yasam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yasam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2012 Salı

Firtinanin Adi: Sandy


 Liseye baslayana kadar cocukken saclarim kisaydi. Canakkale'de bir lodos eser, ya da hava poyraza, karayele vurur, yerdeki tum kum-toprak yuzumuze sacimiza dolardi. Ruzgarda en cok saclarimin karismasindan hoslanmazdim. Ruzgar ardindan yerini yagmura birakinca, ananem "bak lodos sevdigine kavustu, onun sevinc gozyaslari" derdi. Derken universiteye baslayip Istanbul-Canakkale yollarini tatillerde, somestrlerde otobus yolcuklariyla arsinlayinca, kac kere Eceabat'ta, Kilitbahir'de ruzgardan calismayan feribot ve motor seferleriyle mahsur kalmistim. Ya da findik kabugu gibi sallanan o motora binip karsiya gecmeye calisirken, icimden bildigim butun dualari okurken, "bir daha bu mevsimde Canakkale'ye gelmeyecegim" diye, kendime verdigim onlarca sozu kimbilir kac kere bozdum. Hele bir kis vardi ki, tam 6 saat Eceabat'ta karsiya gecmeyi beklemistim. O ruzgarlarin firtinalarin ismi olsa da ben de cocuklarima isimleriyle anlatsam her hikayeyi simdi.

Dun buralardan Sandy gecti... Ben ki Canakkale cocuguyum, ruzgara, firtinaya alisigim ama Allah'im bir firtina bu kadar mi guclu esermis. Bu kadar mi ses yapar ve evi, duvarlari citir citir didiklermis. Elektrikler arada goz kirpip, ara ara 10-15 saniye kesilip gelince "tamam artik gidiyor, mumlari, el fenerlerini el altinda bulunduralim" diye surekli ev icinde dort dolaniyorum. Dibimizdeki sel baskinlarini, Manhattan'da kopup sallanan vinci, evlerin icine dusen agaclari canli yayinda izliyoruz. Tum aksam gozum disarda, kalbim gum gum... Cocuklar sakin, daha dogrusu habersizler durumdan. Babam da var bizde, hic gerginlik ve endise yok. Burk da oyle, sakin ve baska islerle mesgul evde... Yerel kanallar, CNN, ABC arasinda disarinin durumunu izlerken, "film seyretsene" diyor.

Endise ile gecen bir gecenin ardindan, gunun isigina ama en cok elektrige uyanmak mutluluk verici. Haberler felaket tabii. Ofis hala kapali. Hem yollari bloke eden agaclardan, hem civarda kesilen elektrikten, hem kapanan okullardan evdeyiz gene. Bir ihtimal yarin yari-normal bir hayata donebiliriz ama tam normale donmek bazilari icin uzun zaman alacak. Is yerinden cogu arkadasimda zarar cok. Evin catisina, arabalarina dusen agaclar, devrilen cati, su baskini, birinde terastaki mangal devrilip evin balkon kapisini kirip iceriye girmis. Biz iyiyiz cok sukur...

PS: Yukardaki foto MSN'den. Ilerde hatirlamak icin buraya bakmali. NY Times'in grafiklerini de eklemeli.

4 Eylül 2012 Salı

Yaz Gecer 2012




Haziran bitti, oglanin okulu bitti.
Temmuz bitti, bizim 8 yildir cocuklar icin gidip geldigimiz yuva bitti.
Arkadaslarim geldi gitti.
Sonra is yerimdeki projemin ilk ayagi bitti.
Agustos'da tatil geldi, gecti, bitti.
iPad'de movie yapmaktan yer bitti.
Yaz bit-me-di, yazi bitti...


PS: Bu movie clip cok isteyip de Muni ve Hkn'la gidemedigimiz Chelsea Market'i hatirlatsin diye konuldu.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Beyzbol


A Day In The Yankees Game from troy wind on Vimeo.


Amerika'da iyi anne baba olmanin en onemli sarti -ozellikle oğlunuz varsa- onu bir ball game'e goturmektir. Hava 100F, nem oranı %90'lara vurmuş, ustelik de hafta sonu değil -tamam cuma aksamı- ama iyi ebeveyn olacağız ya, cocuklari beyzbol oyununa goturmeye karar veriyoruz. Baba bana diyor "sen götür", ben ona diyorum "sen götür". Birisi mi gitse, ikisini de goturelim mi derken, "eeee kız da herseyi anlar vaziyette görevlerimizi yapalım cocuklar canlı canlı bir ball game izlesinler" deyip, bu defa trenle mi gitsek, arabayla mi gitsek sorunsalına giriyoruz. Zaten hiçbirimizin 3 saat orada olacağına ihtimalimiz yok. Evet evet beyzbol öyle, 3 saat filan sürüyor.

Oyun NY Yankees ile Chicago White Socks arasinda. NY'un iki beyzbol takımı var. Birisi Bronx'taki Yankees -ki biz de Yankees stadyumu'nun yarım saatlik kuzeyinde oturunca Yankees'li oluyoruz tabii- digeri de Queens'teki Mets.

Boston Red Socks, Seattle Mariners, San Diego Padres, St. Louis Cardinals, Washington Nationals, Arizona Diamondbacks, Cleveland Indians hergün medyada ve bizim şirkette isimleri sik sik gecen takımlar. Cunku buranin en populer sporlarindan. Amerikan futbolu ile beyzbol ilk siralari kapiyor.

Havanin sıcak oldugunu soyledim di mi, ama öyle böyle değil. Dışarı çıkınca sanki buharlasacak misiz gibi hissediyoruz. Arabayla gitmek en makulu. Şirkette soruyorum nereye parkedilir, yürüme mesafesi nedir diye, stadyumun karşısında park var, oraya parkedersiniz diyorlar. Sıcak ya hava, su şişelerimizi alıyoruz yanimiza ama içeri metal sise sokmak yasak. Plastik olabilir ama icinde su olmayacak. Çünkü Yankees'i zengin etmek adına bir sise su 5$ içerde. Hani TR'de havaalanında, otellerde, beach club'larda fırsatçılık yapıp serbest piyasa ekonomisi uygulaniverir ya hemen,  burada fiyatlar makuldur genelde. Firsat koselerinde, insana küçük dilini yutturmaz-di, Yankees food court'a kadar...

İceri girinceye kadar oyun başlamış. Oğlan tüm hücrelerine kadar hissediyor belli. Bir taraftan turistik bir gözle etrafi inceleyerek sallana sallana, rezerve alanlarda biraz vakit geçire geçire koltuklarımıza yollanıyoruz. Ta ustlerde kusbakisi bir yerdeyiz Oturduk, izliyoruz.... Kuralları bilirsen cok zevkli bir oyun yazmış turk Vikipedi'si. 

Eğer beyzbol hakkında herseyi bilmek istiyorsanız, Michael Lewis'in Moneyball'unu okuyun derim. Kitap cok istatistik dolu diyorsanız, o zaman filmini seyretmeniz lazım. Kitabın adı: The art of winning unfair game: Adaletsiz oyunu kazanma sanatı. Tam da öyle... Oyunun kurallarindan bahsediyordum. Su site guzel yazmis, bakin derim. 

Oyuna dair referans vermek istediğimde mac diyesem geliyor, ama bu mac değil, ball game, oyun yani. Tribunlerde, bizdeki frigoculara benzer dondurma satanlar geziyor. Ya da patlamis misir satanlar. Aşağıdaki yiyecek koridorlarında fast food'un haddi hesabı yok. Vicik vicik yağlı sosisliler, burgerler, patates kızartmaları, su gibi giden bira... Evet evet bu havada en güzeli bira onda hemfikirim Amerikalilarla. Herkes sakin sekilde oyunu izliyor. Eğer takımımız Home Run'i tamamlamışsa kocaman alkış herkesten. 

Oglan eldivenini ve topunu getirdi. Olur da Yankees oyuncularindan birisini görürse topunu imzalatacakmis ya da eldivenini ama kulisle aramızda 20 katli apartman boyu kadar fark var nerdeyse. Ben de Alex kardesimizi dunya gozuyle gorme telasindayim. Ne de olsa celebrity dunyasi bayiliyor kendisine. Birkaç round izleyip, iyi anne baba olduğumuza kanaat getirip, onlar da yorgunluktan daha fazla itiraz edecek hale gelemediklerinden eve dogru yollanıyoruz. Cikista park biletini ödemekle uğraşmıyoruz, iyi ki girdikten hemen sonra odemisiz diyoruz (park sabit fiyat $35). Aklımızda olsun, zira oyun çıkışı park yerinden çıkmak en iyisinden 1 saatmis.

25 Mayıs 2012 Cuma

TGIS


Son haftalarda cumalari hep yogunum iste. Oysa benim en sakin gunumdu birkac hafta oncesine kadar. O yuzden ancak cumartesi gelince "Thanks God It's Saturday" diyebiliyorum.

Her Mayisin son haftasi karnimda kelebekler ucusuyor sanki. Bu hafta sonu Memorial Day'le birlikte artik yaz geldi demek. Bir taraftan "Eyvah yaz geldi" diyorum, cunku hafta ici de dahil olmak uzere cocuklar havuza gitmek istiyorlar. Havuz bitiyor disarda oynamak istiyorlar. Gunesi batirip eve giriyoruz, bu defa eve doymak istiyorlar. Tum sitenin cocuklari disarda artik. Ben de sanki kis uykusundan uyanmiscasina cocuklara bakinca; hepsi ne kadar da boy atmis, gelismis, delikanli, genc kiz olmus ergenlerimiz diyorum icimden. Havuzda life guard'lik yapan bir Greg'imiz var mesela, bu yil universiteden mezun oldu. Buraya tasindigimizda benim oglanla ayni yastaydi nerdeyse. Bu degisimi gormek, yeni bir yaza uyanmak o kadar tatli ki...

Her yaz boyle olsun, telasli, kosturmacali, cocuk sesleriyle dolu, yorgun, sicak -az nemli-, bol gezmeli ...

18 Mayıs 2012 Cuma

Albuquerque, Santa Fe, Tent Rocks, NM Gunlugu


Hani Norah Jones'in Come Away With Me clibi var ya, oyle bir  yolda gidiyoruz. Etraf maki, çöl ...Ara ara daglar, yüzyıllardir yerlilere ait kirik dokuk yerlesim bolgeleri.... New Mexico'da Santa Fe'ye giden bir otobandayim ama dedim ya, sanki Norah Jones'in klibinin icindeyim. En canlısından, en aynısından, en çölünden... Insanın icine derin bir yalnızlık ama garip bir huzur da veren cinsten, bir baska ulke burasi. Yol ile ufuk cizgisinin kesisimde hiçbir insan, hicbir yerleşim görmediğin türden bir yerler burası... Medeniyetten uzak, ha desen, istesen, eski John Wayne filmlerinin icine giriverecekmissin gibi burası... Burada yaşayanların bir sürüsü John Wayne, Client Eastwood zaten. Evlerinde silahlar, arka bahçelerinde atlar ve garajlarında baltalar var. Saka degil, gercekten boyle. Sabah ise gelip data warehouse'a data topluyor, aksam eve girerken garajının önüne yatmış yılanı cifteyle vuruyor. Hafta sonu at biniyor, arabasını kendi yapiyor, bozulunca kendi tamir ediyor.
Dedikleri kadar varmis, hatta az bile anlamisim ben Santa Fe'yi. Santa Fe' New Mexico'nun incisi. Bu nasıl bir şehirdir böyle ki, her tarafından sanat, el yapımı seramik, mücevher , galeri, müze taşsın.

Coyote restaurattayiz. Minik mezeler alıp demlemiyoruz. Yolculuk arkadasım, is yerinden ürün müdürü. Dedikodu yapıyoruz, projeleri konuşuyoruz, hayattan oradan burdan birkaç margarita eşliğinde gün bitiyoruz.


Sabah erken kalkıp sehri dolaşıyorum. Sabah 8 suları ve bir takı dükkanı kepenklerini coktan kaldırmış. Yerli adam üstüne güneş doğurur mu... Sahibi yerli. Tüm parmakları kolları boynu takı icinde. Kollarında boynunda dövmeler var. Hepsi de bir sekilde uyumlu. Kibar ve nazik bir sekilde bana mucevher parcalarini anlatiyor. Nereli oldugumu soruyor. Turk'um diyorum, karsidaki hali dukkaninin sahibi de Turk diyor. Bir ara o da NY'da yasamis. Benim yasadigim bolgeye asina. Hatta bizim oradaki Hilton acildigi sene NM'ya yerlesmis. Müstesna taki parçalarına bakıyorum ve içimden tum dukkani almak istiyorum. Hersey o kadar nefis ki... Hatta Suzi Orman'i arayip - hani "Can I afford?" programıni var ya-, bana akıl verse diye içimden çılgın seyler geçiyor. Cunku akil kacirilmayacak gibi degil. Tamam diyorum 4 parça yeter. Dükkan sahibi arkadasim bana harita ustunde sehri anlatıyor. Günüm kısa, en verimli nasıl yaparimin ipuçlarını veriyor. Sarılıp ayrılıyorum, biraz daha dolaşıp heyecanla otele donüyorum. İstikamet 1 saat uzakliktaki National Park Tent Rocks. 

Bir doga bu kadar mi guzel ve büyüleyici olur. 1 saatlik tırmanışla 6-7 milyon yasindaki volkanik oluşumla meydana gelmiş kanyondayim: Tent Rocks yani cadir kayalar. Güneş öğle sicagini bastırmadan indik aşağıya. Deniz seviyesinden yükseklik 6500 feet yani yaklasik 2000 metre. Zaten Santa Fe'ye gelirken daglar arası arabayla tirmandigimizdan kulaklar ucaktaki gibi tıkalı. O yüzden dikkat, sert içkiler iki kat etkili bu sehirde :)

Sonra sehre donuyoruz. Sehir minik, kompakt... Müzeleri, Plaza meydanı, Georgia O'keeffe müzesi, Canyon Road'daki sanat galerileri, acik pazardaki sanatçıların sergileri ( yağlı boya, fotograf, heykel) , Governor of Palace önündeki yerli Amerikalılar'ın el yapımı takıları, hediyelik eşyaları, zevkli dükkanları, kiliselerden yukselen can sesleri, nefis kendine ozel restaurant 'lari ile tum ogleden sonrayi dolasarak geciriyorum. Aksam vakti vedalaşma saati geliyor Santa Fe'ye. Bilindik eyalet başşehirlerinin aksine müthiş sarıyor bu sehir beni. Donmeden once heyecanla Burak'a anlatıyorum telefonda gorduklerimi, sehri, hiking'i. "Cocuklar da yaparlar Tent Rocks hiking'ini" diyorum. Nice aile cocuklarini sirtina almis, bebekleriyle gelmisti zaten. "Sen de istediğin kadar fajita yeyip, en acısından istersen yesil, istersen kırmızı biber sosu koyarsın" diyorum.

Bu arada asil seyahat Albuquerque'deki bir konferansaydi. 4 gün oradaydim ama Santa Fe'ye kıyasla anlatacak birsey yok.

7 Kasım 2011 Pazartesi

NYC Maratonu

Dun NY maratonu vardi sehirde. Gitmeyi, izlemeyi isterken baska onemli islerden sira gelemedi.Maraton bu, tam 26 millik parkur, Turkcesi 42.2km. Birinci olan atlet -malum gene- Kenya'dan, 2:05:05 ile son 10 yillik rekoru kirmis. NYT'a bakarken Lauren Fleshman'in hikayesini gordum. Bu yil gitmeyi istememin bir baska sebebi de is arkadasim L. ile maraton sonrasi bulusmakti.

L. son 6 aydir bu kosuya hazirlaniyor. Lokal kosulari katiliyor zaten, bu yil citayi yukseltip bir de maraton kosayim dedi. Ama maratona katilmak baska bir disiplin gerektiriyor onu anladim L'in her gunku hazirlik hikayelerini dinlerken. Bir defa hergun antreman yapacaksin, yedigine ictigine dikkat edeceksin. Sporcu disiplini yani. Bizim arkadas yasadigi yerde maratona katilacaklarla bir grup olusturdu. Sabah ise erken gelip erken gidici. Saat 5'den 7 hatta 8'e kadar bir trainer yardimiyla nefes acici egzersiz yapiyorlar, kosuyorlar, bisiklete biniyorlar ve 6 aydir bu kosuya siki bir tempoyla hazirlaniyorlar.

Disiplin dedim di mi? L, is geregi sik sik seyahat eden birisi. Birkac ay once Knoxville, TN'e gittik beraber. Sabah 7:30'da otelden cikip musteriye gidecektik. Ben sabah mahmurlugunu ve prezentasyon gerginligini ustumden atmaya calisirken, bizim L. iki dirhem bir cekirdek. Gruptan baska bir is arkadasi anlatiyor, sabah yurume bandina inmis (tami tamina sabahin 4:50'sinde asagiya indim diyor. Allah'im 5 bile degil. Kalk, giyin, iki yudum agzina bir sey at, en gec 4:30'da ayakta olmali diye dusunuyorum.) Indim asagiya diyor, iki kosu bandi da kapilmis. Birinde L, saatte 4 mille kaptirmis kendini kosuyor. L. anlatiyor sonra gulerek, sabah 4'de kalkip asagiya indim diye. Is gezisine gittigimde ben bunu hep yapiyorum diyor.

Maratona katilanlari takip edebilecegin bir app var :) Kosanlarin ustunde tasidiklari tracer ile kim nerede kac dakikadir kosuyor takip edebiliyorsun. Bizim arkadas 4:05:28 ile kosuyu tamamladi. Kac kisi mi katiliyor kosuya? Cok kisi... 40bine yakin insan belki daha fazla. Ilgi ve katilimci cok olunca lotarya ile seciliyorlar ya da hayir dernekleri araciligila bir yer garantilenebiliyor.

Bugun L. gene is gezisine gidiyor gene, maraton dedikoudusu yapamadik.

NYC maratonu official sayfasi burada.

1 Kasım 2011 Salı

11.1.11


Ne guzel bir tarih. 1 kasim 2011... Severim Kasim'i. Ekim gibi manik depressif bir ay degil bu ay. Sonbaharin tadina variyor insan doya doya. Bu ay kar yagsa da sasirtmiyor Ekim gibi... Ardarda gelen dogum gunleri, ay sonundaki sukran gunu derken bir festival havasinda gecmiyor desem benim icin, yalan olur.

Bu aksam oglanla muzik dersine calistik biraz. Ama onun oncesinde kardesiyle birlikte babasinin yattigi tarafa buz koymus keratalar. Yatak da yorgan da ipislak tabii :) Bu yaptiginiza ne denir biliyor musun diye, cevabini almayacagimi sanarak sordum. Butun muzipligiyle gulup cevabi yapistirdi hemen. Insan geriye bakinca rutinde yasananlari degil, muzirliklari, haylazliklari daha cok hatirliyor.

Henuz daha o noktada olmasam da, zaman zaman "zamanin yavas, yillarin cabuk gectigini" hissedip telaslanmiyor degilim. Nerden cikti simdi bu, boyle baslamamistim ki!?!?!

23 Ağustos 2011 Salı

Bugunlerde ...

Sabah erkenden yola cikiyorum. Kuzeyde, Beacon'da takimla bulusup Harrisburgh, PA'ye gidecegiz. Vaktinde binadayiz. Musteriyi de alip yemege gidiyoruz. Yemekte genis kurdele seklindeki makarna uzerine, sarap sosunda pisilmis ordek yiyorum. Son zamanlarin en lezzetli yemegi... Hava da o kadar guzel ki... Sabahin serinligi oglenin sicagiyla birlesince yazin tadina varilmiyor.

Binaya donuyoruz, 14. kattayiz. Ilk seans egitim, sonra da uzerinde 2 haftadir calistigim toplanti var. Egitim bitti bitecek saat 2'ye geliyor. Once masa sallaniyor, sonra zemin, patronla gozgoze geliyoruz, John egitime devam ediyor. Herkes cok sakin...Yok canim diyorum icimden olamaz. En son depremi hissettigimde universite yazinda Istanbul'daydim. Yil kac, hatirlamiyorum bile. Ne kotu bir duyguymus yillar sonra bunu yasamak....

Herhalde bir 15 sn daha geciyor, sallaniyoruz hala. Sonra kapiyi acip bakiyoruz durum ne diye. Benim patron bomba sarsintisi herhalde diyor. Baskentteyiz ya, Capitol'un dibindeyiz, PA'in Egitim Departmani binasi burasi. Guvenlikten sorumlu kadin, binayi bosaltiyoruz diyor. Aaaa benim sunum nolacak, yok canim saka, tekrar geliriz herhalde diyorum icimden. Prezentasyon dokumanlarini, laptop cantami alip merdivenlerden inmeye basliyoruz. Allah'im o merdivenler in in bitmiyor. 6 kat indik saniyorum ama hala 10. kattayiz. Panik yok kimsede, heyecan da yok ama benim bacaklarim neden titriyor peki?

Hava nefis guzel. Herkes telefona sarilmis durumda. Ben de... Haberlere bakiyorum bir ses yok. Sirenler duyuluyor etraftan. Aklim toplantida. 10 dk. gecmiyor, toplanti mutabiklarimizi buluyoruz. Hadi siz gidin evinize bunu nasilsa hallederiz sonra diyor musteri. 4 seyahatzede yoldayiz gene.
Bugunlerde hicbir isim yolunda gitmiyor desem. Hele seyahatler cift dikis hep. Haziran basinda Santa Fe,NM'ya gidecektim, Arizona'daki yangindan El Paso'ya tikilip geri dondum. Proje planlari hazirliyorum saatlerimi verip, son anda projeler iptal. DC'ye konferansa gidiyorum onemli bir aletimi kaybediyorum. Patron seni bir daha is gezisine gondermeyecegiz diyor. Yangin, deprem, sirada ?!?!

John Lennon'un dedigi gibi "Hayat sen planlar yaparken basina gelendir".

26 Ocak 2011 Çarşamba

Havadan Sudan


Yukardaki hava durumu 2 gun oncesine ait. Bugun -3C'ye uyandik. -5C, ya da -8C'ye kadar cok soguk oldugunu hissetmiyoruz ama -17C veya hissedilen sicaklik -22C olunca, elimiz ayagimiz burnumuz buz kesiyor.

Dun surpriz bir sekilde kara uyandik, bugun aksama baslayacagi tahmin edilen kar yagisi erkence geldi, saat 8AM gibi. Evde olup camdan disari bakmak guzel de... Tanri bu havada disarda calismak zorunda olanlara, evsizlere yardim etsin...

10 Ocak 2011 Pazartesi

Harflerle 2010

Bir kez daha boyle bir sey yazmistim. O zamanki, 2008 yazinin trendlerine iliskindi. Gec de olsa bu post, harflerle 2010 icin olsun.

A for Android: Ben hala Verizon'dan iPhone'un cikmasini bekliyorum ama ara ara aklima acaba Android tabanli bir akilli telefon alsam diye dusmuyor degil.

B for BP: Meksika korfezine petrol sizdiginda BP'nin CEO'su yat yarisina katilmamis miydi?

I for iPhone, iPad, iPod Touch ya da Steve Jobs'un urunleri demek yeterli genel olarak. Apple urunleri ortaligi kasip kavuruyor, baska soze gerek var mi? Apple rocks...

W for Wikileaks: Bilinmeyen, gizli hicbir sey kalmayacak.

J for Juilan Assange: Yilin gizli, gizemli adami...

M for Mark Zuckerberg: Bu da yilin oteki adami. Mark tam da bizim yasadigimiz kasabaya komsu kasabadanmis, kendimize ciktirim yapmakta ustumuze yok.

F for Facebook: 700milyon uyesiyle dunyanin en buyuk 3. ulkesi populasyonuna sahip.

L for Lady Gaga: Bizim oglan sarkilarina bayiliyor. Biz de artik cocuk sarkilarindan pop kulture yumusak gecis yaptik yaptik sayesinde.

O for Obama: Hala high profile ama populer olmayan tarafta.

H for Haiti: Gecen yilin basindaki depremle 250 bine yakin hayat kayboldu.

V for Volcanic Ashes: Izlanda'da bir volkandan cikan duman ve kulleri bu kadar mi cok etkilermis dunyayi.

T for Twitter: Twitter twitter little star...

1 Ocak 2011 Cumartesi

1.1.11


Her yil artik gelenegimiz oldu. Yilin ilk gununu kitapcida geciriyoruz. Aslinda matah, ozel birsey degil ama yilbasi gecesinden ayilip kendimize gelene kadar ogleden sonra oluyor, napalim, her yilin ilk gunu yaptigimizi yapalim, kitapciya gidelim dedik. Genelde bu gunde takvimlerimi alirdim. Son iki yildir aceleciyim, 1 ay oncesinden aldim, eve de is yerime de astim.

Yeni yil basladi ya, gene de heyecanlar, umutlar, istekler, beklentiler var da var... Guzeldi 2010 benim icin, bizim icin. Bugun evdeki agaci soktuk, garaj kapisinin ustundeki isiklari da kaldirdik. Aslinda keske butun bir kis boyle isikli, renkli gecse...

Resimlerde kisa bir yolculuk yaptim 2010 icinde. Yaz ne kadar uzak gorunuyor simdiden.

Gezmek, gormek, cok okumak, gulmek, iyi yemek, dostlarla kadeh dokusturmak, sevdiklerimize sarilmak ve yeni kesifler yapmak dilegiyle...

14 Aralık 2010 Salı

Deli-kanli Gunleri

Bebeklik ve cocukluk insanin anne babasinin kanatlari altinda olup, aile sicakligini hissettigi yillar.

Sonrasinda genclik basliyor ya.. Kanatlarini takip uctugun, kaninin deli deli aktigi, delikanlilik donemi... Yilmaz Ozdil bir yazi yazmis bugun, okuyun derim. "Genclik insanin basina bir kere gelir" demis.

Sonra da kendi ilk gencliginizi hatirlayin. Ben bu aksam resimlere bakip kesin gulumseyecegim. Ah genclik ah deyip Sibi'yle Sebo'ya satasicam :)

3 Aralık 2010 Cuma

Formda Kalmak Icin Yazi Yazmak Lazim.... Sibi'me

Sali gunu uzun bir kara yolculugu yaptim. Guzergahim ev yani Metro NY'dan - Harrisburg, PA'ydi. Yolumun hemen hepsi otobandan gectiginden pek sikiciydi demek dogru olur. Amerika demek yol demek, yol demek araba demek, kamyon demek, tasimacilik demek, sik sik orta seritte sikisip saga kacmak demek, sonra onumdeki benden daha yavas olunca gene kamyonlarin onune atlamak demek. Ama oylesine canavar gibi suruyorlar ki, sanki ben saga gecmezsem ham yapip yutuvericeklermis duygusu veriyor insana.

Sali gunu yani 30 Kasim cok sevdigim iki arkadasimin dogum gunuydu. Telefon da acamadim, ruhsuz 2 mail'le kutladim yeni yaslarini ama Sibi'me gec de olsa bir yazi yazmak istedim alem-i blog dunyasinda.

Bu siralar Ally McBeal dizisine taktim. Gunumu onunla tamamlarsam kendimi daha iyi hissediyorum. Gecen bolumlerde bizim kiz ,yani Ally, kalp kirikligindan muztarip, ev arkadasi Renee'in kolunda Boston sokaklarinda teselli buluyordu. Icim ciz etti o an, dedim ki iste biz de boyleydik Sibim'le. Beni cekistire cekistire disari cikarir, oylesine dolasirdik da dolasirdik. Daha cok kol kola, gene cekistire cekistire, kiza kiza, soylene soylene illa disarda olmak isterdi. Ben de asagi kalmazdim ama onun icin hayat, o zamanlarda hep disarda olmakti. Kardesi bile halimiza sasirirdi neden birgun bile evde oturup totomuz minder yuzu gormuyor diye.

Pespembe, cirtlak, cingene pembesi ojeleriyle ilk tanidim onu, universitenin 2. gununde (kizdin mi bu ojenin rengini yazdim diye, o zaman saclarini ilk boyattigin rengi yazmiyim bari). O Bandirma'dan gelmisti, ben Canakkale'den. Ikimizin de Istanbul'da Bostanci taraflarinda yasayan dayilarimiz vardi. Ikimizin de o kadar cok ortak noktasi vardi ki; ama ikimiz de aslinda farkli kisiliklerdik, ve ikimiz de biliyorduk bunu. Yillar boyunca oda arkadasi olduk, ev arkadasi olduk her hafta sonu birbirimize, Gungor teyzenin nefis kurabiyleriyle beslendik uzun somestir aralarinda, ya da soguk kis hafta sonlarinda. Illa icmek icin bahane arardik, daha cok Sibim tabii, benim midem doluverir 2 bardakla ama Sibi'ye ne verirsen ver icer, hayir demez. Sallana sallana kantine gitsin, bara gitsin, cafe'ye gitsin ve hep birseyler icsin. Insan ictigi her kahveyi begenir mi gulum ya, ama gecenlerde ona da dedim, yemin ederim her kahve alisimda, sirkette, Dunkin'de ya da bizim favori bezincide, hele de aromaliysa seni hatirliyorum diye, kesin buna da bayilirdi diye. Yok hakkini yemiyim, ucundan tadip attigi da olurdu.

Sonra bana demis ki bu ayin baslarina dogru, sirkette York testi mi ne aliyorlarmis "buralarda bu moda oldu, yiyecek-vucut metabolizmasi iliskisindeki besin inteloransini kesfetmek icin..." Tam da benim dogum gunumden 1 gun sonra; kuzucugum mayali besinlere, biraya, peynire intoleransi varmis bunu haber veriyor. Hepsi de cok sevdigi seyler, uzuluyor yiyemeyecek diye. "York amcanin dediklerini uygula da aklin basina gelsin, benim dogum gunumu belki seneye hatirlarsin" diye yanit verdim. "Ama tekila ve raki icebilirim ..." Sibi'den gelen cevap bu, evet yeter ki icsin o :))

Akillidir, sasirtir beni bazi cin fikirleriyle, hassastir, sefkatlidir, benim olamadigim kadar genis ve uyumludur. Yuzumden anlar hemen icimdeki duygulari, sormaz anlatmami bekler. Dalgindir, unutkandir, "ay ... " diye bir baslar ama bilirim unutkanligini hele bir York diyetini uygulasin o zaman iyilesecek :) Cok iyi bir dinleyicidir en cok bunu mu ozluyorum ne...

Bugun cuma, tam da seninle kolkola gezebilecegimiz bir gun. Eski gunlerdeki gibi Istiklal mi olur, Bagdat mi olur, Kucukyali sahil mi olur, NY mu olur, harita okumayi bilmiyorsun diye kizdigim Panama City sahili mi olur. Off nasil da yagmurluydu donus yolu hatirliyor musun? Anilar o kadar cok ki, hani Valley, AL'dan ciktik etrafi kesfedicez diye kucuk kasabalardan gecerken bir kalabalik gormustuk de, acik arttirma var diye dalmistik aralarina. Hava yapisik ve sicak otesiydi. Bir cadirin altinda adamin biri heyecanli heyecanli birseyler anlatiyordu hani ve evet saticiydi nihayetinde. 70'lik moruklarina arasina dalip guneylilerin o bakislari arasinda elimize Incil verilince anlamistik, sattiklari seyin ne oldugunu.

22 yil olmus biz arkadas olali az once hesapladim da. Uzaklastik, geldik-gittik aramizdaki iliskide, kizdik, kustuk hatta birbirimize, ama hic kopmadik, birakmadik birbirimizi. Simdi Atlantik'in iki tarafinda aramiza kendi hayatlarimiz girmisken ben seni cok ozluyorum ve seviyorum...

Forma girmek icin birimizin York diyeti yapmasi ve digerinin yazi yazmasi yeter mi bilmem?.

3 Eylül 2010 Cuma

2010-2011'e Baslarken


Havada circir boceklerinin sesi ... ates bocekleri gece olunca hala isildiyorlar ... gunduz sicaklik 34C yapti dun golgede, gunese gecinde firindayiz sanki, Istanbul'un sicagini aratmiyor mazallah ... Biz de biraz serinleriz diyorduk TR'den donunce, malum burasi 40°43′ enlem, 73°59′ boylamda, Istanbul 41'e 29 kaliyormus (Canakkale asagi yukari burayla ayni enlemde). Gecen sene de benzer tarihlerde geri donmustuk ama bu seneye gore epey bir serindi hatta kizimin hasta oldugunu bile hatirliyorum.

5 hafta yoktuk ya gundem hemen kendine cekiyor insani. Oradan burayi buradan orayi anlamak kolay degil. Her lokasyonun kendi dinamikleri var, onu yakalamak lazim herhal! Referandum, Kilicgaroglu, yaz ikoncalarindan; Tiger'in bosanmasina, Kasim'daki ara secimlere yumusak inis yapiyoruz.

Mesela Apple'in yeni oyuncaklarini gormek lazim. Steve Jobs carsamba gunu Apple'in update olmus yeni cicilerini acikladi. iPad bir fenomen oldu gidiyor nisandan beri, iPod classic tarih oldu ama gecen sene cikan iPod Touch'a onlu arkali kamera eklenmis, HD kalitede video da cekiyor, Apple TV'yi miniklestirip fiyati da 99$'a kadar indirmisler, iPhone 4 daha once cikmisti di mi? Eee daha ne olsun, bizim de bir tane olsun. Gozum su iPod Touch'da...

Sali gunu okullar aciliyor. Yine yeni bir yil basliyor. Haydi dalya diyelim 2010-2011 icin.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Petrol Sizintisina Iliskin Harita

Meksika korfezindeki petrol sizintisina iliskin guzel bir interaktif harita, gene NY Times'dan.
Nisan 22'den itibaren gun ben gun etki alani, onleme calismalari, dogal hayati nasil etkiledigi gibi ustteki tab'larla degisik calismalari gormek mumkun.

16 Nisan 2010 Cuma

Cafe Mistral


Gecenlerde Julie'nin, blog'dan yola cikarak kitaplastirdigi ve Hollywood'un sinemalastirdigi Julie & Julia filmini yazmistim. Benim shutterbug arkadasim Esra da, hergun'e bir foto diye bir cafe acti sanal alemde; Cafe Mistral. Hardcore muhendis arkadasim, gezmeyi, yemeyi-icmeyi, gormeyi ve guzellikleri sever. Kendisinin buyuk ve guzel bir foto arsivi var. Fotograflari biraz edit ederek hayati renklendirmeye, resimlerle bin kelimeye ozdes kucuk hikayeler yaratmaya calisiyor.

Dusunuyorum da aslinda kolay degil her gune bir foto vaadetmek ama ben hergun merakla fotograflarini bekler oldum dogrusu. En cok close-up'larini ve arkasi texture'li olanlari seviyorum. Eminim 1 yilin sonunda harika bir blog olacak, simdiden 105 post'u bulmus bile...

22 Mart 2010 Pazartesi

No Rain!


Guzeldik gecen hafta, gene mi yagmur :(

23 Şubat 2010 Salı

Bir Kis da Boyle Gecerken ...

Ha gayret diyoruz arada bir kendimize, subat da ciksin, mart o kadar koymaz kisi bitirmek icin. Ara ara cok soguk, az da olsa az soguk-gecen hafta sonuki gibi 4C'lere varan- bir kis ile bahari beklemekteyiz. Bugun bir ara kuslarin civiltisini duydum agacta, nasil da mutlu oldum, acaba goc mu basladi diye.

Domuz gribi haberleri, Tiger Woods'un Sukran gunu kazasi, kis Olimpiyatlari, Toyota krizi, saglik reformu, ekonomiyi resesyondan cikaran haberler derken Subat 23 yapmisiz yeni yili. Bugun Municigimin dogum gunuydu. O da kisin hatiri sayili gunlerinden. Dun ise annemle babamin 40. evlilik yildonumuydu. Nasil da yanlarinda olup onlara en sevdigi yemekleri pisirmek istedim !!

Sabahki sulu kar, simdi yagmura donustu. Su yukarda fotografi gorulen yer var ya, ara ara yuruyus yapmak icin takildigim bir yer. Gol kenarinda uzun bir parkur... Her sabah mutlaka ama mutlaka -10C de olsa kosan ya da yuruyus yapanlar oluyor. Hele hala sort giyen cilgin gencleri gorunce "Iste budur!!" diyorum icimden gulumseyerek.

Dun Microsoft Office'in OneNote programini install ettim. Hayati kolaylastiran baska bir guzellik. Nasil bunca zaman habersiz yasamisim kendime sastim.

11 Ocak 2010 Pazartesi

2010'un Ilk Post'u Mutluluk Ustune Olsun


Herkesin bir sekilde, bir mutluluk tanimi vardir elbet. Sabahlari kahvalti yaparken oglanla kizin satasmalari, aksam yatmadan once 'jumping saati' diye uydurdugumuz kosma-kovalama-saklanma-ziplama-yuvarlanma aktiviteleri icin kucuk kizimizin dumping saati baba diye seslenisi, onlar uyurken yanaklarina yumulup koklamayi, ayaklarini opmeyi, sonrasinda oh bu sessizlikte iyi bir film gider diye 2 saat dunyadan kopmayi, sevdigim bir kitabi okumayi, Jean Jacques'in bademli krossan'larindan yiyip lezzet buymus demeyi, ya da ogleden sonra yemek ustune kahve icip illa ama illa bir parca da olsa cukulata agzima atmayi ben mutluluk atfediyorum. Baska uzun suren ya da ambiyans etkisi yaratan, hos paylasimlarin, insan iliskilerinin getirdigi huzur ve mutluluk ve guven veren duygular da oluyor elbet, birbirinden ayirdetmek zor ...

Derken bunlar Nicholas Kristof'un NY Times'da gecen Persembe yazdigi makaleden sonra aklima geliyor.

Dunya Mutluluk Database'i diye toplumlarin mutlulugunu olcen bir veritabani olusturmuslar. Iste web adresi bu. Yorum yapmak icin biraz ordan oraya ziplamak gerekiyor. Yazarin yazisina gore Kosta Rika 1. , Danimarka 2. , Amerika 20.'ymis 148 ulkelik siralamada.

Bir baska arastirma da Happy Planet Index'in web site'sinde var. O da Kosta Rika'nin tacini tescilliyor birinclikte. Buradaki veriler toplumlarin memnuniyetleri, yasam suresi ve ulkelerin ekolojik footprint'leri gozonune alinarak olusturulmus. Turkiye 68. Amerika 114. ve Zimbabwe sonuncu 143 ulke arasinda. Su PDF dokumaninda ilginc bilgiler var, zamani olan icin okumaya deger.

Simdi bunun Turkce'si ne diye biraz dusundum, biraz Burak'la konustuk... Mesela iPhone'u olan insan daha mi mutlu (bence evet). Ama ekolojik footprint'i sonucta daha yuksek, yani bunu uretmek icin cevreyi kirletip daha cok karbon atimina sebep olunuyor. O zaman teknolojik ya da gelismis ulkelerin mutluluk index'lerinin daha dusuk olmasi beklenmez mi? Pek de oyle degil gercekte. Ama su da var; 300 milyonluk Amerika'da birilerinin daha az yasamdan zevk almasi ve yasam suresinin az olmasi pahasina (bunlar index kriterleri oldugu icin yazdim) diger cogunluk, mutlu cogunluk kategorisine giriyor iste.

Karsimizda Hummer'i olan bir komsumuz var. Daha cok benzin yakiyor cevreyi kirletiyor diye daha mi az mutlu... yoo sanmiyorum yoksa almazdi. Zaten gorr gorr diye ucak motoru gibi bir calismaya basliyor alet, bizim kiz yerinden zipliyor. Ama adamin aldigi zevk, mutluluk iste orada o seste olmali.

Uzun ve derin bir konu. Mutluluk dolu ama en basta saglik ve huzur dolu bir 2010 olur umarim.

PS: Su yukardaki iguana fotografi var ya, Datca'da babaannemizin komsusunun evine gelmis ormandan. O da etrafta dolasip cocuklara gosteriyordu. Bizim cocuklar o kadar heyecanlandi ve mutlu oldular ki, hayvancagiz korkup buzustu tabii. Sonra komsu onu ormana goturup saliverdi.

4 Ekim 2009 Pazar

Balkondan Balkona

Madem balkondan gordugum manzarayi asagidaki post'a koydum, belki de baska hicbir ulkede olmayacak bir seyi de yazayim.

Yazin Canakkale'deki ilk gunlerimdeyim. Uzun zaman kalicam ya, bana internet lazim. Alt komsu evden tasinmak uzere ama internetini kapatmis. Hah tamam modemi ise yarar diye alip solugu Turk Telekom'da aldim. Abonelik kaydi yaptirip eve bir heyecan kostum. Ama maalesef bende Vista var, modem XP'ye kadar uyumlu. Bin turlu takla atsam da install edemedim. Hava sicak ve biz balkondayiz. Baktim karsi apartmana telefon baglaniyor. Alla alla dedim, orada ogrenciler oturuyor kimse de artik sabit hatli telefon almak istemiyor. Aksam uzeri filan cocuklar disarda bira icip balkon keyfi yapiyorlar. Selam dedim, kendimi tanittim. Sizde kablosuz internet var mi? Var dedi Mahmut. Telekom 2 gun once bagladi (2 gun onceki muamma cozuldu boylece). Bana 1 aylik baglanti lazim, acaba sizden kullanabilir miyim? Tabii olur olur dedi genc arkadasim. Aslinda kendisi evdeki baglantinin sahibi degilmis sonradan ogreniyorum. Sahip aksama gelecek dedi. Adini soyledi ama anlayamadim , aramizda 10 mt mesafe vardir herhalde. Ertesi aksam Sahip de balkona cikti. Selam Devrim dedim, bilgisayari etraftaki networkler icin taratinca goruyorsun ya, ordan herhalde kendi adini vermistir dedim (adini Devrim saniyordum megersem Mahit'mis, devrimci oldugundan network'une o ismi vermis). Mahmut soyledi dedi balkondan balkona. Ben size sifreyi vereyim dedi, olur dedim. Sifreyi iki uc seslenmede soyledi, anlastik ve benim 1 aylik komsunun kablosuzundan internet baglantim oldu, hayatim huzura kavustu.

Sonra ayrilirken Efesleri alip, cocuklara gidip tesekkur edeyim dedim. O apartman ve o daire benim 3 yil boyunca asagidan zili basip da ortaokula gitmek icin yol arkadasimi bekledigim yerdi. Yukardan "geliyoruuuum" diye seslenir ben 10dk daha onu beklerdim. Zili bastim ama bu defa yukari ciktim. Sohbet ettik cocuklarla, hatta Efeslerine ortak olmam icin iceri bile davet ettiler.

Sonra su yaziyi hatirladim bi pazar yazisinda Ertugrul Ozkok'un yazdigi ve TR'deki yasamin nasil da -kavga ve gurultulu de olsa- nasil sokaktan tastigini...