saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2010 Pazartesi

Saglik Reformu, Nihayet ...


Dun gece gec saatlerde saglik reformu diye adlandirilan tasari, Temsilciler Meclisinde (House) onaylandi. Kiti kitina denilebilecek 219'a karsi 210 oyla.

Bu ne demek simdi? kurumsal sirketlerde calisan cogu Amerika'linin saglik sigortasi var zaten ve kisa zamanda bir degisiklik olmayacak ancak mesela isini kaybettin o zaman kendi cebinden odeyip saglik policesi almak zorundasin ve bu da 2014'den itibaren baslayan bir uygulama olacak.

Hali hazirda 30 milyon Amerika'linin saglik sigortasi yok. Bu kadar gelismis bir ulkenin bir ayibiydi bence ve bu yasa ile devlet ulusala yakin bir kapsam getirmeye calisiyor.



Ornek vereyim. Bir arkadasimin esinin kendi isi var ve bu ailenin 3 cocugu var. Aylik 1700$ (20400$ yillik) prim odeyip, aldiklari saglik hizmetine gore de cebinden extra odemek zorundalar. NY ve CA eyaletlerinde primler bu yil %35 oraninda yukselmis ya da sigorta sirketleri onceden varolan saglik sorunundan (pre-existing condition) dolayi sizi sigortalamayabiliyorlardi. Iste bu yasa ile primlerin makule inip, pre-existing condition'lari kaldirmasi ve is yerinden veya kisisel bazda sigortalanma zorunlulugu geliyor.

Henuz cok yeni ve bir suru soru da var kafalarda ama Baskan Obama napti ne etti, Amerika'nin oteki sorunlarinin onune bu yasayi gecirip kil payi da olsa onaylatti, SONUNDA...

Okumak icin baska linkler:
The Fix Is In
Prescription For Health Care Crisis
Health Care's Generation's Gap
Health Care Conversations

31 Mart 2009 Salı

Doktorlar Nasil Dusunur?

Bugun doktora goturdum Erin'i. Sag gozunden 1 aydir saat basi tek bir gozyasi damlasi olmak uzere yas geliyor. Dogdugunda benzer bir sorun vardi, hem pediyatristi hem de goz doktoru, yeni doganlarda goz yasi kanallari tikali olabilir ama kendiliginden gecer deyip beklememizi onermisti. Hakikaten 6 ay bile olmadan birkac hafta icinde kendiliginden gecti. Su son durum da benzer olunca goz doktorunu aradim. Dunya tatlisi bir adam gozcumuz. Hadi getir demesini beklerken, "himmm sanirim sag goz kanali tikali, bu durumda senin Erin'i bu konuda uzman birisine goturmen iyi olur" deyip bana tanidigi bir doktorun adini verdi. Verdi ama adam koprunun obur yakasinda, hem de epeyce bir uzakta eve. Neyse ... zaten en yakin randevuyu bugune yani 5 gun sonrasina verdiler. Malum burada ayni gune randevu imkansiza yakin, eve yakin baska bir ofisde de calisiyormus doktor ama orasi 2.5 hafta sonraya gun verdi, olsun dedim uzak da olsa yakin gundekine gidelim.

Siramiz gelip doktor bizi ofise alinca sorular sormaya basladi. Ama evden cikarken birsey unuttum, Erin'in bu durumu ilk kez oldugunda ne kadar surdu ve iki gozunde de olmus muydu hatirlamadim, saglik dosyasina bakamadan geldim doktora ve tam da bekledigim gibi doktor bana bu soruyu soru diger sorularla birlikte.

Simdi bunlari yazmak neden aklima geldi biliyor musunuz? Gecen yil bir kitap dinledim : How Doctors Think. Sonra da okudum cunku audio'sunu okuyan adam cok basarisizdi, tavsiye etmem.

Kitap hasta acisindan; dogru sorulari sorma, doktorlardan beklentileri saptama, ozellikle hasta-hastalik-teshis-tedavi boyutunda hangi asamalarla nasil bir yaklasim sergilemeli gibi konularda beni cok bilgilendirdi. Bir baska guzel tarafi da kitabin; kitabin yazari doktor oldugundan, kendi acisindan da bir doktorun hastaya yaklasimindaki tavirlarin neler olabilecegi konusunda da ozelestiri yapiyor. Hatta cogu zaman kitabin adi "How Doctor Should Think" olmali diye dusundum. House diye bir tip dizisi var, izler misiniz? Ben siki takipcisi degilim ama adam yani Dr. House adeta doktor-muhendis. Ne, neden kaynaklanmis illa onu cozecek.

Cocuklari goturdugum bir pediyatrist klinigi vardi. 5 doktor var ama ben hep aynisini goruyordum, ta ki doktorumuz gecen sene Boston'a tasinana kadar. Sonra klinikteki baska doktorlardan randevu aliyordum hastalik zamanlarinda ama hicbiri icime sinmedi. Ne kisisel bir ilgi, ne dosyalarinda ne olmus bitisi hatirlamak babinda bir hafiza yenileme... O zamanlar biraz da bu kitabin etkisiyle daha iyi cocuk doktoru olmali, neden bu adamlara gidip duruyorum ki deyip etrafi biraz kolacan ediyordum. Sonra yan komsumla konusurken, bana kendi cocuklarinin pediyatristini tavsiye etti. Gercekten beklentilerime iyi cevap veren 2 doktor kazandik simdi. Cocuklari isimleriyle cagiriyorlar, daha oncesinde ne olmus hatirliyorlar, ben hastalik konusunda biraz endiseli oldugumdan beni sakinlestirip, omzuma vurup merak etme gececek diyebiliyorlar ve de en onemlisi teshis ve tedavi konusunda siki takip edip guzel klinik uyguluyorlar.

Kitabin bir yerinde soyle geciyordu. Doktorun sizi muayenesi, siz onun odasina girip elinizi sikmak icin uzattiginiz andan itibaren baslamistir.

Saglik konusunda beklentiler her zaman yuksek, hele ki doktoru, anladi, anlamadi, verdigi ilac ise yaradi, yaramadi diye kategorize etmeden once, biz de dersimizi iyi calisalim hasta olarak, degil mi ama?

Kitapla ilgili Hurriyet'te bazi yazilar cikmisti tesaduf ettigim. Sanirim kitap Turkce'ye de cevrilmis.
Osman Muftuoglu'nun yazisi
Yazarla Soylesi

14 Kasım 2008 Cuma

"She is a little off"


Bugun radyoda otizmle ilgili bir program dinliyorum. Cocugu olan herkesi bir defa sarsiyor acaba olabilir mi diye. Arabalari yanyana mi diziyor, hep ayni kelimeleri mi tekrarlamak istiyor, sarilmaktan opulmekten temastan hoslanmiyor mu diye gidiyor liste. Ve her asi zamani geldiginde, ben icimde tonlarca kere tartisip doktora da endiselerimi soyleyip bir yol izliyorum kendimce. Grip asisinda thiomersol (civa) vardi yakin zamana kadar ama Artun'un asini bu yil yaptirmayacagim deyince, artik cikarildi dedi doktoru. MMR da ayni sekilde fena halde kafami bulandiriyor. Ozellikle bu asinin sonucunda otizm vakalarinda artis olduguna dair ailelerin inanci cok yuksek.

Yuksek de... Her konuda oldugu gibi radyodaki konuklardan biri -ki adam PA Universitesinde profesor- bilimsel olarak yapilan arastirmalarda asi yapilan cocuklar ile yapilmayanlar arasinda bir fark olmadigini soyluyor. Diger konuk, ailelerle calisan, hem klinik olarak doktorluk yapan hem de otizmle ilgili bir kurulusun direktoru, tam da bu bilimsel verileri savunur gelmedi aciklamalarinda.

20-30 yil oncesinde cok seyrek olarak gorulurken, yandaki grafige bakin artis oranini gormek icin. Prof adam diyor ki, "eskiden otizmin tanisi ve tanimi farkliydi, ayrica istatistik toplama da bu kadar basarili degildi". Simdilerde her 160 cocuktan 1'inin otistik oldugu istatistigi var. Ne kadar endise verici degil mi? Ve bunun 4'de 3 de erkek cocuklar.

Gecenlerde Business Week'de vardi BitTorrent'in kurucusu olan Cohen'in Asberger'li oldugunu hakkinda. Dun aksamki Grey's Anatomy'de Asberger sendromlu bir kalp cerrahi vardi . "She is a little off" dedi hastane bashekimi yeni gelecek doktoru tanitirken. Arada boyle karakterlerin katilmasi iyi oluyor bazi konulara dikkat cekmek acisindan aslinda.

Ama baska birsey de su ki benim dikkatimi ceken, TR'de benim etrafimda hemen hemen ne duydugum, ne gordugum otistik cocuk var. Burada hemen aklima is arkadasimin oglu ( terapi aliyor ), arkadasimin arkadasinin cocugu, bizim sitedeki o cocuk gibi dusunmeden sayiverecegim birkac isim geliveriyor. Daha cok batiya ve gelismis ulkelere mi ozel acaba?

PS: Yukardaki resim otistik yetiskinler tarafindan hazirlanmis.

24 Haziran 2008 Salı

Sabah Panigi: Kene

Sabahleyin kizin altini alacaktim ki bir de ne goreyim, gobeginin altinda kene var. Alla alla nerden cikti bu derken bir telas aldi bizi Burak'la. Turk basinindaki haberlerden dolayi elimiz ayagimiza dolasti, bir telas once Mine'yi aradik. "Burada hastanede cikariliyor" deyince tamam dedik hastaneye gidelim, yok once kendi doktorunu arayalim. Hastanelerin acilinde beklemek de hic hosuma gitmiyor, biraz daha beklesek pediatristin ofisi acilacak. Hayvan o kadar minik ve kafasini da oylesine gommus ki vucuduna, kanirtinca aslinda kafasi haric cikacak gibi ama iste okudugumuz haberlerden dolayi pek de cesaret edemiyoruz cikartmaya. Oncesinde pediatrisi arayip emin olayim dedim. Malum saat 9'dan once klinikler acilmiyor. Mesaj biraktim, beni geri aradi doktor. "Kene var bebekte" deyince, "cimbizi al cikar" dedi gulerek. "Yok yok kafasini gomuk, cikmiyor" deyince tamam ofise getirin dedi. Gittik doktorun ofisine, iki hamlede pit diye cikardi. Once vucudu geldi, sonra kafasini aldi ozel bir aletle. Bizim kizin da tam ilk uyku saati, emzigi verince uysal uysal durdu yoksa kiyamet kopardi ya... Sonra "telas edilecek birsey yok" dedi doktor. Kene yapistiktan 36 saat sonra cikartilmis olsaydi Lyme disease denilen kasintili, kizariklik yapan o hastaliga sebep olabiliyormus ama onu da antibiyotikle tedavi ediyoruz dedi doktor. Gecen hafta da baska bir bebekten cikarmislar hatta. Disariyla temas arttikca bu vakalar cogaliyor dedi.

Kirim Kanamali birsey diye baslayan hastalik var ya, onu sorucam ama Allah'im tam adi aklima gelmiyor hele ingilizcesini de bilmiyorum ama anlatmaya calisinca, merak etme burada gorulmuyor dedi doktor. Peki gene olursa napicaz dedim. Cimbizla iyice tutup cekin dedi, parcasi kalsa da olur ama mumkun mertebe hepsini almaya calisin dedi.

KKKA'ya baktim sonra internetten. 2002'den sonra TR de dahil olmak uzere epidemi yasaniyor simdilerde. Kene ile bulasan bu hastalikta keneyi cikarmamak onemliymis. Neyse sabah paniginden sonra simdi sakinlestik ama disardan gelirse de gelecek, yapacak pek birsey yok. Sadece daha tecrubeliyiz artik, kene gibi yapismanin da ne demek oldugunu iyice anladik. Nitekim arkamiz orman, sik sik disariya yuruyuse cikiyoruz. Hatta gecen hafta gittigimiz ormanin baslangicinda "Dikkat kene vardir yaziyordu". 1 hafta sonra mi ziyaret etti acaba?

21 Şubat 2008 Perşembe

Sicko

Evvelki yaz, Canakkale'de kuafore gitmistim. Hep berberlerde konusulur ya, sohbet etmeye basladik sacimi kesen cocukla. Benim Amerika'da yasadigimi bilmeden, aslinda hayatta amacinin kapagi yurtdisina atmak ve hayalinin de Amerika oldugunu soyledi. Neden dedim. Is kosullari iyi, iyi kazaniyorsun, bedava saglik sistemi oldugunu, herkesin iyi, esit kosullarda yasadigini soyledi. Hangi filmde boyle bir ulke gordugunu anlamadigimi soyledim ama dilim dondugunce burayi anlatmaya calistim sonrasinda. Simdi isterdim ki ona Sicko'yu izlettirebileyim.

Michael Moore gene dokturmus Sicko dokumanteri ile. Film Amerikan saglik sistemini irdeliyor. Burada neyin olmadigiyla, baska gelismis ulkelerde neyin oldugunu anlatan bir yapim. Oldukca goz acici, bilgilendirici…

Amerika'da yaklasik 50 milyon insanin sigortasi yok. Yani her 6 kisiden biri sigortasiz. Devletin genel saglik sigortasi kapsami olmadigi icin, paraniz olsa bile varolan rahatsizliklardan (pre-existing condition), cok sisman, cok zayif gibi durumlardan dolayi kendiniz ozel police almak isteseniz de sigorta sirketlerinin sizi reddetme durumu var. Emeklilikle beraber 67 yasinda medicare denilen saglik sigortasina sahip olabiliyorsunuz ama o zamana kadar ancak isiniz var ise ... Ya da kendi cebinizden para verirseniz sigortali olabiliyorsunuz.

2 cesit sigorta tipi var. PPO, yani herhangi bir doktora referans olmadan gidebileceginiz, digeri de HMO. Once aile hekimini gorup, o gerek gorurse sizi uzmana sevk edebilecek bir sistem. Police miktarlari co-pay denilen her doktor visit'indeki katki payi ile deduction denilen belirli bir limite kadar kendi cebinizden odemeniz gereken miktar, doktor visit'leri sayisi, hangi doktor ziyaretlerini ve sigortanin anlasmali oldugu doktorlar (in network), referral denilen once aile doktorunun gorup onun yonlendirilmesiyle gidilecek uzman doktor saptamalarina gore degisir. Ortalama, 4 kisilik bir ailenin yillik sigorta odemesi 10-12bin dolardir denilebilir.

Hastasiniz tedaviye ihtiyaciniz var. Kim karar veriyor bunun onaylanip onaylanmayacagina: Sigorta sirketleri. Peki buradaki onay mekanizmasi kimlerden geciyor. Doktorlardan. Hatta yer yer yapilan soylesilerde, kim daha cok tedavi talebini redderse o doktor daha cok ikramiye (bonus) aliyor !?!! Bu konuda kongreye gelip gunah cikaran bir hekimin soylemi vardi, bu sistemin ic yuzunu anlatan.

Sabah radyoda dinliyordum. Baskanlik secimi dolayisiyla kampanyalara yapilan bagislardan bahsediyordu. Bu baglamda sigorta sirketlerinin, pharmaceutical denilen ilac sirketlerinin, doktorlarin ne kadar buyuk hayirsever oldugunu soylememe gerek var mi bilmem. Cunku "sen beni destekle ben de secilince seni kollarim" mantigiyla calisan bir sistem ne kadar saglikli calisir cevabi soruda belli degil mi?

Zaman zaman onceki baskanlik yarislarinda devletin gozetiminde olan bir saglik sistemi (Government-run health care) hep gundeme gelmis. Hatta Clinton yonetiminde Hillary'nin ajandasindaki onemli maddelerden biriymis ama o da bunu beceremeyip karsi lobilere yenik dusmusler.

Peki diger gelismis ulkelerdeki durum nedir? Filmde Kanada, Fransa ve Kuba'dan ornekler veriliyor.

Kanada'da herkesin OHIP denilen bir saglik karti var. Hatta sirf bu sistemden yararlanmak icin Kanadalilarla evlilik yapanlar var. Saglik bedava ve Kanadalilarin yasam omru Amerikalilardan 3 yil daha uzunmus.

Ingiltere: NHS (National Health System) denilen genel saglik sistemi var herkesin faydalandigi. 10$'lik katki payi ile acile ya da normal doktor ziyaretlerine gidibiliyorsunuz ve bundan yararlanmak icin isinizin olmasi gerekmiyor.

Gelelim Fransa'ya. Dunya uzerinde saglik sistemi en iyi olan ulke Fransa'ymis. Filmde diyor ki, ortalama, calisan bir Fransiz su asagidaki kosullara sahiptir.

  • Yasam sureleri Amerikalilardan daha uzun.
  • Eger calisiyorsaniz bireysel saglik sigortasinin %65'i devlet, %35'i sirket tarafindan karsilanir.
  • Varolan rahatsizliklar, saglik hizmetlerinden yararlanmak icin bir engel degil.
  • Hasta oldugunuzda limitsiz surede calismama hakkiniz var. Amerika'da mi? Allah gostermesi hasta olmayi. Ya yillik izin gunlerinizden kullanacaksiniz, ya da personal day ya da sick day denilen limitli sayidaki gunlerden izin alacaksiniz. Grip, nezle gibi seyler icin 3-5 gun onemli degil (hos o da onemli oluyor bazen) ama kaza gecirdiniz hastasiniz. Ya da bel fitigi olup calisamaz durumdasiniz. Ya sakatlik durumundan izne cikacaksiniz (STD-short term disability) birkac hafta ya da…. Ben henuz bunun cevabini bilmiyorum.
  • Fransa'da haftada 35 saat calisiliyormus. Burada bu sure 40 saat.
  • Minimum 5 hafta ucretli izniniz var. Oleley!!
  • Evlendiginizde 1 haftalik balayi tatili veriyorlar.
  • Ev tasidiginizda 1 gun tasinma icin izin veriyorlar.
  • Hastalandiginizda eve ucretsiz doktor cagirma luksunuz var (SOS medicins).
  • Bebeginiz oldugunda bebek bakimi icin eve hemsire geliyor. Hatta haftada 2 gun 4 saatden bir devlet personeli gelip size ev islerinde yemek yapiminda yardimci olabiliyor.
  • Bebek ve cocuklar icin yuvalar cok ucuz hatta cogu ucretsiz.


Filmde Amerika'da tedavi goremedikleri icin Kuba'daki Guantanama'daki askeri usse gitmeyi deniyor Moore yanindakilerle birlikte. Kimisi 9/11'den kalan solunum yollari sikayetine sahip, kimisinde dis sorunu var … Eh oraya gidemeyince Kuba'ya gidelim bari diyorlar. Ve kendilerini Kuba'li doktorlara emanet edip ucretsiz tedavi olup sonra Amerika'ya donuyorlar ironik bir sekilde. Bu verilerden sonra Amerika'nin dunya saglik hizmetleri siralamasinda 37. sirada oldugunu soylemek lazim.

Bu konu daha cok su kaldirir, bu kadar karamsarligin yaninda cok iyi seyler de var elbette, aklima geldikce, ogrendikce yazarim gene. Artani burada.

2 Ekim 2007 Salı

Rotavirus Icin Asi

2 yil once bir anne-cocuk dergisinde mide virusune asi gelistirildigiyle ilgili bir yazi gordugumde cok sevinmistim. Biz mide virusunden cok cektigimiz icin, simdi artik buyuge faydasi olmasa da, 2 numara faydalanabilecek.

Rotavirus'u icin gelistirilmis asi, bebeklere 2. 4. ve 6. ayda 3 dozda olmak uzere agizdan veriliyor. Ilk dozu gecen ay aldi kucuk hanim. Doktorumuz yan etkisinin cok az oldugunu, klinik bulgularda ilk iki gun %1 oranda ishale sebep olabilecegini soyledi.

Daha detayli bilgi burada.

27 Mart 2007 Salı

Acilde McDreamy'i Duslerken

Kafaca ve bedence iyilik gibisi var mi, yok. Yok olunca naparsiniz peki, solugu doktorda alirsiniz hele ki acil bir durum varsa di mi?

Persembe aksami oglani okuldan aldik, eve geldik, basladi karnim agridi demeye. 1 saat 2 saat 3 saat, uyuyor uyaniyor hala karni agriyor. Bu arada doktorunu aradim ve sag tarafa dogru inen bir agri var mi diye sordu. Yok dedim, agri karin bolgesinde. Devam ederse acile gidin, yoksa sabahi bekleyin dedi. O ana kadar bana dank etmemisti apandist olabilecegi. Biraz kitap karistirip internete baktik, az da olsa kucuk yastaki cocuklarda gorulebilirmis.

Daha once bir kez acil tecrubemiz oldu, mumkun mertebe uzak durmaya calistigimizdan napabiliriz dedik. Malum 5'den sonra klinikler ve doktor ofisleri kapali. Zaten ha dedigin anda burada bir doktora randevu almak imkansiza yakin. Birkac ay once, aksam saatlerinde ve hafta sonu acik olan bir cocuk klinigi reklami gordum dergide. Orayi aradik, durum anlattik, hemen gelin dedi doktor.

Iceri girdik, 5 dakikalik kagit islerinden sonra iceriye aldilar. Nasil temiz, nasil duzenli, nasil ilgili calisanlar. Hemen hemsire geldi, kandaki oksijeni, tansiyonu olctu, gogsunu dinledi. Tablet PC'de kayit tutuyor bir yandan. Oglan hala agridan kivraniyor. Biraz da atesi cikmis, arada bir bogazim agriyor diyor. Ardindan doktor geldi. Telefonda semptomlari anlatmis oldugumuzdan, once karin bolgesinde muayenesini yapti, saga dogru daha yogun bir agri saptiyor gibi ama cocuk bu, bir dedigi otekini tutmuyor ki... Sistik olabilir, mide enfeksiyonu olabilir, apandist olabilir diyor doktor. Idrar ve strep testi yapilip negatif cikinca geriye iki olasilik kaliyor dedi. Buyuk tuvaletini yapti mi bugun, yapti dedik, zira kabizlik apandist belirtisi olabilirmis. Kusmasi var mi, yok dedik. Tamam bir yurumesini gorelim dedi, baktik biraz aksiyor gibi. Yuregimiz agzimizda bekliyoruz. Gel mutfaga gidelim bir meyve suyu alalim dedi doktor oglana. Gidip geldiler, gene muayene edecekti ki, bizim oglan henuz meyve suyunu acmisken kustu. Hah dedi doktor bu apandist isareti, sizi acile gonderiyorum. Bu arada kendi doktorunu arayip, kendi teshisini ve yonledirmesini anlatti uzun uzun. Ambulans yollayalim mi diyorlar, gerek yok diyoruz, 10dk'lik yol. Bizi yolladigi hastanenin acil servisi ve nobetci doktoruyla konustu. Iceri girince direkt odaya girin, doktor sizi bekliyor olacak dedi. CAT Scan ya da ultrasonla bakilacak, eger apandistse ameliyata alinir dedi.

Biz ayagimiza kirmizi hali serilecek diye acile girdik. Oyle ya, doktor sizi hemen iceri alacaklar dedi. Bekleme odasinda 15 kisi filan var. Girise dedik biz surdan geliyoruz, iceride kayit olun dedi. Kayida gittim, bakin bu cocugun apandisti olabilir, doktor bizi bekliyor, girebilir miyiz dedim. Hayir once kayit olmaniz lazim dedi. Iyi olalim ama, onun ne kadar acelesi yoksa ben icimde o kadar dugum oluyorum. Sigorta bilgisini 3 kez girmek zorunda kaldi, 2 kez sigorta kartimin fotokopisini cekti agir aksak, orayi imzala, burayi doldur derken goz ucuyla bekleyenlere bakiyorum. Kimsede ne bir aci ifadesi, ne bezginlik var. Yahu Acil'e niye gelir ki insan eger aci cekmiyorsan diyorum icimden. Kusan bir cocuk, eli sargili bir genc, uykulu gozlerle TV'de NBA macina bakan yorgun gozler goruyorum bu 15 kiside. Bir aile gelmis;2 kucuk cocuk ve anne babayla. Belli ki cocuklardan biri hasta, digerini de birakacaklari kimseleri yok. Aradan tam 50 dk geciyor hemsirenin yaptigi kisa bir on muayeneden sonra bizi iceriye aliyorlar.

TV'de ER ve Grey's Anatomy aksamiydi bu gece. Dizilerde izledigim sahneleri canlandiriyorum gozumde. Acaba Dr. McDreamy ya da Dr. Kovach gelir mi ya da Intern doktorlardan belki suratsiz Christina ya da sweetheart Izzie'ye benzeyen birileri vardir diyorum. Etrafa bakiyorum kimse intubate edilmiyor ya da hemen operasyona alinmiyor, ya da panik havasi esmiyor. Anlasilan bu diziler bizi kandiriyor...

Oglan pediatri odasi diye ayrilan bolumde uyuyor. Kustuktan sonra rahatladi aslinda, karin agrisi da gecti. Yorgun mu yorgun ama emin olmak icin buradayiz, bekliyoruz. Ortada hastabakicilar ve hemsireler var. Doktorlar perdeyle ayrilan bolumlere girip cikiyor. Aaa bir de kimi goreyim benim aile doktoru diye gittigim doktoru. Meger bu hastanede calisiyormus. Bize ugrayan kimse yok. Burak sunlara bir sorayim diye cikiyor odadan, geri geliyor, kimse birsey bilmiyormus. Biz de birisi gelecek ve filmlerdeki gibi chart'ini alip, soyle fiyakali bakip, sorular sormaya baslayacak diye bekliyoruz. Daha dogrusu ben. Icine dustugum icin bu hastane dizilerinin gene bizi kandirdiklarini dusunuyorum.

Aradan 1 saat daha gecmis ve ilgilenen yok. Bekleme odasinda gordugum gence takiliyorum, oda yoklugundan ortada muayene ediliyor. Sag bilegine yakin bir kanama var, uzaktan duydugum kadariyla bilegi incinmis, doktor onu rontgene yolluyor. Bir de koridorda surekli gece kordon gezmesinde gibi gelip-gecen 2 genc kiz var. Mutemadiyen 10 dk'da bir volta atiyorlar. Uzerlerinde ziyaretci yazisi var. Gene suratlara bakiyorum... Acildeki insanlarin yuzlerine... Yorgunlar ama bezginlik, keder ve aciya rastlanan bir iz yok. Nedir bir duygusuzluk diyorum icimden. Bati toplumlarinin duygularini gizleme cabasi mi, yoksa Dogu toplumlarinin kendini birakip teslimiyetci olma karsisinda gordugum tepkinin tersi mi?

O sirada bir doktor giriyor odaya eldiven almak icin. Ona soruyorum bize ne zaman bakacaksiniz diye. 3 nobetci doktor varmis, sirayla aliniyor dedi. Anlasildi; acilde de olsan cok cok acil olmasan bekleyeceksin. 3 saat sonra bir pediatri doktoru geliyor. Saat gecenin 3'une geliyor, oglan derin uykuda. Uyandirilmaktan hic hoslanmiyor tabii. Neyse ki tahlilleri onceden yapildigindan kisa bir muayeneden sonra durum saptaniyor. Gastroenteritis denilen mide rahatsizligi geciriyormus. Bu siralar cok goruluyor dedi. Apandist olsa su an cani cok yanardi dedi karnina dokudugunda. Peki diyorum hani bizim ismimiz buradaki nobetci doktora verilmisti. Biz gelmeden o doktorun nobeti bitmis, cikmis. Zaten burada da olsa gene ayni sure bekleyecektik sanirim.

Neyse cikis islemleri icin bir 15-20 dk daha bekliyoruz, bir yandan hazirlaniyoruz cok sukur apandist degilmis diyerekten.

Tamam, tam olarak McDreamy'i ya da hadi McSteamy'i olsun, gormeyi duslemesem de birazcik yakin birseyler olabilir miydi diye dusundum bu acil deneyiminde. Demek onlar sadece filmlerde oluyor.

6 Aralık 2006 Çarşamba

Yemek-Kalori-Yag

Sabah ise gelirken radyoda dinledim. NY sehrinde artik restaurant menulerinde, yemeklerin kalori degerleri de yanina yazilacakmis. Derken NY Times'da bu konunun aslinda, yemeklerden trans fat'in cikarilmasinin bir sonucu oldugunu okudum.

Yiyecek sektorunde buyuk degisiklikler getirecege benzeyen bu uygulamayi ben destekliyorum. Hatta devaminda , porsiyonlari kucultmelerini, sekerin icindeki o seker tadini veren neyse onu azaltmalarini (evet bu ulkede seker daha tatli cunku), neredeyse hic yok denecek kadar az olan tuzlu urunleri arttirmalarini da oneriyorum. Yillar once Newsweek'te bir karsilastirma vardi. McDonald's'in Ingiltere ve Amerika'daki menulerinde yer alan ayni urunun yaklasik 1/3 oraninda Ingiltere'de daha kucuk oldugu yonunde.

Bu trans fat'ler zararli doymamis yaglar diye cevriliyor. Hidrojene olmus sivi yaglar, margarinler, tereyagi, ic ve kuyruk yaglarinda ve bunlardan yapilan gidalarda bulunuyor. Wiki uzun uzun bu kapsama giren yaglari anlatmis. Ozellikle kolesterol ve koroner kalp hastaliklarini arttiran bir unsur olarak bu doymamis yaglar, diyetten ilk cikarilmasi gereken yiyecekler.

Kalori yazilim isleminin Mart 2007'de uygulamaya girmesi, Temmuzda da tum lokantalarda uygulanmasi gerekiyormus. 1 Temmuz 2008'de de trans yaglarin yemeklerden kaldirilmasi gerekiyormus. 2003'de Danimarka, 2004'de Kanada bu uygulmayi gerceklestirmisler. AB ve Ingiltere'de calismalar devam ediyormus.
Kapali alanlarda sigara yasagi, trans yag yasagi derken, bakalim sirada ne var NY'da?

1 Kasım 2006 Çarşamba

Satilik Hastaliklar

Tam da hafta sonu Lorenzo'nun Yagi filmini izlemisken bu roportaji (1. bolum, 2. bolum) okumak icimi okumak gibi geldi. Asagida diyeceklerim bu roportaj uzerine kurulu, henuz bahsedilen kitabi okumadim. Eger o 2 linke bakarsaniz beni sanirim daha iyi anlarsiniz.

Newsweek'i yillardir takibederim. Kac sayfa tahmin edin? 75 sayfa, kac sayfasinda reklam var: 41 sayfa. Tabii sonucta ana gelir kaynaklari reklam, itirazim yok. Amma reklamlarin icerigine bakinca ilac reklamlari beni hayrete dusuruyor...

Simdi sayfalarinda bir gezinelim. 5. ve 6. sayfada tam sayfa olmak uzere Lipitor, 2 sayfa sonra Prempro, hem de onlu arkali gene, NYU Medical Center'in eklem hastaliklari icin ilani, agiz antiseptigi Listerine, Bipolar bozukluklar icin Abilify, arada araba, saat, banka reklami sonra gene ilac reklami, Vytorin kolesterol bozuklugu icin, ya da tam sayfa Avodart prostatiniz buyumusse, Pfizer'in Viagra'si, ozel ilanlar bolumunde diabet ve depresyon tanitimi ve son sayfada arka kapakla beraber kolesterol ilaci Crestor. Newsweek medikal bir yayin mi, yoksa haftalik gundem dergisi mi? Yoksa Newsweek'in aboneleri hep saglik sorunlari olan kisiler mi, dusunduruyor.

TV'deki reklamlar da ayni. Herhangi bir urun satar gibi, ne bileyim kagit havlu, deterjan, araba, cep telefonu, istahla yenen dondurma konsepti gibi, Lunesta alin uyku sorunlariniz gecsin, Claritin alin allerji semptomlariniz hafiflesin. Tabii Medicine Advirtisement Board'un (MAD ) koydugu kurallar geregi, alttaki minik yazilarda, doktor recetesiyle satilir, yan etkileri de vardir diye yazilmasi ihmal edilmeden.

Bilgiye erisimin sinirsiz oldugu ve bilincli insanlarin kendi hastaliklari hakkinda herseyi ogrenebildigi, kullanacaklari ilaclari, piyasada olan akranlariyla karsilastirabildikleri bir ortamda, bir itirazim reklamlarda o ilacla beraber hastaligin da ayni zamanda pazarlanmaya calisilmasi. Silah, tutun ve uyusturucu disinda hersey serbest mi olmali reklam dunyasinda - zaten serbest de, kendi kendime sorguluyorum beni etkileme mekanizmalarini. Diger bir problem de piyasaya yeni cikmis ilaclari, mucize bir cozum gibi gosteren pazarlama taktikleri.

Evvelki seneki Merck ilac sirketinin romatizma ilaci Vioxx yuzunden basina gelenleri hatirlayin. Isteyene birkac makale bu linkte. Milliyet'ten Meral Tamer yazmisti o zamanlar, yazisi hala duruyor arsivde. Kisaca hatirlatmak gerekirse, Vioxx'in kalp krizi ve felc riskini arttirdigi yondeki arastirmalar neticesinde ilac piyasadan geri cekilmisti.

FDA'in ilac onaylarini hangi asamalardan sonra verdiklerini henuz bilmiyorum ancak kurumdaki komisyonerlerin ilac sirketlerinden maas aldiklari ve politik cekismeler yasadiklari medyaya yansiyanlar. Gecen sene FDA'in kadin komisyonu baskani Susan Wood'un, Plan B isimli dogum kontrolu ilacinin kurumdan bir turlu onay alamamasi sonucu istifa ettigi uzun sure tartisilmisti.

Iste bu kitabi mutlaka okumali, hemen listeme aldim. Turkcesi de varmis, zaten roportajin basinda acilis kitabin tanitimiyla yapiliyor. Hatta bir de Lorenzo'nun yagini seyredin mumkunse. Ogretici, goz acan cok nokta var saglik sektorune iliskin.

26 Ekim 2006 Perşembe

Hapsuu Demeden Once Bir Paket Kleenex

Gecen yil da gormustum, es gectim yanindan. Iddiasi "%99.9 oraninda grip ve nezle viruslerini oldurur". Malum sonbahardayiz ve etraf aksiran, oksuren, burnu akan, gozu sulanan insanlarla dolu. Beni odum kopar grip olmaktan. Gelince gitmez, gidince cocuga, esine gecer, gec kaldiktan sonra icilen ihlamur, alinan vitamin ve ilaclarin etkisiyle sersem bir basagrisi ve burun tikanikligi ve "keske grip asisi olsaydim" yakinmalariyla ne zaman gececek bu lanet sey der dururuz.

Iste Kleenex %99.9 grip viruslerini oldurur iddiasiyle beni bu yil hemen fethetti. Iki masa otemde cigerleri parcalanircasina oksuren arkadas gecti hemen gozumun onunden ve hemen 1 paket aliverdim elime. Kutunun altinda yazan iddiasi su: Rhinoviruses Tip 1A ve 2 (nezleye sebep olan virusler), Influenza A ve B tipi virusleri (gribe sebep olan virusler) ve Respiratory Synctial viruslerini (solumum yollari enfeksiyonu virusu) kagit mendil uzerindeki kucuk mavi noktalarin icindeki etken maddesi ile 15 dakika icinde etkisiz hale getiriyormus.
Icindekiler sunlar. Sitrik asit (%7.51), sodyum laurik sulfat (%2.02) ve hareketsiz (inert)maddeler (%90.47). Sitrik asit limonda yok mu? O zaman limonla ellerimizi ovusturmak da belki benzer islevi yerine getirir.

Buradaki zimpara kalitesinde canta kagit mendillerine karsin -ah nerde bizim Selpaklar- masa kagit mendilleri inanilmaz sasirtici. Bir de gecen gun ayak parmaklarini sicak tutan, ayakkabi icine ya da corabin altina yapistirilan seylerden gordum. Eee kisin ayagini sicak, kafani serin....

Herkese saglikli, gripsiz, nezlesiz gunler dilegiyle.

30 Ağustos 2006 Çarşamba

Mutfaga Girenler

-Simdi biz organik tarim mi yaptik?
-Eh oyle sayilir. Topragi dogal, baskaca da sunni bir sey vermedik.
-Suyunu fazla vermisiz herhalde, domatesler biraz fazla sulu.
-Ilk tarim deneyimimiz bu saksida, soyle buyuk bir bahcemiz olsa daha neler yapariz.
-Ama bunlar cok gec urun veriyor. Bahceden meyva-sebze yiyecegiz diye beklersek Agustos ortasini bulacak.
-Eee o zaman hormonlu ilaclari dayarsan kis ortasinda da hasat yaparsin.

Ilk domateslerimizi toplarken boyle minik bir konusma geciyor aramizda. NY'da son zamanlarda artarak giden bir organik yiyecek trendi var. Mrs. Green's, Trader Joe's, Whole Food aklima ilk gelen organik bazli yiyecek satan zincir dukkanlar. Bir de her yerde olan Stop&Shop, A&P, Pathmark'in bazi raflari dogal urunler satan bolumlere ayrilmis. Eskiye oranla bu raflarin arttigini goruyorum.

Artan kanser vakalarinda, sebebi bilinmeyen hastaliklarda baslica suclu gruba giren yiyecekler, oyle bir hormonla yetistirilip, icine tonlarca koruyucu madde katiliyor ki, her urun, her mevsim, her daim elinizin altinda. Bir ara takilmistik, icinde Exxx olan hicbir seyi yemiyorduk. Sosis, salam gibi et urunleri basta olmak uzere kendimizce sagliklisina yonelmeye calistik. Trader Joe's'un organik sosislerini aldim bircok kereler hindi, tavuk, sigir gibi bilimum cesitleri denedik. Ama tadi o kadar yavan ve tatsiz ki alisilandan, yiyemedik. Napiyoruz, az tuketiyoruz et urunlerini, hele tavuk uzun zamandir hic sarmiyor bizi. Peki ya sute ne demeli, icinde yok yok.

Bu arada organik yazan her urun de yuzde yuz katiksiz uretilmiyor. US Tarim Departmaninin 4 kriterini saglamasi gerekiyormus organik damgasi vurulabilmesi icin sutlerin:
1. ineklerin sut uretimini arttiran BGH (Bovine Growth Hormone) hormonundan almamasi
2. hastalik durumlarinda hicbir sekilde antibiyotik almamasi
3. ineklerin beslendikleri ot ve hayvan yemlerinin kesinlikle ilacsiz olmasi
4. bu hayvanlarin dogaya cikip, dogal sekilde otlanmasi gerekliligi varmis.

Benzer uygulamalar tarim urunleri icin de gecerli. Tabii bu kadar dogal bazli urun yetistirmek soz konusu olunca fiyatlar da ikiye katlaniyor. Gerci Amazon'da online satilan organik sut'un fiyati organik olmayanlarla ayni amma, sebze ve meyvada durum biraz daha farkli. Ustelik ha dediginiz zaman, organik olmayan urunler kadar elinizin altinda yakin da degil.

Hep bugunu eskiyle kiyaslama durumumuz var ya, cocuklugumda kisin patlican, biber olmadigini, yerli domatesin cikmasi icin temmuza kadar beklenmesi gerektigini, eylul ayinda ucuzlayan domateslerin kasa kasa alinip salca yapildigini, sulu, mis kokulu seftaliler ne zaman olacak da yiyecegiz diye pazarcilarin gozune baktigimizi hatirliyorum. N'oldu oysa simdi, hersey her an erisilebilir, hicbir seye ozlem yok.
Cevabi belli olsa da iyi mi kotu mu siz karar verin!!

21 Temmuz 2006 Cuma

Isin Uzmanina Sormak

Bazi konular var ki, "ah iste gozunu sevdigimin Turkiyesinde olmak vardi" diyor insan. Ne mi mesela: saglik. Pazartesi gunu oglanin dizlerinde minik kabarciklar olusmaya basladi. Sali, carsamda azaldi. Persembe artti. Hadi dedik doktora goturelim, goturelim de, burada uzman doktora oyle cat kapi gidilmiyor. Sabahtan en az 30 dermatologun ofisini ariyorum hepsi agustos sonuna kadar dolu. Bazilari ekim ayindan bahsediyor, deli olmamak isten degil. Eger acilse, ya acile gidin ya da 911'i arayin diyorlar. Ya da aile doktorunuzu arayin ilk diye mesaj koymuslar. Yanik ya da bulasici bir durum yok ama icimiz rahat degil. Pediatrist'e gidiyoruz, 2 doktor goruyor yorum yapamiyor. Iste burada kopuyorum. Neden mi? Cunku 2 aylik bebekte dokuntu gibi ensesinde baslayan ve mantar diye diye bizi yanlis yonlendiren bu doktorlar bana, eger ilgi alanlari icinde olmayan bir konuysa uzmanina git dersini verdiklerinden bu yana, ne kulagindaki siviyi, ne vucudundaki egzemayi anlayamadiklarindan tekrar uzman doktor bulmaya calisiyorum. Calisiyorum da, nafile. Ogleden sonra tekrar sariliyorum telefona. Ola ki birisi randevusunu iptal etmistir ya da en erken bana ne zaman randevu verebilir diye. Doktora gitme capimi genisletiyorum. Haftaya tatile gidecegimiz bolge de dahil olmak uzere bir 50 yer daha araniyor. Hepsi "sorry, we're booked until October" demiyor mu, inanamiyorum. Bu arada bazi yerleri tekrar ikinciye ariyorum. Kadin gulerek sabahtan aramistiniz diyor.

Iste boyle bu ulke. Acillik bir durum yok ama uzmanina sormamiz lazim, ya su cicegiyse, ya da virutik bir hastalik basladiysa diye diye ben doktor bulamiyorum. Kendi dermatologu sadece sali ve persembeleri calisiyor. Bari ocak ayina randevu alayim diye mesaj birakiyorum. Iste sirf bu yuzden su anda TR'de olmak istiyorum. Degil ki kap cocugu, disari cik, caddelerde birisinde yazan "Deri Hastaliklari Uzmani" yazan tabeladaki ofise gir. Ona bile gerek yok, ana cocuk sagligi ofisindeki hekim gorsun ve yorumunu yapsin. Cunku pratik olarak bizim ulkemizin hekimlerinin iyi olduguna inaniyorum ben.

MalPractice (MP) bu ulkedeki hekimleri mahvediyor. Zaten bir doktor ofisine girmeye gorun. Ilk kayit esnasinda sanki ev aliyormuscasina, abartmaksizin herhalde 10 ayri dokuman, kagit var, tek tek imzalanip sigorta bilgileri veriliyor. Sigortasizsaniz sizi kabul etmeme haklari var ama hastaneye giderseniz sigortasiz olsaniz da almalari gerekiyor. Tamam bu MP'in iyi taraflari da var. Eger konu ciddiyse ilerde baslarina birsey gelmesin diye ve ozellikle de hasta tarafindan istenmisse her tetkik yapilir ama basit seyler icin grip, nezle, oksuruk, ust solunum yollari enfeksiyonu, kas agrilari fasulyeden hastalik sayilip, gecene kadar gecer felsefesiyle bakilmaz, ilac verilmez. Ozellikle genc hekimler daha bir ilacsiz tedaviden yana olup vucudun bagisiklik sisteminin artacagindan recetesiz satilan ilaclara bile ragbet edilmez.

Saglik faturalari konusuna hic girmiyeyim. Sigortali olanlar da kendi aralarinda yillik deductible, co-pay gibi harcamalar yaparak diyelim ufak odemelerde bulunuyorlar. Bizim odememiz, uzman dr icin $30 ve yillik sinir yok gitmek icin. Aylik bordrodan da belirli kesinti oluyor. Ya sigortasizsaniz.... Himmmm sanirim minik bir visit $250'dan baslar. Diyelim geldiniz ve hasta olup doktora gittiniz? Ya daha sonra adresinize gonderilen faturayi oduyorsunuz, ya da cogu turistin yaptigi gibi yanlis adres veriliyor ya da fatura yirtip atiliyor. Meksikalilar neden siniri gecip, bebeklerini dogurup, 18-20bin$ arasinda degisen dogum harcamalarini devlete yikip sonra da ortadan toz oluyorlar. Sezaryansa bu rakan 5bin$ daha artiyor.

Sanirim hem Amerika icin hem TR icin "ici seni yakar, disi beni" soylemi gecerli. Belirli seyler belirli duzeyde iyi ama ha dedigin zaman uzmana gitmek cok zooooooooor burada, bunu paylasmak istedim.

Sonuc mu ne? Yilmadim ve mutlaka birisini bulabilirim deyip, nihayet Bronx'da bir doktor buldum yarin sabaha. Bakalim neymis?

7 Haziran 2006 Çarşamba

Ye-Me Ustune

Bugun Msn yazmis, yeme aliskanligini nasil degistiririz diye. Ingilizcesi burda, ben basliklari Turkceye cevirip kendi yorumlarimla yaziyorum.

Simdi diyor ki; diyetlere tabi olup zayiflamaya kalkanlardan 10 kisiden 9'u basarisiz oluyormus. Bunun sirri da sadece sizde ve yeme aliskanliklarinizda.

1. Egitimli olun :Yediklerinizi inceleyin, besin faktorlerinden haberdar olup icindekileri inceleyin.Zaten glisemik index'ten tut da, 25 dk tempolu yuruyus ile ancak bir paket cipsi yaktigimizi, lifli yiyeceklerin icindeki besin degerlerinden en sevdigimiz yiyeceklerin ne kadar kof ama lezzetli olduklarina kadar bilmedigimiz yok.

2. Yediklerinizi bilgelikle secin: Duygularinizi kontrol altinda tutup hemen herseye saldirmayin diyor MSN sayfamiz.

3. Bilincli yiyin: Anladik bu konuda nirvana'ya erilecek yakinda.

4. Gercekci olun: Hayatinizin geri kalan kisminda isteksiz oldugunuz seyleri diyetinizde yapmayin. Anlamadim ?!?!?! O zaman pasta, kek, cips, bira, sarap, cukulata, peynir kalsin simdilik listemizde.

5. Have fun demis, yani bence "severek yediginiz hicbir sey kilo yapmaz" felfesini mi vurgulamak istiyor. Bunu cok sevdim :)

6. Arada bir kendinizi simartin: Arada bir diyor, her gun aksam yemeginden sonra tatli yiyerek degil. Ya da her ogleden sonra minicik diye baslanan cukulatalarla da degil.

7. Vucudunuzu dinleyin: Her yemekten sonra akliniza simdi bunun ustune dondurma iyi gider, hatta ustune biraz ceviz ve yaninda cilek ve muzla iyi gider diyorsaniz hapi yuttunuz. Bu demek ki, katlanan belinize, biraz da bacak bolgesine bakip vucudunuzu izlemek anlamina geliyor.

8. Trendlere karsi ihtiyatli olun: Hani kadinlarin Marilyn Monroe zamaninda oldugu gibi dolgun, balik etli ya da daha eskiye gidersek 18. yy'daki gibi kilolu olmanin makbul sayildigi zamanlara aldanmayin. Schonbrunn sarayindaki kadinlara hep hayran oldum, ne kilo derdi, ne yaz geliyor fit olayim derdi varmis diye dusunmustum. Gene bu donem iyi, ya Twiggy'le gelen o hastaymis gibi gorunen incelik tutkusu neymis oyle. Yani bu donem gelip gececek uzmeyin tatli caninizi.

9. Yeni ugraslar bulun: Kilo yapan durumlar, cogunlukla acligi gidermek icin degil, duygularimizi bastirmak icinmis. Hemen scrapbook, patchwork, bisiklet, hiking ne ugras olursa baslanacak. Mars mars.

10. Kutunun disinda dusunun: Kisa zamanda ne kadar kilo kaybettiginiz degil, uzun zamanda nasil kilonuzu nasil korudugunuz onemli. Basaramiyorsaniz tekrar bastan baslayin. 1. Egitimli olun...

Iyi sanslar...

3 Nisan 2006 Pazartesi

Zalim Bahar

Basligin arabesk oldugunu dusunebilirsiniz, bence de oyle ama su mart-nisan aylarinin bize cektirdiklerine bir bakin. Cicekler acmadan gelen polenlerden gozumuzu acamiyoruz. Oyle boyle degil, bizim oglan gozlerini oylesine bir ovusturuyor ki sabah aksam, sanki boks macindan cikmis gibi her defasinda. Sonra degisen, bir acip 23C'lere cikip 10C'ye jet hiziyla dusen havaya ne demeli? Basinc farki, kararsiz nem orani derken, bahar nezlesi kapida. Ama bir eski dost var ki ziyareti istenmeyen: benim migrenim. Basagrisiyla baslayip migrene donusmesi isten bile degil. Saatler de degisti hafta sonu, bakalim biyolijik saatimiz ne zaman, yeni zamana adapte olacak. Iste bundan yillar once Isvicre bu saat uygulamasina direnmis uzun sure. Sebebi de, ineklerin beslenme saatlerine uyum sorunuymus. Tarim Isvicre'si, finans Isvicre'sine yenik dusmus bir sure sonra ama...

"Nisan aylarin en zalimidir" diye okumustum bir yerde. Intihar olaylarinin exponansiyel arttigi, cinayetlerin fazlalastigi, manik depresyonun tavana vurdugu bir ay. Hakikaten ne oluyor vucumuzda da bu kadar etkileniyoruz anlamak isterim. Bunun bir fiziksel, kimyasal, aerodinamik aciklamasi nedir?

Migrenim diyordum. Zaten beni iyi taniyan dostlar bir beni, bir de basagrilarimi sorarlar. Denemedigim yeni tedavi sekli kaldi mi diye dusunuyorum, evet var: noral terapi. Hint otlarindan, biyoenerjilere, biyofeedback'ten magnezyum terapisine kadar bilimum seyler uygulandi, ogrenildi ve devam da ediliyor. Allahtan su triptanlar cikti da, tedavi etmese bile, 200km hizla giden agriyi 50km'ye indiriyor iki saat icinde.

Iste boyle bahar senligi havasindaki icim; yasasin mavi gok, turuncu gunes, disardaki masalar, fiskiran fiskiyeler, flip floplardan nanik yapan ayaklar, hafifleyen bedenler dese de, bir yandan da surekli "basim agriyo, basim agriyo" diye sizlanmak istiyorum.

17 Eylül 2005 Cumartesi

Goz Haritasi ve Kontak Lensler

Henuz lasik operasyonlara karsi kafaca kendini hazir hissetmeyenler kontak lensle idare etmek zorundalar. Her yil goz doktoruna gittigimde lasik operasyonlarin basari oraninin ne kadar yuksek oldugundan bahsetse de ben yeni gelisen lensleri sormaya devam ediyorum.
Goz numaram cok yuksek olmadigi ve astigmat gibi baska goz kusuru da bulunmadigindan yumusak lensler benim icin ideal bir secim.

Sabahtan aksama kadar lens kullananlarda sik rastlanan bir durum goz kurulugu, kizariklik ve yanma. Tum gun gozun oksijensiz kalmasi karsisinda yumusak lensleri daha gaz gecirgen yapmanin yolu ise icindeki silikonu arttirmak olmus. Sert lenslerde uzun zamandir saglanan bu teknoloji, simdi yeni jenerasyon yumusak lenslerde de uygulanabilir olmus. Standart lenslerin ana maddesi su ve plastik. Silikon suyu sevmediginden su ana kadar bunu yumusak lenslerde uygulamak mumkun degilmis ama artik bu da degismis durumda. Basta Johnson & Johnson'in Acuvue serisi olmak uzere Bausch and Lomb ve digerleri de bu teknolojiye gecmis veya gecmek uzereler.

Yillik goz kontrolunde 2 yildir gozcum bana optomap denilen goz retinasini laser isigi teknigiyle %90 oranda tarayan bir makine kullaniyor. Standart goz taramasinda gozun icine bir madde verilip damarlarin 5dk genislemesi beklenip 30 derecelik bir tarama yapmak mumkunken, optomap ile cekilen resimlerde 200 derecelik bir tarama yapilabiliyor.

Goz hersey, iyi bakmak lazim.