. Cogunu attim bile.

Kisa keseyim derken uzayip gidiyor. Hadi kactim artik. Arasiriz gene kuzu. Optum seni ve biciriklari.
Auf widersehen :)

14 Kasım 2008 Cuma

"She is a little off"


Bugun radyoda otizmle ilgili bir program dinliyorum. Cocugu olan herkesi bir defa sarsiyor acaba olabilir mi diye. Arabalari yanyana mi diziyor, hep ayni kelimeleri mi tekrarlamak istiyor, sarilmaktan opulmekten temastan hoslanmiyor mu diye gidiyor liste. Ve her asi zamani geldiginde, ben icimde tonlarca kere tartisip doktora da endiselerimi soyleyip bir yol izliyorum kendimce. Grip asisinda thiomersol (civa) vardi yakin zamana kadar ama Artun'un asini bu yil yaptirmayacagim deyince, artik cikarildi dedi doktoru. MMR da ayni sekilde fena halde kafami bulandiriyor. Ozellikle bu asinin sonucunda otizm vakalarinda artis olduguna dair ailelerin inanci cok yuksek.

Yuksek de... Her konuda oldugu gibi radyodaki konuklardan biri -ki adam PA Universitesinde profesor- bilimsel olarak yapilan arastirmalarda asi yapilan cocuklar ile yapilmayanlar arasinda bir fark olmadigini soyluyor. Diger konuk, ailelerle calisan, hem klinik olarak doktorluk yapan hem de otizmle ilgili bir kurulusun direktoru, tam da bu bilimsel verileri savunur gelmedi aciklamalarinda.

20-30 yil oncesinde cok seyrek olarak gorulurken, yandaki grafige bakin artis oranini gormek icin. Prof adam diyor ki, "eskiden otizmin tanisi ve tanimi farkliydi, ayrica istatistik toplama da bu kadar basarili degildi". Simdilerde her 160 cocuktan 1'inin otistik oldugu istatistigi var. Ne kadar endise verici degil mi? Ve bunun 4'de 3 de erkek cocuklar.

Gecenlerde Business Week'de vardi BitTorrent'in kurucusu olan Cohen'in Asberger'li oldugunu hakkinda. Dun aksamki Grey's Anatomy'de Asberger sendromlu bir kalp cerrahi vardi . "She is a little off" dedi hastane bashekimi yeni gelecek doktoru tanitirken. Arada boyle karakterlerin katilmasi iyi oluyor bazi konulara dikkat cekmek acisindan aslinda.

Ama baska birsey de su ki benim dikkatimi ceken, TR'de benim etrafimda hemen hemen ne duydugum, ne gordugum otistik cocuk var. Burada hemen aklima is arkadasimin oglu ( terapi aliyor ), arkadasimin arkadasinin cocugu, bizim sitedeki o cocuk gibi dusunmeden sayiverecegim birkac isim geliveriyor. Daha cok batiya ve gelismis ulkelere mi ozel acaba?

PS: Yukardaki resim otistik yetiskinler tarafindan hazirlanmis.

13 Kasım 2008 Perşembe

NYT'den Bir Yazi

Sabah goz attigim gazetelerde egitimle ilgili kose yazilari varsa illa gozum kayar okurum. T. Friedman sik yaziyor bu konuda, bugun da N. Kristof yazmis. Soruyor, Amerika'nin buyuklugu nereden kaynaklaniyor diye. Piyasa ekonomisi mi, baskanlarinin kalitesi mi, insanlarin gayreti mi, dogal kaynaklarin bollugu mu? Hayir, tarih boyunca verdigi egitim sisteminden diyor yazar ve Obama'dan beklentilerini siraliyor.

Obama geliyor ama sirtinda kocaman bir yumurta kufesi var. Egitim, saglik, ekonomi, dis politika, yeni enerji kaynaklari yaratimi ... kolay degil tum bu alanlarda bir degisimi saglamak. Adamin yazisi bu linkte, okumaya deger.

12 Kasım 2008 Çarşamba

Outliers: Malcolm Gladwell'in Yeni Kitabi

Ben de bu adam nerelerde diyordum -sanki haberim olmasi gerekirmiscesine-. New Yorker'da goremiyordum, blog'unu da aralikli guncelliyordu. Bir de baktim bugun cnn web sitesinde yeni kitabinin roportaji var. Yasasin dedim, cok heyecanlandim ve kitabini okumadan sizinle paylasayim istedim.

Bundan onceki her iki kitabi da sahane. Hem Blink, hem Tipping Point, ilgiyle, saskinlikla, merakla, tekrar tekrar, basa sarip sarip dinledigim kitaplar oldu. Once audio'sunu sonra baski kagitda kitaplarini aldik.

Kitap (Outliers: The Story of Success) "basarinin hikayesini" anlatiyormus. Outliers da teknik bir terim olup, normalin disinda kalanlari ifade etmek icin kullaniliyormus. Diyor ki roportajda, basari bir konu uzerinde en az 10bin saat emek sarfederek gelir ve o konuda son derece disiplinli, tutarli bir calisma gerektirir.

Burada (Amerika'da) sik sik Uzakdogulu gocmenlerin basarilarindan, okulda Japan, Cin, Hintli, Koreli cocuklarin Amerikali cocuklara gore test skorlarinin yuksekliginden bahsediliyor. Yazin bir kitap okumustum. Adi: Top of the Class (Sinifin en iyisi). Nedir bu cocuklari bu kadar basarili yapan diye aklimi kurcalamisti. Pek cogunun da cevabini buldum kitapta. Bazi acilardan bizden pek de farkli degiller Uzakdogulular. Mesela buyuklere saygi gosterme, toplumda hiyerarsik bir soz hakkinin olmasi filan. Hos artik bu kaldi mi tartisilir ama eminim o toplumlar da boyle bir degisimden geciyorlardir. Diyor ki, en akilli, en zeki olmayabilirsin, dogustan yetenekli de olamayabilirsin ama neye calisiyorsan, neyle ugrasiyorsan zaman ayir, disiplinli ol, sistematik bir calisma duzenin olsun ve bunu basarincaya kadar devam ettir. Tabii bu arada ailelere bir ton oneriler de veriliyor. Rol model olma, cocuklara kaldirabilecekleri sorumluluklari verme, bazi aktiviteleri birlikte yapma vs. gibi...

Roportajda bir yerde su dikkatimi cekti, 1990'larda Kore Havayollarinda cok ucak kazasi oluyormus. Kultur ile havayollari guveligi iliskisi icin ilgili yeri asagiya yapistirdim. Onemli olan gec olmadan farketmek ve ona iliskin bir proses gelistirmekse iste budur dogrusu.

F: You share a fascinating story about culture and airline safety.

G: Korean Air had more plane crashes than almost any other airline in the world for a period at the end of the 1990s. When we think of airline crashes, we think, Oh, they must have had old planes. They must have had badly trained pilots. No. What they were struggling with was a cultural legacy, that Korean culture is hierarchical. You are obliged to be deferential toward your elders and superiors in a way that would be unimaginable in the U.S.

But Boeing (BA, Fortune 500) and Airbus design modern, complex airplanes to be flown by two equals. That works beautifully in low-power-distance cultures [like the U.S., where hierarchies aren't as relevant]. But in cultures that have high power distance, it's very difficult.

I use the case study of a very famous plane crash in Guam of Korean Air. They're flying along, and they run into a little bit of trouble, the weather's bad. The pilot makes an error, and the co-pilot doesn't correct him. But once Korean Air figured out that their problem was cultural, they fixed it

Ha tabii basari ve mutluluk iliskisi uzerinde de bir iki sey soylemek gerekirse... Basari bana gore bir yerlerde CEO, VP hadi bilemedin iyi bir etiket sahibi olmak degil. Inandigin, sevdigin, tatmin buldugun alanda -ne olursa olsun- kendini iyi ifade edip onun sonucunu yasamak, verimini almak.

Adamin anlatiminda sevdigim sey, bilinen seyleri gene bilinen baska seylerle iliskilendirip aykiri bir sonuc cikartmasi. Yani iki bilinen bir denklemden yeni bir denklem yaratmasi. Neyse bakalim okuyunca ne dusundugumu yazarim bu kitap hakkinda. Amazon linkinde bir de minik video var, kitap hakkinda fikir vermesi acisindan izlenmeli bence.

06 Kasım 2008 Perşembe

DUNDEN ONCE...

Bugun aslinda son derece siradan birgun. Ama 2 gun oncesi degildi.

Bundan 21 ay kadar once Obama baskanlik icin adayligini acikladi.
Bundan 5 ay kadar once Hillary Clinton'a karsi baskanlik adayligini kazandi. Neydi o acceptence speech oyle...
Ve bundan 2 gun once 44. Amerikan Baskani olup, basarilamayacak sanilani basardi.

Ne kampanyanin arkasindaki taktikler, ne pazarlama basarisi, ne politikanin gucunden bahsedicem. Ne zaman adamin konusmalarini izlesem, dinlesem bana hep "kafana koydugun ne olursa olsun yapabilirsin, YES I CAN " demeyi hissettiriyor. Daha ne olsun...

03 Ekim 2008 Cuma

Destina ve Diger Kitaplar ...

Milliyet'teki roportajinda okudugum bugun Mine Kirikkanat yeni bir kitap yazmis. Bayilirim onun kitaplarina da, yazarligina da. Ilk Sinek Sarayi ile tanismistim ,sonrasinda ise cikan her kitabini okudum. Vatan'daki yazilarini gunluk takip etmiyorum, cunku Vatan'in sayfa sekli, yazarlara ulasim linkleri bir sekilde beni oraya sik ugramaktan vazgeciriyor, boyle olunca da biriktirip okuyorum.

Bu yaz TR'de kitap ve muzik CD'si alisveris etmeye hic zamanim olmadi. Eskiden Bagdat Caddesi'ndeki Nezih'e ugrardim, sonrasinda cok kirtasiye oldu dukkan -ki kirtasiyeliklere de ayricana bayilirim- ama kitaplari alt kata atmalarini hic icime sindiremedim. Erenkoy'deki D&R da oyle oldu. Aslinda en cok Kadikoy'un kitapcilarini severim. Hani o kosede buyukce bir kitapci ve muzikci vardi ya, Starbucks olmus simdi. Nebis'le orda bulustuk da gordum, icim burkuldu. Arkasindaki dukkanlara bakamadim bile... Kostur kostur bir acele icinde gecti Istanbul. Canakkale'deki Sevgi Kitabevi de kapandi dedi babam, ona da uzuldum.

Artik herseyi internetten alir olduk ama ben Turkce kitaplari, icine bakarak, on ve arka kapaklarini okuyarak, dokunarak, eski okuduklarimla iliskilendirerek almak istiyorum. Zaten tulumba'da aradigim ya olmuyor ya da beklemek gerekiyor, benim de hevesim kaciyor alana kadar.

Okul zamanlarinda Beyoglu'ndaki kitapcilara giderdik bir de cokca. En cok okunanlara goz atar, kitap sayfalarinda 5 dakikalik teneffusler verirdik hayattan.

Isin gercegi insan disarda olunca Turkce okumayi birakiyor ya da birakiyor demiyeyim ama ara veriyor, yavasliyor. Hava kapali gibi, cuma da olmus, bu serin gunlerde tam da okuma zamani.

PS: Var mi bir bilen iTunes gibi bir portal'dan Turkce muzik satin alabilecegim bir yer?

01 Ekim 2008 Çarşamba

Sabah Surprizi-2

Sonra bir de bu mevsimde, dedik Salzburg'a gidelim 9 eylul once. Galiba uzun bir hafta sonuydu, atladik arabaya gittik rezervasyonsuz, otel motel arastirmaksizin... En olmadi cevredeki gasthaus'lardan birinde kaliriz dedik. Aksam gun batarken sehirdeyiz, karnimiz da acikmis ama once otel bulalim dedik. Birkac yere sorduk doluyuz dediler. Hostel'de kalmayi gozumuz yemiyor ama ogrendik ki tek kisilik yer var. Gecelim dedik, gectik. Information'a gittik dediler ki bu hafta kultur festivali var her yer dolu, hic yer yok. Bari birimiz hostel'de uyusun deyip geri donduk ki orasi da kapilmis. Gece bastirmak uzere, etraftaki gausthaus'lar bile dolu. Dolastik dolastik ve artik pes edip bir otelin restaurant'inda karnimizi doyurup bari arabada uyuyalim dedik. Onumuzdeki manzarayi gormuyoruz ama sanki bir ciftlige bakiyor gibiydi... Arkasinin daga baktigi uygun bir park alani bulduk. Duruma bakilirsa baskalari da yer bulamamis, onlar da komsu park alaninda konakliyorlar. Gunduz hava ilik olmasina ragmen gece oyle bir soguk bastiriyor ki... Arabayi mutemadiyen calistirip, isinip, tekrar uyumaya calisiyoruz.

Sabah butun kaslarimiz tutulmus halde uyandik, disari ciktik ve aman Allahim o ne manzara oyle. Abartsiz sanki kartpostal... Onumuzde nefis bir gol, gunes karsidaki ufuk cizgisinden basini cikarmak uzere, arkamizda basi dumanli heybetli bir dag. Nasil da olaganustuydu o goruntu... Ve biz bu ucgenin icinden hic cikmak istemedik dogrusu. Maalesef oranin fotografi yok hafizamdaki resmi haric.

Sonra Salzburg'u gezdik gezdik gezdik ve cok da sevdik. Bir sehir bu kadar mi aristokrat olur, bu kadar mi asil, sade ve $ik durur.

Iste biz manzara kesfetmek istedigimizde hic konaklama rezervasyonu filan yaptirmiyoruz. Surpriz olsun :)

17 Eylül 2008 Çarşamba

Sabah Surprizi

Istedim ki biraz makyaj yapayim bloga. Ustteki banner'a bir fotograf ararken su yandaki resmi buldum bizim arsivde.

Sene 1999 ve biz Slovakya'dan arabayla bir geziye cikmisiz. Gidis Italyan ve Fransiz Riviera'sindan, donus Ispanya, Andorra ve Fransa kirsalindan. Pek cok yerde onceden rezervasyon yaptirmadan kaliyoruz. Andorra'dan girdik Fransa'ya, otobani tercih etmeksizin geziyoruz koy kasaba, dag bayir. Artik bir gun cok yorulduk ve gecenin bir karanliginda hadi bir otele gidelim dedik. Nerde oldugumuzun farkina bile varmadan su kasabada konaklayalim dedik. Sabah kalktik, kahvalti icin birseyler yiyecegiz ve derken arkami donmemle su fotograftaki asik olunacak manzara karsiladi bizi. Hala bu resme bakip, burasi Albi deyince aklima "bak iste hayat surprizlerle dolu" cagrisimi gelir.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Havaalaninda Bir Guzellik

Bu yil ucusumuzu KLM ile Amsterdam ustunden yaptik TR'ye. Cocuklarin atesli olmasindan dolayi hostes kabini ile koltugumuz arasinda mekik dokudugumdan, hostes bir ara; havaalaninda baby lounge'lar var dinlenirler biraz dedi. Amsterdam ustunden daha onceden de ucmuslugum var ama cocuksuz donemlerde dikkatimi sadece free shop'larla gurme dukkanlari cekiyordu, diger varolana bakmamisim bile.

Bulduk baby lounge'u ve yatirdik iki yavruyu da uykuya. Burasi fotograftaki gibi icinde 10 adet cibinlikli karyolasi olan, serin, uyku muzigi calan harika bir yer. Cocuk karyolalarinin yaninda anne-babanin oturmasi icin koltuk yapmislar, hatta basucuna da lamba koymuslar okuma durumunda icersi los olmasin diye. Bebeklerin altini degistirmek icin ozel bir bolum, ivir ziviri yikamak icin lavabolar, sut ve mama isitmak icin mikrodalga ile ailelere fazlasiyla hitabeden bir yer.

Yetmedi, dus mu almak istiyorsunuz ya da meditasyon yapip dua mi etmek istiyorsunuz ust katta ozel odalar yapmislar, girip sessiz sakin kafanizi dinleyip rahatlayabiliyorsunuz. Ya da ben kendimi cukulatalarin arasina gomup sonra da cikip parfum banyosu yapayim derseniz asagidaki ozel dukkanlara ugramaniz siddetle tavsiye olunur. O cukulata dukkaninin karsisindaki gurme dukkanina ise hic girmeyin. Himmm aklim hala o peynirlerde... Hatta minik bir sergi, cocuk oyun odasi, ozel VIP salonu ile havaalani dedigin iste boyle olur dedirten bir yer Schipol. Ola ki yolunuz duser aklinizda olsun.

05 Eylül 2008 Cuma

Etki Alani + Cekim Merkezi

Buraya dondukten sonra hep boyle oluyor. Dun aksam bizden sonra gelen bir arkadasla da konustum, o da ayni seyleri hissettigini soyledi. Donunce bir sure aklimiz orada kaliyor. Eh tabii cogunlugumuz Ege'de Akdeniz'de tatil de yaptigimizdan gel de arama tatil gunlerini, mavi sularda serinlemeyi, amacsizca kumsalda guneslenmeyi, cocuklarla kumdan kale yapmayi. Sonra Istanbul, Canakkale ya da baska guzergahlarda biraz daha tatil olmayan izin kismini yasayinca, midemiz balik ve kebaptan bikinca, trafikten illallah deyip, insan kalabaligindan sikilinca oradaki gercek yasama biraz daha yaklasinca donelim artik diyoruz.

Basta da dedigim gibi aklimiz bir sure orada kalip, sonra buradaki gerceklik var gucuyle bizi icine cekince, anladim ki; ilk hafta Turkiye'nin etki alaninda ama Amerika'nin cekim merkezindeyiz.



Var mi bu sarki gibisi... Sozlerinin bu kadar pesimistik olup, muzigini duyunca insanda oynama istegi uyandiran. Galiba TR'nin en guzel ozeti bu sarkida :)