15 Ağustos 2009 Cumartesi
Yaz, Yazı, Yazma
Akturdayız, bugun aile tamamlanıyor. Bu yıl herseye ınat tam bir yaz yasıyoruz maaile. Yaz da cok hos, Datca'da cok sıcaklar bitmis yerini sıcaklar almıs. Deniz en guzelinden, domatese adeta seker katılmıs gibi, seftali sulu ve ıslak ıslak damlıyor kızın kollarından, yanına bir de zeytinyaglı olunca baska yemeğe gerek de yok. Burada yaz gibisi de yok... Bir de şu i ile ı'ların yerinı bulsam.
17 Haziran 2009 Çarşamba
Hersey Degismek Zorunda mi?
Newsweek benim yillardir takip ettigim haftalik dergi. Icerigini zaman zaman pek tutmasam da guncelden haber veren, yari dolu bir dergi.1 ay once editor degisikliginden tutun da, yazi formati, font'u, makalelerin islenis bicimine kadar dergiyi A'dan Z'ye degistirdiler. Font kuculdu, sanki beni okuma diyorlar. Makaleler uzadi da uzadi. Benim o kadar konsantrasyonum yok ki 6 sayfalik bir yaziyi okuyabileyim. Ustelik eskiden bir tane boyle cover story uzun uzun islenirken simdi her konu nerdeyse ana kapak detayinda.
Begenmedim diye yazdim kendilerine. Ve dusundum, dusunuyorum. Hersey degismek zorunda mi?
NJ'deki SAT Score'larina Iliskin
SAT Skoru universiteye girmede basari orani olarak kabul edilen buyuk kriterlerden birisi. Bir zaman once (6 Subat 2009'da) NY Times'da yayinlanan bir graf'i ve yaziyi kaydetmisim linkerime. Link ve yandaki resim komsu eyalet NJ'e ait. Bunu da paylasmak istedim. Benzer interaktif link'i baska eyalet icin goremedim.
Okullar Kapanirken
Derken evvelki hafta Newsweek'in geleneksel 100 en iyi lise listesi aciklandi. Her hafta eve gelen bir kopyasi var ama nasil gormedim diye dusunurken baktim 8 Haziran 09 sayili Newsweek eve gelmemis. Arada bir kacirdigimiz olmuyor degil. Liste lise seviyesindeki yaklasik 1500 public okul arasinda siralama yapmis.
Ilginc guzel bilgiler var yazida. Okumakta ve arsivlemekte fayda var. Link burada. Sayfada degisik linklere tiklayinca interaktif grafikler de cikiyor eyalet, sehir ya da okul bazinda.
Bu listede ozel okullar yok ve henuz boyle bir liste de gormedim isin asli. Bilen var mi?
28 Nisan 2009 Salı
Kirk Yilda Bir

Derken bu yazismalar olurken, TR'den iki arkadasi biz oraya gelelim mi demesinler mi? Kardesi ben de geliyorum demesin mi? Arkadaslarinin gelis gunune kadar icim icimi yedi. Her an falso verip herseyi anlatabilirdim. Her konuda cok iyi sir tutarim ama kocamdan hicbirseyi saklayamam. Y. ile H. gelmeden once ne evi toparlamaya girisebildim, ne alisveris icin ozel birsey yapabildim. Bu arada gelen video kliplerde; kimi elinde sampanya kadehiyle dogum gununu kutluyor, kimi profesyonel bir adam tutup Varsova'dan Burak'la gezdikleri, calistiklari yerlerden klip gonderiyor, kimisi taa ortaokul yillarindan gelen muhabbetle sifreli konusuyor, kimisi ona ozel pasta yapmis, kimisi kirkli yillarin felsefesini yapiyor. Mesajlar geldikce ben yerimde sekiz oldum, muthis heyecanlandim, sevindirik oldum. Ve dogum gununden 1 gun once, derledigim fotograflar, fonda onun en sevdigi sarki ve videolarlarla DVD'yi kayda gectim.
Y. ile H.'yi dogum gununden 3 gun once havaalanindan alip eve getirdim. Burak saskin, aaa noldu, ne isiniz var NY'da havalarinda?!?! Kapidaki karsilasmayi da filme aldim bu arada. Tam bir sok.
18 Nisan sabahi o benden Kindle bekleyedursun, kucuk paketimizi verdik babaya cocuklarla birlikte. Bu ne dedi saskinlikla. Koyduk Kirk Yilda Bir DVD'imizi player'imiza ve evdeki misafirlerimizle birlikte yaklasik 1 saat sevdiklerinin dunyasinda O'na yolculuk yaptik. Sonra da onceden hazirlanmis parti icin Manhattan'a indik.
Buradaki dostlar sagolsunlar bize eslik ettiler. Sevdigimiz bir arkadasimizin yerinde, Eda'nin restaurant'inda bir araya gelip dogum gununu kutladik.
Bunlari neden yazdim? Cunku ola ki baska bir arkadasa esin kaynagi olur ve sevdiginiz insana hayat boyu unutulmaz bir ani verirsiniz. Bizimki hala gelen video'lari seyrediyor da...
26 Nisan 2009 Pazar
Eko-Arkeolojik Park: Ik-Kil
Genel olarak bu tatilimizde hicbir aksaklik yasamadik. Dusundugumuzden cok daha pofesyonel bir servis aldik ki, bu da hosumuza gitti. Cancun havaalani temiz, duzenli ve icerde beklemek gayet rahat. Gene hediyelik esyalara gelecek konu ama bu ulkede gercekten cok zevkli seyler var. Havaalaninda da son kez olsa goz zevkimizi doyurup NY'a donuyoruz.
Maya fotolari burada.
Ik-kil fotolari burada.
25 Nisan 2009 Cumartesi
Mayalar, Maya Piramidi
Sabah 7:30'da otobuse biniyoruz. Rehberlerimiz Juan ve Esmail. Ikisi de cok seker ve bilgili insanlar. Herkesi tek tek otelden aldigimiz icin yol uzuyor. 11:30 sulari Maya Uygarliginin oldugu bolgeye, Chichen Itza'ya geliyoruz. Aman ha Chicken Pizza demeyin Meksikalilar aliniyor!!
Uzun uzun Mayalar'i yazmayacagim. M.O. 600 - M.S. 900 dolaylarinda yasamis, astronomi ve matematikte caginin cok onune gecmis bir uygarlik yaratmis Mayalar. Yukardaki Maya Piramidi ya da Kukulkan Piramidi dunyanin yedi harikasindan biri sayiliyor. 4 cephede de 91 basamak var ve tepedekiyle birlikte yilin gun sayisi olan 365 basamak yapiyor. Bolgeyi gezdikce ve diger kalintilari da gordukce bunlarin 2000 kusur yil once yapildiklarina inanmak zor. Eskiden piramitteki merdivenlerden cikmak mumkunmus ama son yillarda yasaklamislar.
14 Nisan 2009 Salı
Cancun'da Tatil
Amerikalilar mart icin aslan gibi gelir, kuzu gibi gider derler ama buralar hala isinmadi. Soyle iliklerimizin isindigi, elimizi sicak sudan soguk suya sokmayacagimiz bir tatil olsun istedik ve hersey dahil bir otelde, denizin hemen dibinde harika bir yere demir attik. 2 ay once giden arkadaslarin da tecrubeleriyle cok da dusunmedik, Cancun olsun dedik.
Guzel tarafi NY'dan direk ucusla 3.5-4 saat uzaklikta Cancun. Inince sicak ve nemli bir hava karsiliyor bizi. Havaalani cikisinda suruyle seyahat sirketlerinin servisleri ve otobusleri var. Bizim sirketi bulup minibuse binip 45 dk sonra otele variyoruz. Otele transfer, check-in islemleri son derece profesyonel, hicbir aksaklik yok. Once bir zaman karmasikligi yasiyor insan. Haritada Cancun; Dogu yakasi Amerikasindan 1 saat geride gorunuyordu ama megersem bizim oldugumuz hafta sonu saatler ileri alindigindan ilk 2 gun 2 saat gerideydi. Neyse pazar gunu Central Time'a uyanip duzenimize donuyoruz.
Bu kiyi bolgesi silme otel dolu. Yan komsum 20 yil once Cancun'a gitmis ve tek tuk otel vardi o zamanlarda diyor. Sahili guzel, denizi kumu da harika olunca Amerikalinin kolayca ulasabilecegi mekan sayilabilir. Iste bundan dolayidir ki fiyatlar da Amerika'dan ayrilmisa hic benzemiyor. Biz gerci Cancun merkezinde degil Playa Del Carmen denilen yerdeyiz. Otelden 2km uzakta bir alisveris merkezi ve 5. cadde diye isimlendirmisler. Taksiye 5$ verip merkezde birakiyor sizi. Bir aksam ustu Erin uyurken ben kucuk bir kacamak yapayim dedim. Evet yok yok. Hediyelik esyalar cogunlukta olmak uzere giyim kusam, lokantalar, az da olsa cafe'ler ama fiyatlar bence Amerikali turisteleri kaziklamak icin tam yerinde. Zaten pazarlik etmeden birsey almayin diyorlar. Ben alici degilim, bebek icin ihtiyactan birkac sey aliyorum onda da para bozdurma sorun oluyor. Dolara karsin Meksika Pezo'su 12-14 arasinda degisiyor. Bankalar pasaport istiyor degisim icin. Benim de yanimda yok. Bir doviz burosunda biraz para bozdurmak istiyorum. Mesela 50$ verip 30$ para bozuracaksiniz diyelim, paranin ustune size 20$ arti Pezo olarak vermiyorlar. Heryer US dolar aliyor gerci, ustunu Pezo vermek sartiyla.
Hediyelik esya deyince, hakikaten guzel sanat eserleri cinsinden bir suru esya var ortalikta. Gezi yaptigimiz bolgede de genelde ayni cinsten tonlarca hediyelik esya satan saticilar var. Guzel ve degerli seyler dedigim gibi biraz tuzlu.
Otelin aktiviteleri jet-ski, parasailing, katamaran, kayaking, deniz bisikleti gibi sportif faaliyetlerle beraber, bir de sabah yola cikip yakinlardaki dunyanin yedi harikasindan biri olan Maya Uygarligi kalintilarina gezi, Tulum bolgesine gezi, yunuslarla yuzme, korsan gemisinde eglence gibi otel disi programlara katilmak var. Biz oglanla birgun Chichen Itza bolgesindeki Maya tapinagina gittik. Sabah 7:30'da yola ciktik, aksam 8'di otele dondugumuzde. Bir sonraki post onunla ilgili olsun.
Tatil icin bakinirken E. de ayni donemde Cancun'a gideceginden bana Cheap Carribean sitesini tavsiye etti. Istediginiz kosullara gore guzel fiyat bulmak mumkun. Ben denize sifir, hersey dahil, direkt ucus ve hic birseye karismayacagimiz bir tatil istedigimden otel+konaklama+havaalani transfer seklinde bir paket aldim seyahat acentasindan. Bastan asagi profesyonel bir servis aldik. Hem giderken hem donerken otelde seyahat acentasinin gorevli bir elemani bize her konuda yardimci oldu. Otel icinde disari icin turlar satiyorlar. Ayni turlari bir de otel disindan almak mumkun nerdeyse yari fiyatina. Bunda da pazarlik yapmak mumkun hatta nakit USD oderseniz daha da ucuz ama otobuslerin sigortasi yokmus, bazisinda rehber olmuyormus, karar katilanin.
Gelelim deniz ve sahil bilgilerine. Bir defa deniz hic tuzlu degil. Okyanusa acik oldugundan dalgayi kesmek icin devasa kum torbalari koymuslar. Bu hem gelen dalgayi kesiyor hem de eger guclu bir dalga varsa bir kismi ustunden asip yuzerken sanki ustunde surf yapiyormus hissi veriyor. Sahildeki kum bembeyaz hatta sutlac gibi demeliyim ki, o pirincler irili ufakli deniz kabuklarini ifade etsin. Incecik, bembeyaz bir kum. Deniz mavi-yesil tipki kartpostallardaki gibi. Otellerin havuzlari da var elbet. Ama hicbir sey deniz dibinde olmaya benzemiyor.
Uzun oldu yazdiklarim. Sair Nef'inin dedigi gibi "yedik ictik kam aldik dunyadan". Fotograflar burada.
31 Mart 2009 Salı
Doktorlar Nasil Dusunur?
Siramiz gelip doktor bizi ofise alinca sorular sormaya basladi. Ama evden cikarken birsey unuttum, Erin'in bu durumu ilk kez oldugunda ne kadar surdu ve iki gozunde de olmus muydu hatirlamadim, saglik dosyasina bakamadan geldim doktora ve tam da bekledigim gibi doktor bana bu soruyu soru diger sorularla birlikte.
Simdi bunlari yazmak neden aklima geldi biliyor musunuz? Gecen yil bir kitap dinledim : How Doctors Think. Sonra da okudum cunku audio'sunu okuyan adam cok basarisizdi, tavsiye etmem.Kitap hasta acisindan; dogru sorulari sorma, doktorlardan beklentileri saptama, ozellikle hasta-hastalik-teshis-tedavi boyutunda hangi asamalarla nasil bir yaklasim sergilemeli gibi konularda beni cok bilgilendirdi. Bir baska guzel tarafi da kitabin; kitabin yazari doktor oldugundan, kendi acisindan da bir doktorun hastaya yaklasimindaki tavirlarin neler olabilecegi konusunda da ozelestiri yapiyor. Hatta cogu zaman kitabin adi "How Doctor Should Think" olmali diye dusundum. House diye bir tip dizisi var, izler misiniz? Ben siki takipcisi degilim ama adam yani Dr. House adeta doktor-muhendis. Ne, neden kaynaklanmis illa onu cozecek.
Cocuklari goturdugum bir pediyatrist klinigi vardi. 5 doktor var ama ben hep aynisini goruyordum, ta ki doktorumuz gecen sene Boston'a tasinana kadar. Sonra klinikteki baska doktorlardan randevu aliyordum hastalik zamanlarinda ama hicbiri icime sinmedi. Ne kisisel bir ilgi, ne dosyalarinda ne olmus bitisi hatirlamak babinda bir hafiza yenileme... O zamanlar biraz da bu kitabin etkisiyle daha iyi cocuk doktoru olmali, neden bu adamlara gidip duruyorum ki deyip etrafi biraz kolacan ediyordum. Sonra yan komsumla konusurken, bana kendi cocuklarinin pediyatristini tavsiye etti. Gercekten beklentilerime iyi cevap veren 2 doktor kazandik simdi. Cocuklari isimleriyle cagiriyorlar, daha oncesinde ne olmus hatirliyorlar, ben hastalik konusunda biraz endiseli oldugumdan beni sakinlestirip, omzuma vurup merak etme gececek diyebiliyorlar ve de en onemlisi teshis ve tedavi konusunda siki takip edip guzel klinik uyguluyorlar.
Kitabin bir yerinde soyle geciyordu. Doktorun sizi muayenesi, siz onun odasina girip elinizi sikmak icin uzattiginiz andan itibaren baslamistir.
Saglik konusunda beklentiler her zaman yuksek, hele ki doktoru, anladi, anlamadi, verdigi ilac ise yaradi, yaramadi diye kategorize etmeden once, biz de dersimizi iyi calisalim hasta olarak, degil mi ama?
Kitapla ilgili Hurriyet'te bazi yazilar cikmisti tesaduf ettigim. Sanirim kitap Turkce'ye de cevrilmis.
Osman Muftuoglu'nun yazisi
Yazarla Soylesi
USA Gelir-Gider Tablosu
10 Mart 2009 Salı
Transfuzyon
Gecenlerde eski notlarima bakmam gerekti is geregi. 1998'den itibaren calistigim islerin, yaptigim projelerin, yazdigim programlarin/scriptlerin elektronik kayitlari var, oncesindeki 4-5 seneye ait ajandalarim ve blok defterlerim vardi. Ve ben ordan oraya tasinirken maalesef kaybettim yazili kayitlarimi. Simdi 2000 yilindaki emaillere bakiyorum. Hatta ilk email olarak gonderdigim mesajlar var. O zamanlar modem'le ODTU ustunden ortak bir email adresinden cikardik... sene 94-95 filan olsa gerek. Simdi ti-di-du-di'lu modem sesi geldi kulaklarima, yok kalsin gene o eskide, yenisi cok daha iyi.
Keske o transfuzyon konulu donem odevim gibi, orta 1'deki matematik odevimi de saklasaymisim. 5-6 soruluk bir odevdi, fazla zorlanmadan yapip bir sabah kimdi siniftan kalktik 1A'nin matematik ogretmeni Sultan Duzgun'un evine gittik. Ben 1B'deydim bu arada. Oyle ya Canakkale kucuk oldugu kadar herkesi yasadigi yeri bilecek kadar tanidik ve samimi bir yerdi. Ya biz cok erken gitmistik ya da Sultan ogretmen uykucuydu :) Sabah pijamalari icinde piskin piskin sorulari cozduk beraber, hic de gocunmadi, cocuklar nerden ciktiniz demedi, hafta sonu ogretmen rahatsiz edilir mi demedi, siz benim ogrencilerim degilsiniz de demedi. Aman Allah'im ne buyuk bir iliski grifligiydi bizim yasadigimiz. Hepimiz birbirimizi ailelerine kadar tanir, yazin kordonda neredeyse Canakkale'nin tamamina selam verirdik. Ve biz simdi 50-60 ruh bulusuyorsak -daha cok onlar o kitadakiler elbet- taa Ortaokul yillarina kadar giden bu bagin cok buyuk etkisi var.
Isterdim ki o donem odevlerinden birer ani kalsaymis bana simdi, ne kadar da hos olurdu.
9 Mart 2009 Pazartesi
Sonrakini Bekleyecegim
10 Şubat 2009 Salı
Orta Ayna
Haberler dinlenmez halde Amerika'da. Kim ne kadar eleman cikartacak, kim ne kadar zarar aciklamis 4. donem icin, Obama Stimulus'u gecirmeyi hizlandirmak icin neler yapiyormus vs. vs. Orta aynadan arkayi izlemek gibi bugunler, onumuz ise sisli ve bulutlu. Ama elbette her inisin bir cikisi vardir degil mi? Bugunun istatistikleri icimizi bogsa da bunlar da gececek elbet. Sabah google news'deki ic bayici haberleri es gecip gozum Burak'in uzun zamandir bekledigi cici alete takiliyor. Kindle 2.0 hosgeldin aramiza :)
16 Ocak 2009 Cuma
Ocak Ortasi + 1 Gun
Iste yilin %4.3'u gecmis bile. Hava bir soguk bir soguk ki, burnum dusse hissetmeyecegim. MSN'in toolbar'ini install ettim. Aslinda yanlislikla bir programi install ederken bunu da alir misin demis, ben de OK deyince yukarda gul gibi bir toolbar'im daha oldu simdi. Kotu tarafi, hava sicakligini gosteriyor. Iyi tarafi bir suru degisik tab ile dunyaya daha cok baglaniyorsun. Weather kismi sabah -13C'ken, hissedilen sicaklik -23C diyordu. Bu siralar web browser'da cok isim var. Program yaziyorum, rapor olarak web'e gonderiyor sonucu, isim ac-kapa ve tabii her IE'ye giriste sag ust koseye kacamak bir bakis atmak oluyor.Pek verimsiz bir hafta aslinda. Bir hafta once mudurumuz, "eger hava cok soguk olursa, kar yagarsa gelmeyin evden calisin" demisti. Bana gore de evden cikilmayacak kadar soguk, dun kar da yagdi, zaten kiz da hasta, o zaman cik ust kata, ac bilgisayari calis.
Sunu farkettim. Cocuklar cok hastayken durum iyi aslinda. Kafalarini bile kaldiramayacak durumda olduklarindan ben onumde isim calisabiliyorum. Ama bir an var ki, miskinlik halleri ustlerinden gitmis, istedigimde viyaklarim durumlarindalarsa durum fena. Allahtan acil bir isim yok, bu haftayi kurtardim diye dusunuyorum. Gerci belli olmuyor, operasyonel islerde bakmissin cuma is cikisina kadar gulluk gulistanlikken saat 5'de bir outage baslamis.
Bu hafta sali gunu isteydim. 11. kattan bizim kata tasinan bir grup var. Ne iyi oldu ortalik sessizlikten kurtuldu derken, bunlar bizim kati dingonun ahirina cevirdiler. Her kupte ayri bir ses, tantana. Ben de artik conference call'lari en son sesde dinlemez miyim !! Tanistik, hosbes ettik ayakustu. Derken grup muduru oldugunu soyledigi birisi Venezuella'li oldugunu ekledi laf arasinda. Zaten surekli Ispanyolca konusuyor bir iki kisiyle. Neyse pilotmus aslinda, hatta kendi ulkesinde hukuk derecesi de oldugundan avukatlik da yapmis. Simdi bina yonetimi mudurlugu yapiyor. Ne alaka bu kadar alakasiz sey dedim, ailesi ucarken cok korktugundan baski yapip pilotluk isini biraktirtmislar. Bana ucaklari filan anlatiyordu, gece, yagmur ve siste ucmanin en keyifli oldugunu, cunku asil o zaman ucak kulladigini hissettigini filan...
Derken dun aksam saka gibi buraya, dibimizdeki nehre ucak dustu. Soguk diyordum dilimi isirayim, bir de uctugun ucak dusup sudan cikmak vardi. Gecmis olsun #1549 ucusundakilere...
10 Ocak 2009 Cumartesi
Kitap: The Last Lecture
2008'i bu kitapla kapattim. Adamin kendi sesinden kaydedilmis, bu kadar etkileyici, gercekci, uygulanabilir ve hayatin gercekliginin farkidan olmamizi saglayan bir kitap ki, cogu zaman gozyaslarimi tutamadim, cogu yerde gulumsedim, kahkahalar attim, guzel seyler ogrendim ve sevdigim herkese de bu kitabi alin, okuyun ya da dinleyin diyorum.Temmuzda yazmisim Randy Pausch'tan Son Ders diye. Video'su milyonlar tarafindan izlendi. Kitap; universitede bu son dersin hazirlanisina, Randy Pausch'un hastaliginin safhalarina, cocuklarina ve ailesine birakmak istedigi mesajlarla ilgili bir tur hayat dersi iceriyor. Bazilarinin hayat enerjisine ve filozofisine hayran olunur ve etrafindakileri de etkiler ya, iste oyle bir adammis Randy Pausch. Kitabin icerigi sofistike ama anlatimi direkt, etkili, basit ve anlasilir. Sik sik kendi hayatindan anekdotlar anlatmis. Mesela bir yerde anlatiyor, odasini boyamak istiyor. Ailesi de izin veriyor. 10-12 yaslarinda olmali. 2 yas buyuk kizkardesi ve arkadasi yardimiyla. Satranc tahtasi, uzay gemisi, grafiler ve yazilarla dolduruyor duvarlari. Dusundum -anne babayiz ya artik- kacimiz cocuklarimiza izin veririz ya da kacimiza izin verildi boyle birsey. Orta halli, okuma-yazma sevdasini kucuk yastan cocuklarina veren ve her basi sikistiginda ailesine kosan, olaganustu sevgi dolu bir ailede buyuyor Randy Pausch.
Bir baska hosuma giden taraf da, sahip oldugu esyalara gelip gecici meta diye bakip, eskiyip bozulduklarinda duygusal olarak baglanmayan bir adam. Gicir gicir yeni ustu acik bir convertible almis mesela ve yegenlerini alip o hafta sonu gezdirecekmis. Ama anneleri "aman amcanizin arabasini kirletmeyin" filan dediginden, "daha onlar oturunca arabaya 1 kutu sodayi arabaya doktum bilicli olarak" diyor. "Cocuklarin gozleri faltasi gibi acildi" diyor. Ve gezinin sonunda oglan hastalanip kusmaya baslayinca arabayi kirlettiginden dolayi kendisini kotu hissetmedi diyor. Oyle ya sonunda meta'nin ne onemi var.
8 Ocak 2009 Perşembe
2009'a Baslarken
Hayat tersine yasanmaliydi bence.
Once ölümü savusturmaliydik basimizdan.
Yirmi yilimizi huzurevinde gecirip, cok genclestigimiz icin atilmaliydik.
Altin bir saatimiz olduktan sonra ise baslamaliydik.
Kirk yil calismaliydik, ta ki emekliligin tadini cikarabilecek denli genclestigimiz güne kadar.
Universiteye gitmeliydik sonra, liseye hazir hale gelene dek parti yapmaliydik.
Iyice ufalmaliydik, oyun oynayip sorumluluklari unutmaliydik.
Kücük bir kiz ya da bir erkek bebek olunca annemize dönmeli,
Son dokuz ayimizi yüzerek gecirmeli ve sevgi dolu bir bakista son bulmaliydik.
Norman Glass (Reverse Living)
17 Aralık 2008 Çarşamba
HuLu
TV izlerim ben, her aksam cocuklar yattiktan sonra varsa dizilerimden biri, yoksa kayit edilmislerden bir film, belgesel, late nite show, haber programi filan... 1 saat kadar kafami bosaltirim. En cok ABC'nin dizilerine takiliyorum, NBC'de Lipstick Jungle, Fox'da da Prison Break sardi bu sezon. Izlediklerimi saysam -ohooo o kadar cok ki- TV junkie sanirsiniz ama kayit edip sonradan baktigim icin reklamlar yok olmus, harika. Ya da kacirdigim , Burak'la cakisan bir program varsa iste o zaman kanallarin web sayfasina bakiyordum yakin zamana kadar.Sonra Hulu diye bir web sayfasini ogrendim. Guzel, harika, nefis, ne demeli yok yok. Oyle baska web sayfalarindan filan indirmeden size TV, movie portal yapmislar desem kafi olur mu olmaz. O zaman hemen hulu'ya bakin. Elde her zaman Netflix'den gelen DVD olmuyor, ya da pay per view'de ilginc bir film yoksa iste hulu var sec filmi, diziyi, gec bilgisayar karsina. Baktim da epeyce guzel film secenegi var. Ustelik free ve de legal. Bilgisayar olmaz derseniz o zaman TV'ye baglamak lazim ki benim icin uzun is.
Bu aralar diziler tatile giriyor holiday diye. O zaman elde ne var; Netflix, Hulu ya da Pay Per View.
26 Kasım 2008 Çarşamba
Me Time in MoMA
Kafeterya da Van Gogh da 2. katta. Bir de time ticket almak gerekiyormus saat kacta katilacaksan ona gore gruplamislar insanlari. Benimki 2:30'da, tamam diyorum vaktim var, kafeteryada siraya giriyorum, zira oldukca kalabalik. Ya menu cok istah acici ya da benim karnim cok ac. Ama diyebilirim ki MoMA'nin yemekleri gercekten gurme lezzetinde. Yemek ustune kahve de iyi gider deyip sonra sergiyi geziyorum.
25 Kasım 2008 Salı
Cantamdakiler

Bende ne mi var:
Cuzdan. Vazgecilmez kirmizi cuzdanim.
iPod, olmazsa olmaz.
Cep telefonum.
Bir tutam dolusu anahtar, ev, is, araba, ofisteki dolabimin, posta kutusunun...
Kucuk not defterim, hatta ikiciyi de tasiyorum artik.
Bir zarf ve icinde kendimce onemli olabilecegini dusundugum seyler. Eh burasi biraz sir olsun artik :)
Ilac kutusu. Migren icin yanimda hep 2-3 adet ilac tasiyorum.
Kagit mendil. Mumkunse illa Selpak olsun.
Islak mendil.
Cocuklardan kalirsa tukenmez kalem.
Minik sisede parfum ve dudak parlaticisi.
El kremi ve dudak nemlendiricisi. Baskaca da kozmetik malzemem yokmus.
Duruma gore, seyahat ya da uzun yolculuklarda kitap, dergi gibi okunacak birseyler ile yiyecek meyve, cukulata, gofret gibi seyleri de tikistiririm.
Bu kadar !!
Himm kimi sobelesem... Yildiz'i ve Arzu'yu desem, paylasirlar mi acaba cantalarinin icindekileri bizle?
19 Kasım 2008 Çarşamba
Outliers NYT'da
15 Kasım 2008 Cumartesi
Mektup
Sevgili Arkadasim,Konusamadik cuma gunu, ben de sana mektup yazayim dedim. Buralari sormussun email'inde, anlatayim o zaman. Amerika uzun zamandir siyah-beyaz aslinda. Aylar gecti, mevsimler degisti renkler sonbaharda kizilin en guzelinden yesilin sarinin en canlisina kadar hepsini yasadi ama ekim yapacagini yapti siyah-beyaz Amerika hepden karardi, hepimizin icini daraltti. Hani TR'deki haberleri okuyup TV'yi izleyince kaniksarsin ya olan-biteni, simdilerde gecen ilk panik havasindan sonra biz de alisir olduk. Gerci biz Turkler alisigiz enflasyon-devaluasyon-tensikat-kriz durumlarina ama gene de demek ki biz de buralara alismaya baslamisiz ki aramizda bile epeyce tantana yapiyoruz.
Ogrenci oldugumuz yillarda M. eniste, "ne guzel ogrencisin paran da yok derdin de yok derdi". Hakikaten kus kadar hafifmisiz ama coluk-cocuk, ev, is, guc, hayat, mayat derken meger ne kadar da buyumusuz de o zamanlardaki anne babaminizin yerine gecmisiz artik. Cok sukur sagligimiz iyi ya, biz iyiyiz ya bunlar da gelip gececek elbet. Ama bazilarimizi delip de geciyor uzucu olan o.
Sen nasilsin, cocuklar nasil? Demek buraya yazdigim kitaplari okuyorsun, cok sevindim. Yakin olsaydik da konussaydik uzun uzun. Senin de okudugun kitaplari bilmek isterim. Aslinda yaz-a-madigim ama ilgilenecegini dusundugum baska kitaplar da var aklimda. Bir zaman fukaraligini dustuk ki sorma. Cogu zaman bunu dusunuyorum gercekten zaman yok mu diye, istenirse ... ulasmak istenirse bir telefon uzakliginda ya da bir email atiminda olmak bile mumkun olamiyor mu? Hayati iskalamadan yasamak biraz ustalik istiyor galiba. Ogreniyoruz iste...
2 hafta once de cadilar bayramini kutladik. Bu yil pek bir sonuk gecti bana gore. Bilmem psikolojik mi yoksa aksam kendim disari seker toplamaya cikamadigimdan mi? Genelde oglan onde ben arkada kapi kapi gezip trick or treat derdik. Cocuklarin kostumlerini gormeye deger. Bizimki korsan oldu, babasi da savas ucagi pilotu. Ha o gun once okulda bir kutlama vardi. Bizim bayram torenlerini andirir gibi sokaklardan gecit toreni yaparaktan abi-abla siniflara gittiler. 2 bina arasindaki yoldan gecerken tum yolu polisler kesmis, kenarda devriye bekliyor, komsular kapi onunde cocuklari seyrediyor filan. Buranin seker bayrami dense az degildir. 1 yila yetecek kadar sekerleme birikti evde. Dogrusu bu ya, hic de sevmiyorum o tarz seyleri. Cogunu attim bile.
Kisa keseyim derken uzayip gidiyor. Hadi kactim artik. Arasiriz gene kuzu. Optum seni ve biciriklari.
Auf widersehen :)
14 Kasım 2008 Cuma
"She is a little off"

Bugun radyoda otizmle ilgili bir program dinliyorum. Cocugu olan herkesi bir defa sarsiyor acaba olabilir mi diye. Arabalari yanyana mi diziyor, hep ayni kelimeleri mi tekrarlamak istiyor, sarilmaktan opulmekten temastan hoslanmiyor mu diye gidiyor liste. Ve her asi zamani geldiginde, ben icimde tonlarca kere tartisip doktora da endiselerimi soyleyip bir yol izliyorum kendimce. Grip asisinda thiomersol (civa) vardi yakin zamana kadar ama Artun'un asini bu yil yaptirmayacagim deyince, artik cikarildi dedi doktoru. MMR da ayni sekilde fena halde kafami bulandiriyor. Ozellikle bu asinin sonucunda otizm vakalarinda artis olduguna dair ailelerin inanci cok yuksek.
Yuksek de... Her konuda oldugu gibi radyodaki konuklardan biri -ki adam PA Universitesinde profesor- bilimsel olarak yapilan arastirmalarda asi yapilan cocuklar ile yapilmayanlar arasinda bir fark olmadigini soyluyor. Diger konuk, ailelerle calisan, hem klinik olarak doktorluk yapan hem de otizmle ilgili bir kurulusun direktoru, tam da bu bilimsel verileri savunur gelmedi aciklamalarinda.
20-30 yil oncesinde cok seyrek olarak gorulurken, yandaki grafige bakin artis oranini gormek icin. Prof adam diyor ki, "eskiden otizmin tanisi ve tanimi farkliydi, ayrica istatistik toplama da bu kadar basarili degildi". Simdilerde her 160 cocuktan 1'inin otistik oldugu istatistigi var. Ne kadar endise verici degil mi? Ve bunun 4'de 3 de erkek cocuklar.Gecenlerde Business Week'de vardi BitTorrent'in kurucusu olan Cohen'in Asberger'li oldugunu hakkinda. Dun aksamki Grey's Anatomy'de Asberger sendromlu bir kalp cerrahi vardi . "She is a little off" dedi hastane bashekimi yeni gelecek doktoru tanitirken. Arada boyle karakterlerin katilmasi iyi oluyor bazi konulara dikkat cekmek acisindan aslinda.
Ama baska birsey de su ki benim dikkatimi ceken, TR'de benim etrafimda hemen hemen ne duydugum, ne gordugum otistik cocuk var. Burada hemen aklima is arkadasimin oglu ( terapi aliyor ), arkadasimin arkadasinin cocugu, bizim sitedeki o cocuk gibi dusunmeden sayiverecegim birkac isim geliveriyor. Daha cok batiya ve gelismis ulkelere mi ozel acaba?
PS: Yukardaki resim otistik yetiskinler tarafindan hazirlanmis.
13 Kasım 2008 Perşembe
NYT'den Bir Yazi
Obama geliyor ama sirtinda kocaman bir yumurta kufesi var. Egitim, saglik, ekonomi, dis politika, yeni enerji kaynaklari yaratimi ... kolay degil tum bu alanlarda bir degisimi saglamak. Adamin yazisi bu linkte, okumaya deger.
12 Kasım 2008 Çarşamba
Outliers: Malcolm Gladwell'in Yeni Kitabi
Bundan onceki her iki kitabi da sahane. Hem Blink, hem Tipping Point, ilgiyle, saskinlikla, merakla, tekrar tekrar, basa sarip sarip dinledigim kitaplar oldu. Once audio'sunu sonra baski kagitda kitaplarini aldik.
Kitap (Outliers: The Story of Success) "basarinin hikayesini" anlatiyormus. Outliers da teknik bir terim olup, normalin disinda kalanlari ifade etmek icin kullaniliyormus. Diyor ki roportajda, basari bir konu uzerinde en az 10bin saat emek sarfederek gelir ve o konuda son derece disiplinli, tutarli bir calisma gerektirir.
Burada (Amerika'da) sik sik Uzakdogulu gocmenlerin basarilarindan, okulda Japan, Cin, Hintli, Koreli cocuklarin Amerikali cocuklara gore test skorlarinin yuksekliginden bahsediliyor. Yazin bir kitap okumustum. Adi: Top of the Class (Sinifin en iyisi). Nedir bu cocuklari bu kadar basarili yapan diye aklimi kurcalamisti. Pek cogunun da cevabini buldum kitapta. Bazi acilardan bizden pek de farkli degiller Uzakdogulular. Mesela buyuklere saygi gosterme, toplumda hiyerarsik bir soz hakkinin olmasi filan. Hos artik bu kaldi mi tartisilir ama eminim o toplumlar da boyle bir degisimden geciyorlardir. Diyor ki, en akilli, en zeki olmayabilirsin, dogustan yetenekli de olamayabilirsin ama neye calisiyorsan, neyle ugrasiyorsan zaman ayir, disiplinli ol, sistematik bir calisma duzenin olsun ve bunu basarincaya kadar devam ettir. Tabii bu arada ailelere bir ton oneriler de veriliyor. Rol model olma, cocuklara kaldirabilecekleri sorumluluklari verme, bazi aktiviteleri birlikte yapma vs. gibi...
Roportajda bir yerde su dikkatimi cekti, 1990'larda Kore Havayollarinda cok ucak kazasi oluyormus. Kultur ile havayollari guveligi iliskisi icin ilgili yeri asagiya yapistirdim. Onemli olan gec olmadan farketmek ve ona iliskin bir proses gelistirmekse iste budur dogrusu.F: You share a fascinating story about culture and airline safety.
G: Korean Air had more plane crashes than almost any other airline in the world for a period at the end of the 1990s. When we think of airline crashes, we think, Oh, they must have had old planes. They must have had badly trained pilots. No. What they were struggling with was a cultural legacy, that Korean culture is hierarchical. You are obliged to be deferential toward your elders and superiors in a way that would be unimaginable in the U.S.
But Boeing (BA, Fortune 500) and Airbus design modern, complex airplanes to be flown by two equals. That works beautifully in low-power-distance cultures [like the U.S., where hierarchies aren't as relevant]. But in cultures that have high power distance, it's very difficult.
I use the case study of a very famous plane crash in Guam of Korean Air. They're flying along, and they run into a little bit of trouble, the weather's bad. The pilot makes an error, and the co-pilot doesn't correct him. But once Korean Air figured out that their problem was cultural, they fixed it
Ha tabii basari ve mutluluk iliskisi uzerinde de bir iki sey soylemek gerekirse... Basari bana gore bir yerlerde CEO, VP hadi bilemedin iyi bir etiket sahibi olmak degil. Inandigin, sevdigin, tatmin buldugun alanda -ne olursa olsun- kendini iyi ifade edip onun sonucunu yasamak, verimini almak.
Adamin anlatiminda sevdigim sey, bilinen seyleri gene bilinen baska seylerle iliskilendirip aykiri bir sonuc cikartmasi. Yani iki bilinen bir denklemden yeni bir denklem yaratmasi. Neyse bakalim okuyunca ne dusundugumu yazarim bu kitap hakkinda. Amazon linkinde bir de minik video var, kitap hakkinda fikir vermesi acisindan izlenmeli bence.
6 Kasım 2008 Perşembe
DUNDEN ONCE...
Bundan 21 ay kadar once Obama baskanlik icin adayligini acikladi.
Bundan 5 ay kadar once Hillary Clinton'a karsi baskanlik adayligini kazandi. Neydi o acceptence speech oyle...
Ve bundan 2 gun once 44. Amerikan Baskani olup, basarilamayacak sanilani basardi.
Ne kampanyanin arkasindaki taktikler, ne pazarlama basarisi, ne politikanin gucunden bahsedicem. Ne zaman adamin konusmalarini izlesem, dinlesem bana hep "kafana koydugun ne olursa olsun yapabilirsin, YES I CAN " demeyi hissettiriyor. Daha ne olsun...
3 Ekim 2008 Cuma
Destina ve Diger Kitaplar ...
Bu yaz TR'de kitap ve muzik CD'si alisveris etmeye hic zamanim olmadi. Eskiden Bagdat Caddesi'ndeki Nezih'e ugrardim, sonrasinda cok kirtasiye oldu dukkan -ki kirtasiyeliklere de ayricana bayilirim- ama kitaplari alt kata atmalarini hic icime sindiremedim. Erenkoy'deki D&R da oyle oldu. Aslinda en cok Kadikoy'un kitapcilarini severim. Hani o kosede buyukce bir kitapci ve muzikci vardi ya, Starbucks olmus simdi. Nebis'le orda bulustuk da gordum, icim burkuldu. Arkasindaki dukkanlara bakamadim bile... Kostur kostur bir acele icinde gecti Istanbul. Canakkale'deki Sevgi Kitabevi de kapandi dedi babam, ona da uzuldum.Artik herseyi internetten alir olduk ama ben Turkce kitaplari, icine bakarak, on ve arka kapaklarini okuyarak, dokunarak, eski okuduklarimla iliskilendirerek almak istiyorum. Zaten tulumba'da aradigim ya olmuyor ya da beklemek gerekiyor, benim de hevesim kaciyor alana kadar.
Okul zamanlarinda Beyoglu'ndaki kitapcilara giderdik bir de cokca. En cok okunanlara goz atar, kitap sayfalarinda 5 dakikalik teneffusler verirdik hayattan.
Isin gercegi insan disarda olunca Turkce okumayi birakiyor ya da birakiyor demiyeyim ama ara veriyor, yavasliyor. Hava kapali gibi, cuma da olmus, bu serin gunlerde tam da okuma zamani.
PS: Var mi bir bilen iTunes gibi bir portal'dan Turkce muzik satin alabilecegim bir yer?
1 Ekim 2008 Çarşamba
Sabah Surprizi-2
Sonra bir de bu mevsimde, dedik Salzburg'a gidelim 9 eylul once. Galiba uzun bir hafta sonuydu, atladik arabaya gittik rezervasyonsuz, otel motel arastirmaksizin... En olmadi cevredeki gasthaus'lardan birinde kaliriz dedik. Aksam gun batarken sehirdeyiz, karnimiz da acikmis ama once otel bulalim dedik. Birkac yere sorduk doluyuz dediler. Hostel'de kalmayi gozumuz yemiyor ama ogrendik ki tek kisilik yer var. Gecelim dedik, gectik. Information'a gittik dediler ki bu hafta kultur festivali var her yer dolu, hic yer yok. Bari birimiz hostel'de uyusun deyip geri donduk ki orasi da kapilmis. Gece bastirmak uzere, etraftaki gausthaus'lar bile dolu. Dolastik dolastik ve artik pes edip bir otelin restaurant'inda karnimizi doyurup bari arabada uyuyalim dedik. Onumuzdeki manzarayi gormuyoruz ama sanki bir ciftlige bakiyor gibiydi... Arkasinin daga baktigi uygun bir park alani bulduk. Duruma bakilirsa baskalari da yer bulamamis, onlar da komsu park alaninda konakliyorlar. Gunduz hava ilik olmasina ragmen gece oyle bir soguk bastiriyor ki... Arabayi mutemadiyen calistirip, isinip, tekrar uyumaya calisiyoruz.Sabah butun kaslarimiz tutulmus halde uyandik, disari ciktik ve aman Allahim o ne manzara oyle. Abartsiz sanki kartpostal... Onumuzde nefis bir gol, gunes karsidaki ufuk cizgisinden basini cikarmak uzere, arkamizda basi dumanli heybetli bir dag. Nasil da olaganustuydu o goruntu... Ve biz bu ucgenin icinden hic cikmak istemedik dogrusu. Maalesef oranin fotografi yok hafizamdaki resmi haric.
Sonra Salzburg'u gezdik gezdik gezdik ve cok da sevdik. Bir sehir bu kadar mi aristokrat olur, bu kadar mi asil, sade ve $ik durur.
Iste biz manzara kesfetmek istedigimizde hic konaklama rezervasyonu filan yaptirmiyoruz. Surpriz olsun :)
17 Eylül 2008 Çarşamba
Sabah Surprizi
Istedim ki biraz makyaj yapayim bloga. Ustteki banner'a bir fotograf ararken su yandaki resmi buldum bizim arsivde.Sene 1999 ve biz Slovakya'dan arabayla bir geziye cikmisiz. Gidis Italyan ve Fransiz Riviera'sindan, donus Ispanya, Andorra ve Fransa kirsalindan. Pek cok yerde onceden rezervasyon yaptirmadan kaliyoruz. Andorra'dan girdik Fransa'ya, otobani tercih etmeksizin geziyoruz koy kasaba, dag bayir. Artik bir gun cok yorulduk ve gecenin bir karanliginda hadi bir otele gidelim dedik. Nerde oldugumuzun farkina bile varmadan su kasabada konaklayalim dedik. Sabah kalktik, kahvalti icin birseyler yiyecegiz ve derken arkami donmemle su fotograftaki asik olunacak manzara karsiladi bizi. Hala bu resme bakip, burasi Albi deyince aklima "bak iste hayat surprizlerle dolu" cagrisimi gelir.
15 Eylül 2008 Pazartesi
Havaalaninda Bir Guzellik
Bulduk baby lounge'u ve yatirdik iki yavruyu da uykuya. Burasi fotograftaki gibi icinde 10 adet cibinlikli karyolasi olan, serin, uyku muzigi calan harika bir yer. Cocuk karyolalarinin yaninda anne-babanin oturmasi icin koltuk yapmislar, hatta basucuna da lamba koymuslar okuma durumunda icersi los olmasin diye. Bebeklerin altini degistirmek icin ozel bir bolum, ivir ziviri yikamak icin lavabolar, sut ve mama isitmak icin mikrodalga ile ailelere fazlasiyla hitabeden bir yer.
Yetmedi, dus mu almak istiyorsunuz ya da meditasyon yapip dua mi etmek istiyorsunuz ust katta ozel odalar yapmislar, girip sessiz sakin kafanizi dinleyip rahatlayabiliyorsunuz. Ya da ben kendimi cukulatalarin arasina gomup sonra da cikip parfum banyosu yapayim derseniz asagidaki ozel dukkanlara ugramaniz siddetle tavsiye olunur. O cukulata dukkaninin karsisindaki gurme dukkanina ise hic girmeyin. Himmm aklim hala o peynirlerde... Hatta minik bir sergi, cocuk oyun odasi, ozel VIP salonu ile havaalani dedigin iste boyle olur dedirten bir yer Schipol. Ola ki yolunuz duser aklinizda olsun.
5 Eylül 2008 Cuma
Etki Alani + Cekim Merkezi
Basta da dedigim gibi aklimiz bir sure orada kalip, sonra buradaki gerceklik var gucuyle bizi icine cekince, anladim ki; ilk hafta Turkiye'nin etki alaninda ama Amerika'nin cekim merkezindeyiz.
Var mi bu sarki gibisi... Sozlerinin bu kadar pesimistik olup, muzigini duyunca insanda oynama istegi uyandiran. Galiba TR'nin en guzel ozeti bu sarkida :)
25 Ağustos 2008 Pazartesi
Dondukten Sonraki Ilk Gun
Dun, sabahin erken bir saatinde yola cikarken su doktuler arkamizdan Istanbul'da. Ondan once Canakkale'de kirmizi tisortlu kiz nefes nefese tam otobus kalkacakken geldi, el salladi yuzunde yaslar kuruyarak. Canakkale'den once Bozcaada, Datca guzergahlarinda pistik, islandik, serinledik Ege'nin sularinda. Ondan da once cocuklar ates icinde ucmustuk buradan oraya.
Ve iste simdi hayal gibi gelirken orasi, oradayken sanki hic yokmus gibi hissediyorken burasini, buradayiz. Donduk, geldik, hayalmis gibi gorunen yerdeyiz artik. Tatil sonrasi adaptasyon icin bir hap yok ama biz birkac gun hapi yutmus hallerdeyiz.
28 Temmuz 2008 Pazartesi
Randy Pausch'tan Son Ders
24 Temmuz 2008 Perşembe
Bu Yazin Trendleri
- I for Iphone 3G - 3 kez 2 Apple dukkanina gidilir. Onumde en az 40-50 kisi vardi her defasinda. Hat almazsan telefon da yok.
- B for Batman - Izlemedim amma cekimler nefismis.
- B for BMW - 6 serisi yeni BMW'yi gordunuz mu? State of Art baska birsey degil. Muhendislik harikasi her urunu cok takdir ederim.
- E for Economy - Durum kotu, hem de pek cok. Ardarda batan bankalar, ev piyasasi, issizlik artisi, artan petrol fiyatlari = Pek cok kotu Ekonomi
- R for Recession - Hala resesyonda miyiz degil miyiz tartismasi yapiladursun, bal gibi resesyon yasaniyor iste. Bakiniz ust maddeye.
- O for Obama - Change Change diye basimizin etini yiyedur. Baskan secilene kadar destekliyoruz, ondan sonra hesap sorucaz ona gore.
- L for Lost - Tamam tamam bu gecen sezonun TV fenomeniydi ama sezonu yakalamak isteyenler icin gene de listeye girer dedim.
- M for Mehmet Oz - Adam hiperaktif, her yerde valla. Oprah'da, Discovery'de, bizim burda seminerde, TR'de tekne gezisinde. Kitaplari da bestseller'de.
- C for Coldplay - Yaz basi cikan yeni albumu guzel mi guzel.
- A for Anjelina Jolie - Yeni dogan ikizlerle birlikte 6 cocuk + Brad = Daha ne olsun, showbiz seni Tanrica ilan etti bile.
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Yaz Sicagi
Bu yaz Florida'ya benzedi buralar. Sicak, nem ve hoop ustune yagmur. Gene birkac gun gunes, sicak ve nem ... aman aman sikayetci degilim, sogugu nasil doya doya yasiyorsak kisin, yaz guzel geliyor sonrasinda bana. Sadece tek istegim hafta sonu sabahtan yagmur olmasin yerde.Genelde pazar sabahlari Tony'le bulusup tenis oynuyoruz. 8'de ise gidemiyorum ama tenis olunca durum baska tabii. Tony'i zaten yillardir taniyoruz; ben, Burak bizim cocuklar. Her daim hal hatir sorar, cok kibar ve nazik olmasinin otesinde, politika ve gundemle hayli ilgilidir. Biraksak tenisin yaninda saatlerce baska seylerden de uzun uzun konusabiliriz. Evvelki hafta "evdekiler nasil" dedi. "Iyi" dedim, "belki yetisebilirlerse gelecekler" dedim. Malum etrafta cocuklari birabilecegimiz anane-babaanne-teyze-hala yok. "Bu ulkede yasamanin en zor tarafi bu dedigimde", kendi cocuklugundan birkac anekdot anlatti. Sonra bir sekilde yas konusuna geldi konu, oglu 35'indeymis. Alla alla bu adamin o kadar kocaman oglu mu var diye dusununce (ben 20 kusur yasinda bekliyordum), biliyor musun ben agustosta 71 olacagim dedi.
Ilk hissiyatim hafif bir sok oldu. Tamam 60 kusur yasinda bekliyordum da, 71'ini devirmis bir adam da beklemiyordum dogrusu. Bizdeki yasli anlayisina mutakabil, ne siyatik agrilarindan sikayet ediyor, ne tansiyonu, ne eklem agrilari var. Hafta ici yaz okulunda minik cocuklara tenis dersi veriyor, hafta sonu sabah 6:30'dan itibaren hemen her saati dolu. Ve tenisi eften puften degil, harbiden siki oynuyor tam 10 yasindan beri. Tenis ogretmenligi yapmis okullarda. Lokal kluplerin yarismalarina katilmis, tonlarcasini da kazanmis gencliginde. Sik sik uzak dogu felsefesi ve disiplini uzerine konusuruz. Tai Chai'ye baslamak istedigini soyluyor -zaman bulursa-.
Bayiliyorum boyle insanlara. Yaslansa bile hareketten ve dunyadan kopmayan insanlara. Yillar once trenle Isvicre'ye giderken Viyana'dan, bir tren dolusu yasli morikusla seyahate ediyorduk. Malum Avrupa insani yasli ama aklimda kalan en guzel goruntu, belki 90'ini gecmis bir kadinin buyutecle kitap okumasiydi.
Burak'a dedim ki "benim bucket list'imde Tony gibi yasladigimda bile tenis oynamak var". Istedikten sonra ne careler tukeniyor, ne de enerji bitiyor degil mi?
27 Haziran 2008 Cuma
Ne Kadar Yesilsiniz?
Son zamanlarda bakiyorum cevreyi koruma adina bir suru sey yapilmaya baslandi. Cogu -belki de hepsi- hukumete ait olmayan calismalar tabii. Baskan Bush'un kuresel isinma ve cevreyi koruma konusunda yuz kizartici bir donemi oldu Amerikan tarihinde. Al Gore'un sunumunu yaptigi An Inconvenient Truth'u goz acici bir belgesel oldu mesela kamuoyunda. Izlenmesini mutlaka tavsiye ederim. Filmde cok guzel veriler var zira. Sonra Earth Day, Live Earth konserleri, hibrit arabalar, plastik kullaniminin azaltilmasi calismalari aklima ilk gelenler.
Farkettim ki son zamanlarda her magaza plastik poset ya da kagit poset kullanimini azaltmak icin surekli kullanilabilir kumas cantalarini uretmis. 1-1.5$'a satiliyor ve o cantalari bir sonraki alisveriste kullanmak icin de 5c geri iade veriyor diger alisverislerde. Bence harika bir uygulama. Hatta verilen o uyduruk posetleri bile parali yapmalilar bence. Hos Amerikali takmaz para vermek icin ama Almanya'da pekala da ise yariyor o yontem.Hatirliyorum eskiden TR'de herkes kendi cantasiyla, posetiyle alisverise giderdi. Pazarda ya da carsida esnaf poset vermez, Almanya'dan gelen kalin plastik cantalar varsa annelerimizin elinde pek makbule gecerdi bunlari kullanmak. Sonra bir plastik furyasi basladi ve hayatimiza oylesine girdi ki, simdi parayla cikarmaya calisiyoruz.
Su sayfaya ya da buraya bir bakin ve bu plastikler yuzunden doganin neler cektigini gorun.
- Yuzlerce deniz kaplumbagasi, balina ve memeli deniz hayvani bu plastikleri yiyecek diye yiyip oluyormus.
- Bu plastikler parcalaninca toksik maddeler salgiladigindan gene topraga, hayvanlara geciyormus. Ve biz de ya o hayvanlari yiyoruz ya da o topraktan yetisen urunleri.
- Plastiklerin ana maddesi polietilen denilen kimyasal bir maddeymis. Yilda 4-5 trilyon plastik canta uretilip bunlarin cok cok cok az bir kismi geri donusturebiliyormus.
- Ve siki durun, bu polietilenin dogada cozulmasi de BIN evet 1000 yil aliyormus.
Napicaz o zaman? Ne kadar yesil oldugumuzu gostermek icin plastik poset, kap, canta kullanmamaya ozen gosterecegiz. Plastik kapakli kaplarin cogunu elimine ettim evde, cam ne gune duruyor. Posetlerden de mumkun oldugunca az kullanmaya calisiyorum ama buradaki alisverisleri kasiyer kendi yerlestiriyor ve bazen agir urunlerde iki poset icice kullaniyorlar. Eve gelince bir ordu dolusu poset. Surekli kullanimli cantayi da kullanmaya basladik, bazen unutuyoruz evde ya da arabada ama o da yoluna girecek. Geri donusumlu urunleri mutlaka ayiriyoruz. Cam, plastik, organik urunler belirli gunlerde cop olarak disari cikiyor. Baska napilabilir dusunuyorum, onerisi olan?PS: Yukardaki fotolar bana ait degil, Google'dan buldum. Yazmadan edemiyecegim. O ilk fotografa benzer manzaralar o kadar cok ki TR sahillerinde. Ne zaman saga sola, yere cop atan birisini gorsem kan beynime sicriyor. Hele ki denizde sahile vuran copler, posetler, icler acisi. Offf offf.
Online Retail Therapy
Elektronik basta olmak uzere ya da soyle demeliyim yiyecek ve kiyafet alisverisi haric bizim evde bir suru sey web'den alinir oldu. Elektronik esya, kitap, ozel hobi parcalari (Helikopter pilot basligi ya da Jet ucak pilot basliklari, ozel maket parcalari... ), cocuklar icin begenilen bazi ozel oyuncaklar, kozmetik malzemeleri (Municim'in kulaklari cinlasin !!), fotograf bastirma diye gidiyor liste.Bunlari nerden mi aliyoruz?
- Her daim Amazon once bir kontrol edilir.
- Guzel kupon ve deal'lar icin Techbargains tavsiye edilir (ozellikle elektronikte).
- Techbargains gibi bir de slickdeals var.
- Ayakkabida ucretsiz postalama ve ucretsiz geri iade icin Zappos.
- Ebay'e de mutlaka bakmali bazen cok uyguna istediginiz seyi bulabiliyorsunuz. Acik arttirma icin bekleyemem diyorsaniz, Buy Now secenegi var.
- Fiyat karsilastirmasi icin PriceGrabber.
- Craiglist'te de bazen istediginiz seye rastlayabiliyorsunuz. Sadece almak icin degil satmak, vermek, ilan koymak icin de ideal. Bolgesel oldugundan etkili calistigini soyleyebilirim.
Gene de sanal olmayan retail therapy icin soyle sallana sallana gezmek hiiic fena degil;)
24 Haziran 2008 Salı
Sabah Panigi: Kene
Sabahleyin kizin altini alacaktim ki bir de ne goreyim, gobeginin altinda kene var. Alla alla nerden cikti bu derken bir telas aldi bizi Burak'la. Turk basinindaki haberlerden dolayi elimiz ayagimiza dolasti, bir telas once Mine'yi aradik. "Burada hastanede cikariliyor" deyince tamam dedik hastaneye gidelim, yok once kendi doktorunu arayalim. Hastanelerin acilinde beklemek de hic hosuma gitmiyor, biraz daha beklesek pediatristin ofisi acilacak. Hayvan o kadar minik ve kafasini da oylesine gommus ki vucuduna, kanirtinca aslinda kafasi haric cikacak gibi ama iste okudugumuz haberlerden dolayi pek de cesaret edemiyoruz cikartmaya. Oncesinde pediatrisi arayip emin olayim dedim. Malum saat 9'dan once klinikler acilmiyor. Mesaj biraktim, beni geri aradi doktor. "Kene var bebekte" deyince, "cimbizi al cikar" dedi gulerek. "Yok yok kafasini gomuk, cikmiyor" deyince tamam ofise getirin dedi. Gittik doktorun ofisine, iki hamlede pit diye cikardi. Once vucudu geldi, sonra kafasini aldi ozel bir aletle. Bizim kizin da tam ilk uyku saati, emzigi verince uysal uysal durdu yoksa kiyamet kopardi ya... Sonra "telas edilecek birsey yok" dedi doktor. Kene yapistiktan 36 saat sonra cikartilmis olsaydi Lyme disease denilen kasintili, kizariklik yapan o hastaliga sebep olabiliyormus ama onu da antibiyotikle tedavi ediyoruz dedi doktor. Gecen hafta da baska bir bebekten cikarmislar hatta. Disariyla temas arttikca bu vakalar cogaliyor dedi.Kirim Kanamali birsey diye baslayan hastalik var ya, onu sorucam ama Allah'im tam adi aklima gelmiyor hele ingilizcesini de bilmiyorum ama anlatmaya calisinca, merak etme burada gorulmuyor dedi doktor. Peki gene olursa napicaz dedim. Cimbizla iyice tutup cekin dedi, parcasi kalsa da olur ama mumkun mertebe hepsini almaya calisin dedi.
KKKA'ya baktim sonra internetten. 2002'den sonra TR de dahil olmak uzere epidemi yasaniyor simdilerde. Kene ile bulasan bu hastalikta keneyi cikarmamak onemliymis. Neyse sabah paniginden sonra simdi sakinlestik ama disardan gelirse de gelecek, yapacak pek birsey yok. Sadece daha tecrubeliyiz artik, kene gibi yapismanin da ne demek oldugunu iyice anladik. Nitekim arkamiz orman, sik sik disariya yuruyuse cikiyoruz. Hatta gecen hafta gittigimiz ormanin baslangicinda "Dikkat kene vardir yaziyordu". 1 hafta sonra mi ziyaret etti acaba?