4 Ekim 2006 Çarşamba

Wilusa

Bir aksam kordon turumuzu yapiyoruz annemlerle, sicakkanli bir erkek kibar bir sekilde brosur uzatip etraftaki turlari anlatiyor. Ayvalik'a yat turu, gunubirlik Gelibolu Yarimadasi, Kapadokya, Gap diye gidiyor listedekiler. Cuma-Ctesi Ckale bogazinda eglenceli vapur turu da varmis ama eylulde okullarin acilmasiyla talep azalinca seneye kaldi diyor. Ne zaman su yarimada turunu yapsak derken, teyzemi de alip bir sabah hadi diyoruz.

Canakkale'yi herkes pek bir sever, begenir ancak, alisilmis buyuk sehir isteklerine zor cevap veren bir sehirdir vessellam. Yillardir dogru durust bir turizm sirketi gormemistim. Sahilde tanisip, bir gece oncesinden adimizi yazdirinca Wilusa'dan Abdullah Bey bizi sabah evimizden alip, o kadar guzel bir program ile tum yarimadayi gezdirdi ki, ben iste bir tur bu kadar guzel olur dedim kendisine de...

Saat 9'da Kilitbahir'e gecilir, sirasiyla Seyid Onbasi, Sahindere , Sargi Yeri Sehitlikleri, Canakkale Sehitler Abidesi, Morto Koyu, Yahya Cavus, Ertugrul Tabyasi ve Koyu, Kabatepe Muzesi, Anzak Koyu, Mehmetcige Saygi Aniti, Kanli Sirt, Tuneller 57. Alay Sehitligi, Conkbayiri, Ariburnu, Yeni Zellada Aniti ile aksam 5'te program tamamlanir. Abdullah Bey emekli bir egitimci. Rehberlik isini de o kadar iyi yapiyor ki, 8 kisilik grubumuzdaki herkesten iltifat aldi. Zaman zaman sesinde didaktik bir ton ile Anzaklar ile Turklerin nasil gofret, su, ekmek degis-tokusu yaptiklarini, zaman zaman gozlerimizi yasartacak anilari duygusal bir tonda anlatinca iyi ki Canakkale'liyim diye gururlu bir havaya girdik hemen. Cok alisilmis, siradan, klise kelimeler ama bu vatan oyle boyle kolay kazanilmamis. Kazilan siperleri, gozetleme noktalarini, Conkbayiri'ndan Saroz'a bakan o tepeyi gorseniz hakverirsiniz.

Her yil 18 Mart torenleri sirasinda 500bin Anzaklinin Ckale'ye geldigini biliyor muydunuz? Onlar safak zamani yaparmis torenlerini. Ingilizler, Fransizlar kendi mezarlari icin olan arazileri, bolgeden kiralamislar ve bakimi gercekten muhtesem. Cimin en yesil, ciceklerin en bakimli oldugu bolge uzaktan "tamam burasi onlara ait" hissidiyati cagristiriyor hemen. Kayitlara 57bin Turk askeri oldu diye geciyor ancak 250bin sehit verildigini yaziyor tarih. Bir o kadar da karsi taraftan zayiat varmis. Zaten gezdigimiz her yerde Turk tur otobusunden cok Ingiliz, Yeni Zellandali ve Avusturyalilar vardi.

Bu arada seyahat sirketinin adi dikkatimi cekmisti ilk duydugumda. Eskiden Hititler doneminde Truva'ya Wilusa denirmis, oradan esinlenip koymuslar.

Buralari gezip dolasirken etrafin ne kadar cok kirli, cop artiklariyla dolu oldugu dikkatimi cekti hemen. Ckale de sehir olarak temiz sayilmaz hic, hatta Assos'da Behramkale'ye cikarken kale dibinde satis yapan kadinlara "neden hemen su dibinizdeki copleri temizlemiyorsunuz" diye sitemde bulundum ama cevabi "abla ruzgar asagidaki copleri gene geri getiriyor" oldu. Demek asagidan yukariya, bir sorun var :)

Aksam olup da sevgili Koray arkadasimin evine davet edilince geceyi tatli yiyip, tatli bitirdik. Yillarin dostu, biraktigin yerde dun kalmis gibi, araya hic zaman girmemis gibi hemen yakalayabildigin bir dost. Zaten Ckale benim icin her zaman ilik esen meltem gibi; sessiz, sakin, ilik, yumusak...

1 Ekim 2006 Pazar

1 Ekim 2006

Boyle degildi biraktigimda buralar. Giderken bir firtina yagmurdu bizi ugurlayan NY, karsilamasi da bundan az degil surati daha asik, soguk, buzz gibi. Etraf yaprak dolu, henuz renk degisimleri baslamis, 1 ay sonra degisen her tonu gormek mumkun olacak sanirim. N'oldu nasil oldu da sanki atlamisim gibi hissediyorum birseyleri. Eee koca bir eylul gecti TR'de, boyle olacak tabii diyorum kendime. Yarin asil hayat baslayacak, simdilik kulaklarimizda tatilin sesleri, denizin izleri var. Henuz sarmalamadi NY bizi tam olarak. Evdeki acibadem kurabiyeleri, Ezine peyniri bitinceye kadar suremiz var, acelemiz yok.

2 Eylül 2006 Cumartesi

"Eylulde Gel"

Bu yaz boyle oldu. Alpay'in sarkisina uyup Eylul'de geliyoruz. Yok yok sarkidaki gibi huzun yok, hazan mevsiminin yazdan sonra durulmus huzurlarini yasamaya geliyoruz. Gunes artik profiterol tadinda olmasa da, gene de sansimizi deneyecegiz mavi sularda pembe hayaller kurmak icin.
...
Eylülde gel
Eylülde okul yoluna
Konusmadan yürüyelim gireyim koluna
Görenler dönmüs hem de mutlu diyecekler
Aðaçlar sevinçten basima konfeti gibi
Yaprak dökecekler

1 Eylül 2006 Cuma

Hayalimdeki Resimler

1 hafta oncesinde garajimiz hallak pamugu gibi daginik, toparlanmasi lazimdi. Eski, hicbir seyini atamayan ben'i ikna ettikten sonra, bunlari tek tek elden gecirmeye karar veriyoruz. Aradan bir kayit cihazi cikiyor, icinde de benim 10 yil once buradaki isyerimle yaptigim is gorusmesi. Hos orasi olmamis, Orlando'yla konusmusum ben ve bu konusma oldugu gibi aklimdan cikmis, hic ama hic yer etmemis hafizamda. Sonra baska baska sirketler, interview'ler, Atlanta'ya minik bir ziyaret, derken 97 yilbasisina Oraya gidecegimin haberiyle girmistik. Ne cok kizmisti Sibel bana gidiyorum diye. Hatta surat yapip kusmustu bile. Sonra Bostanci'da adini unuttugum kebapcida kolunu omzuma atip, basini basima dayayip poz vermistik. Bursa, Ankara gezileri yapmistim uzak dostlarla vedalasmak icin. Nisanda bayram tatiline denk gelen o 10 gunde bir de Letonia'da tatil yapmis, nisan sogugunda havuza girmistik. Canakkale bir hafta sonuna sikismisti ve her gidilen yerde suratlari hedef alarak tonlarca fotograf cekinmistik. Cunku, uzaktayken en cok arkadaslarimin, dostlarimin, sevdiklerimin yuzlerini unutmaktan korkuyordum.

Yeni evimde ilkin herkesin fotografini astim karsima. Artik eski olan isyerindekilerin, ailemin, bugulu gozlerle bakan Sibel'le O fotografin, Munevver'in hep gulen gozlerinin, Burak'in da katildigi Fethiye tatilindeki kahkaha dolu karelerin, daha dun gibi aklimda olan Canakkale'de gece yarisi Koray, Tunc ve Tayfun'la cekilmis, ha desem, donsem kaldigim yerden baslayabilecegim o kadar yakin ama uzak bir yasamin fotograflariydi karsimdaki duvardakiler. Hayalimdeki suratlarin eskimemesi icin bir onlem gibiydi o resimler.

Simdi aradan 9.5 yil gecmisken ve biz bir eylul ayinda gene TR'ye gidiyorken, bana uzun ayrilik sonrasi kavusmalarin nasil oldugunu cagristirdi o kaset. O kaset bir baska hayatin baslangiciydi nitekim. Nasil da heyecan verici, macera hisleriyle dolu, iyi ki gidilen, yasanilan bir hayatin baslangic kayitlari var burada dedim Burak'a -her ne kadar ben o sirkete calismamis olsam da ilk-.

Ve simdi agustos sonunda, biraz yazi kacirmis olmanin huznu, kime ne kadar zaman ayrilacak stresi, ama ben seni bir daha gormek istiyorum, burada gene yemek yiyelim, anne yarin da cupra yapalim mi, oglum bak Sude'yi hatirladin mi, bunlari yazarken aklimdan cikmayan Murathan Mungan'in "gittiginde yaz basiydi, sersemletici bir ruzgar gibi gecmisti..." dizelerini tam da kuramayip, bak iste hayalinde soluklasan resimler gibi, en sevdigin siirin de dizelerini unutuyorsun, hersey baska birseye donusuyor yasarken diye kendimi dusuncelerden alamayip, biliyorum oradayken o duzensizlikten, arsizliktan kacma istegiyle beraber, varolan herseyin tadini sonuna kadar yasama istegiyle geri sayima basladim.

Bakalim bir de gercekte iki gozun gordugu yuzler ne kadar hayalimdekiyle ortusuyor?

30 Ağustos 2006 Çarşamba

Mutfaga Girenler

-Simdi biz organik tarim mi yaptik?
-Eh oyle sayilir. Topragi dogal, baskaca da sunni bir sey vermedik.
-Suyunu fazla vermisiz herhalde, domatesler biraz fazla sulu.
-Ilk tarim deneyimimiz bu saksida, soyle buyuk bir bahcemiz olsa daha neler yapariz.
-Ama bunlar cok gec urun veriyor. Bahceden meyva-sebze yiyecegiz diye beklersek Agustos ortasini bulacak.
-Eee o zaman hormonlu ilaclari dayarsan kis ortasinda da hasat yaparsin.

Ilk domateslerimizi toplarken boyle minik bir konusma geciyor aramizda. NY'da son zamanlarda artarak giden bir organik yiyecek trendi var. Mrs. Green's, Trader Joe's, Whole Food aklima ilk gelen organik bazli yiyecek satan zincir dukkanlar. Bir de her yerde olan Stop&Shop, A&P, Pathmark'in bazi raflari dogal urunler satan bolumlere ayrilmis. Eskiye oranla bu raflarin arttigini goruyorum.

Artan kanser vakalarinda, sebebi bilinmeyen hastaliklarda baslica suclu gruba giren yiyecekler, oyle bir hormonla yetistirilip, icine tonlarca koruyucu madde katiliyor ki, her urun, her mevsim, her daim elinizin altinda. Bir ara takilmistik, icinde Exxx olan hicbir seyi yemiyorduk. Sosis, salam gibi et urunleri basta olmak uzere kendimizce sagliklisina yonelmeye calistik. Trader Joe's'un organik sosislerini aldim bircok kereler hindi, tavuk, sigir gibi bilimum cesitleri denedik. Ama tadi o kadar yavan ve tatsiz ki alisilandan, yiyemedik. Napiyoruz, az tuketiyoruz et urunlerini, hele tavuk uzun zamandir hic sarmiyor bizi. Peki ya sute ne demeli, icinde yok yok.

Bu arada organik yazan her urun de yuzde yuz katiksiz uretilmiyor. US Tarim Departmaninin 4 kriterini saglamasi gerekiyormus organik damgasi vurulabilmesi icin sutlerin:
1. ineklerin sut uretimini arttiran BGH (Bovine Growth Hormone) hormonundan almamasi
2. hastalik durumlarinda hicbir sekilde antibiyotik almamasi
3. ineklerin beslendikleri ot ve hayvan yemlerinin kesinlikle ilacsiz olmasi
4. bu hayvanlarin dogaya cikip, dogal sekilde otlanmasi gerekliligi varmis.

Benzer uygulamalar tarim urunleri icin de gecerli. Tabii bu kadar dogal bazli urun yetistirmek soz konusu olunca fiyatlar da ikiye katlaniyor. Gerci Amazon'da online satilan organik sut'un fiyati organik olmayanlarla ayni amma, sebze ve meyvada durum biraz daha farkli. Ustelik ha dediginiz zaman, organik olmayan urunler kadar elinizin altinda yakin da degil.

Hep bugunu eskiyle kiyaslama durumumuz var ya, cocuklugumda kisin patlican, biber olmadigini, yerli domatesin cikmasi icin temmuza kadar beklenmesi gerektigini, eylul ayinda ucuzlayan domateslerin kasa kasa alinip salca yapildigini, sulu, mis kokulu seftaliler ne zaman olacak da yiyecegiz diye pazarcilarin gozune baktigimizi hatirliyorum. N'oldu oysa simdi, hersey her an erisilebilir, hicbir seye ozlem yok.
Cevabi belli olsa da iyi mi kotu mu siz karar verin!!

29 Ağustos 2006 Salı

Puzzibilities

Buralarda her yer "Back to School" ilanlariyla dolu. Dergiler ozellikle universite ogrencilerini hedef alacak bicimde boy boy bilgisayar satis ilanlariyla, marketlerin en az 2 uzun koridoru kirtasiye araclariyla dolu. Oldum olasi kalemlerin, defterlerin, kalem kutularinin, boyalarin icinde kaybolmayi sevdigimden, gozucuyla bakiyorum ne var ne yok diye. Ellerinde listeyle anne babasini cekistiren minikler goruyorum etrafta. Bizde mi boyleydik; masum oldugumuz o yillarda, okul acilmadan bir hafta once alinacaklar listesiyle kirtasiyeye kosturur, kuyruk olur, listeyi verir, 2 orta boy kareli metod, 3 cizgili defter, pastel, sulu boya, kirmizi ya da mavi duz kap, icine etiket, ustune plastik jelatin alinir, buyuk bir hevesle okulun ilk gunlerinde kaplanirdi.
Gecen hafta Artun'la birkac birsey bakmak icin Lakeshore Store'a gittik. Ben o kadar gundem disi kalmisim ki hesapta cocuk buyutuyorum. Karincalari gozlemek icin bir plastik karinca evi, bocekler icin ayri birsey (bocegine gore degisiyor), vucudumuzu taniyalim iskeletleri (organlari ayri ayri cikiyor), tonlarca puzzle, olabildigince degisik haritalar (arkeoloji, uzay, bilim, jeografi), bilim deney setleri, miktanisla deneyimler, Tanrim yok, yok. Tam bu devirde cocuk olmak lazim dedim icimden, ama belki de degil, cunku o kadar cok sey var ki, belki de bizim yeterlilik duygumuz daha az seyle, daha cok sey yapabilme yeteneginden kaynaklaniyordu.

Herseyin hizla eskitildigi bu zamanlarda simdikilerin alinacaklar listesinde sanirim, yeni model cep telefonu, laptop, odasina flat screen TV, gameboy oyunlari filan vardir. Olcuyu kacirmadan diye dusunuyorum ne cok possibility'ler var yasam boyu karsilasilacak puzzle'lar icin:Puzzibilities sinirsiz.

28 Ağustos 2006 Pazartesi

Bugun Evden Cikasim Yok

Hani Ferhan Sensoy'un oyununda vardi.
Bugun evden cikasim yok
Telefonu acasim yok
Rakimiz var icesim yok
Ca cupbap cupbap cupbap

Tam limonata tadinda gidiyor derken havalar, hafta sonu durmaksizin yagan yagmurla limoni bir tada burunduk, tatsiz keyifsiz. Oysa garage sale yapacaktik, tenis oynayacaktik, yan komsularimizi alip Turk restauranina gidecektik. TR yolculugu oncesi son hafta sonunda alisveris yapilacakti, hediye diye alinip yenen cukulatalarin yerine yenisi konulacakti. Ama cukulata da yok, hediye de yok, keyfimiz de yok.

Ben kaydettigim CSI'lari bitirebilir miyim, yeni bir tiramisu tarifi denesem nasil olur derken cumartesi bitti, pazar aksam uzeri de tiramisu bitti. Derken komsumuz kapiyi caldi, gelin birseyler icelim diye... Nazli nazli bilmem ki, cocuk da boyle mizmiz ama ona da belki bir degisiklik olur diye hadi yarim saatligine geliriz dedik. Komsumuz Ingiliz. Ingilizler ne sever, icmeyi. Biz ne severiz komsumuzun ikramlarini geri cevirmemeyi. Adam ha bire dolduruyor, Burak beni uyutur bu kadar sarap, 2. siseden almiyayim diyor, ben bardagimi uzatip basagrisi da yapiyor ama size eslik edeyim diyorum tek kirmizi icen olarak. Cocuk almis basini eve gelirken, hay Allah bardagi mi da bitirememistim, ziyan oldu onca guzelim sey diye hayiflanirken, kendimi hala ayni nakarati soylerken buluyorum, ca cupbap cupbap cupbap...

Bu arada hafta sonunun tek verimli tarafi iPod'a indirdigim video'lar. Acil durumlar icin bir set cocuk videosu, Dora the Explorar, Higglytown Heores filan, sonra National Geography'nin video'lari, NPR'in podcastlari, bir adet Italya Roma gezisi (Passport to Europe'dan) ve baska kisa seyahat video'lari. Goruntu harika, ekran minik gibi ama yetip de artiyor bile. TR'ye gelmeye tek hazir olan simdilik iPod.

23 Ağustos 2006 Çarşamba

Cocuk Nasil Istediginiz Yuvaya Gonderilemez

NY'a ilk geldigimiz donemlerde bir arkadasimiz gelmisti ziyarete. Ondan bundan konustuk ve konu cocuk bakimina gelmisti. O zamanlar cocugumuz yoktu ve henuz fikrimize de dusmemisti. Kendisi liseden sonra Amerika'ya gelen hayli tecrubeli bir dosttu ve bize Manhattan'i referans gostererek "insanlar daha cocuk dusunme asamasindayken gidip yuvalara yaziliyorlar" demisti. O zamanin cahilligiyle gulduk icimizden, pek inanasimiz gelmedi. Nasil yani, daha hamile bile degilken nereye gidip yazilacaktik ki....

Zaman gecip bir bebege sahip olacagimizi ogrenince, cocuk bakimi opsiyonlarini gozden gecirdik. Calisan bir anne olmaya devam edecektim. Secenekler de belli aslinda. Ya bir bakici tutulacak, ya yuvaya verilecek, ya evde yuva tarzi calisan bir ailenin yaninda bakilacakti. Istanbul ya da Canakkale'de degiliz ki anane ya da babaanneden yardim alalim. Neyse artisi eksisiyle yuva olsun dedik. Once bu konularda danismanlik veren bir kuruma gidip bilgi aldik. Legal olarak is yapan, eyaletten onayli, lisasli, aupair, bakici, yuva ve ev bazli yuvalarin listelerini verdiler database'lerinden. Eve ve ise yakin olan yuvalardan ziyarete basladim.

Buradaki yuvalar bebek 3 ay oldugundan itibaren alabiliyorlar. Infant (3 ay-1.5 yas arasini kapsiyor) odasinda 4 bebege bir bakici, toddler sinifinda (1.5 yas - 2 yas 9 ay arasi) bu oran 5 cocuga 1 bakici olarak belirlenmis yasalarla. 3-5 yas arasini kapsayan pre-K (kindergarten oncesi) donemde oran 1:6 olarak belirlenmis. Genelde sinifta bir bas ogretmen bir de yardimcisi oluyor. Baslarinda da egitim direktoru gibi rehberlik, egitim/ogretim programini belirleyen ogretmenlerin basi diger kisi.

Dusundugum yuvalari gezip, yaklasik 2 saat suren bir tur aldim. Ilgili kisiler ve referanslariyla konustum ve on kayit yaptirarak bekleme listesine girdim 3 yuvada. Bekleme listesi 3 ay ila 1.5 yil olabiliyor dediler. Eh olsun dedik, nasilsa 1 yasina kadar evde bakilacak. Bu arada fetus henuz 4 aylik filan. Buralarda iyi egitim verdigi bilinen Montessori okulu da listemde. Google'un kuruculari Larry Page ile Sergey Briy'in buranin baska subesinde buyuduklerini araya sikistirayim. Daha cok bireysel gelisime yonelik materyalleriyle ve yontemleriyle unlu bu yuva.

Nasil bekleme listesidir anlamadim. Genelde okula baslama ayi eylul ve haziranda guncelliyorlar. Arada, buyuyup yasi geregi diger sinifa gecenler, yuvadan ayrilanlar ve genel duzenlemeler dolayisiyla bir ara bize sira gelmesi lazim di mi? Yana yakila yuvalari ariyorum. Montesori yer acilmadi diyor, YWCA belki eylule diyor biz nisan ayindayiz, Bright Horizons yerimiz yok ama sizi baska subemize ekleyelim burada yer acilinca cocugu buraya aliriz diyorlar. Velhasili kelam evdeki hesap carsiya uymuyor. Bu kadar mi uzun beklenir aklim almiyor. Arada bir yuvadan ses cikiyor; Ann and Andy's ama aldigimiz tur icimizi karartiyor. Vazgeciyoruz. Umutsuzluk ve stres diz boyu. Derken bir arkadas vasitasiyla yeni acilmis bir yuvayi duyuyoruz. 2004'te 2 yillikti, simdi 4 yili bitti 5.ye basliyor eylulde. Telefonda konusuyorum Roy'la yer var mi diye, var diyor. Hemen var mi, var diyor. Tur icin gelebilir miyiz bugun diyorum, gel diyor. Babami ve Burak'i kapip aksam ustu geziyoruz yuvayi. Herseyiyle icimize siniyor ve oglanin 2 ay sonra baslamak uzere kaydini yaptiriyoruz.

Simdi neden yazdim bunlari. Aradan 3.5 yil gectikten sonra Montessori okulundan "cocugunuz 3-6 yas arasina okula baslayabilir eylulde" diye bir telefon geldi de gecen hafta. Bu arada mektupla surekli soruyorlardi sizi listede tutmaya devam edelim mi. Trajikomik ama gercek. Belki bu bolgede olmanin bir sonucu, belki o donem cocuklarinin kalabalikligi, belki aradan insan almalari (belki degil kesin).

Manhattan'dan sehir disina yasamaya cikan bir aile, bizim siteden ev almaya karar vermisti. 2 yil kadar once telefonda konustuk, ev nasil, site nasil, yuva secenekleri nasil vs. 1.5 yasinda da cocuklari vardi bizimkinden az buyuk. Kendi tecrubelerimi anlattim sonra , Manhattan'da nasil dedim, hala bekleme listesindeyiz, en az 1 yil daha surecek dedi.

Iste Amerika'da cocuk bakimi icin tecrubeyle yasanmis bir yuva secenegi anekdotu.

21 Ağustos 2006 Pazartesi

Kubik Yasamlar

Tasindim... Zaten tasinmayi cok severim. Ev, ofis, oda degisikliklerine bayilirim. Bu siralar evde de eskiler kalkiyor, atilacak, satilacak, bagis yapilacaklar ayriliyor ve derken ben iki arada aylarca gozumu diktigim Jim'in eski kubune yerlesiverdim gecen hafta. Yazarken tasiniverdim demesi kolay tabii ama beni istifanin esigine getiren burokrasiden ve patronumun bu konuda benden duydugu onlarca email, telefon konusmasi ve hatta nerdeyse direktore kadar gidebilecegim azmimi gordukten sonra yeni kubume yerlestim.

Insanin gunun 8-9 saatini gecirdigi calisma ortaminda yerlestigi oda, ofis, masa, kup ne derseniz deyin bence fazlasiyla onemli. Bu kup yaratma fikri kimin aklina gelmisse iyi olmus da, ne olurdu bunlari doserken calisanlara biraz daha esin kaynagi olacak bir tarz tuttutulsa... Yerdeki capraz cizgili haliya alisana kadar deniz tutuyor gibiydi beni, kubun duvarlari da oldukca yuksek sanki iceriye hapsolmusuz gibi. Bir de camdaki jaluzileri kapayip tum florasanlari acinca hic fotosentez yapamaz olduk.

Ama simdi keyfim cok yerinde. Yeni ofisim en az 6m2'lik bir alan, cam kenarinda. Sessiz mi sessiz tam istedigim gibi. Once pencerelerdeki jaluzileri siyirdim soyle gun isigiyle flort edebilmek icin. Ustumdeki florasani da kapattim. AC sonuna kadar calisiyor ama zarari yok, onun caresi artik kolay. Ilk oglumun resmini koydum karsima Amerikan usulu. Sonra da genis genis yayildim yarimada seklindeki masama.
Ve dusunmeden edemiyorum buranin omru ne kadar diye...

8 Ağustos 2006 Salı

Sayilarla Dunya

Ekonomist gecen hafta "World in Figures" kitapcigini verdi. Icindekilere bakarken ilginc bazi istatistikler goruyorum. En cok hangi ulkenin televizyon seyrettiginden tutun da, en cok hukumlunun nerede oldugu, ofis kiralarinin en pahali oldugu, yasam kalitesinin olculdugu istatistiklere kadar yok yok. Sonra da bazi ana kalemler ulkeler bazinda siralanmis. Ilginc bazi sayilari yazmak istedim.

Yasam kalitesinin en yuksek oldugu ulkeler sirasiyla Norvec, Isvec, Avusturalya, Kanada, Belcika, Hollanda, Izlanda, Amerika, Japonya, Irlanda, Isvicre, Ingiltere diye gidiyor. Listede 60 ulke var ve TR ilk 60'da yok. Yakin zamana kadar kisi basina dusen gayri safi milli hasila olarak olculen kisisel zenginlik/indeks, 1990'da Birlesmis Milletler'in, sadece devletlerin ekonomik zenginligi baz almasini yanlis bularak, kisisel gelisim indeksini (human development index=hdi) yayinlamasiyla daha dogru bir tesbit yapilmis. Buna gore ulkeler 0-100 arasinda bir skalaya tabi tutuluyor. 80'dan yukari olanlar yuksek kisisel indeksi olan ulkeler, 50-79 arasi orta, 50'dan asagisi dusuk.

Bu arada HDI; kisi basina gayri safi milli hasila, yasam beklentisi, ulkenin politik stabilizasyonu, aile yasantisi, sosyal yasam, is guvencesi, cografya-iklim, kadin-erkek esitligi ve politik ozgurluk baz alinarak hesaplanirmis duyrulur.

Yasam kalitesinin en yuksek oldugu sehirler; Cenevre, Zurich, Vancouver, Viyana, Duseldorf, Frankfurt, Munich, Auckland (Yeni Zelenda'daymis), Bern, Kopenhag, Sidney. Anlasildigi uzere Alman kokenli sehirler basi cekiyor buyuk arayla.

Yasam kalitesinin en dusuk oldugu sehirler Bagdat (hic surpriz degil tabii), Bangaui (Orta Afrika Cumhuriyetin'deymis), Brazzaville (Kongo'da), Kartum (SudaN) diye gidiyor. Ilk 11'de hep Afrika ulkeleri var.

TV seyretme rekoru haftada 22.4 saat ile Tayland'da. Sonrasinda Filipinler, Misir, TR (20.2 saat), Endenozya, US, Tayvan geliyor.

Okuma aliskanliginda Hindistan haftada 10.7 saat, Tayland 9.4 saat, Cin 8, Filipinler 7.6 saat harciyor. Uzakdogunun egitim disiplinini gostermesi acisindan iyi bir gozlem.

En cok internet basinda olan ulkeler; Tayvan 12.6 saat, Tayland, Ispanya, Macaristan, Cin, Honkong, Polonya, TR (10.6).

Sigara tuketiminde kisi basina gunluk 8.6 adet sigarayla Yunanistan onde. Bulgaristan, Makedonya, Bosna, Japonya, Ispanya, Kuzey Kore diye gidiyor. Ister inanin ister inanmayin TR listelenen ilk 19 arasinda yok, sasirdim.

Obezitenin en yuksek oldugu ulkelerin basinda Amerika gelmiyor :) Kadin ve erkeklerde ayri ayri olcum yapilmis. Erkeklerde; Lubnan, Katar, Panama, Amerika, Yunanistan (sasirtici geldi bana), Kuveyt, Kibris. Kadinlarda ise; Katar, Suudi Arabistan, Birlesik Arap Emirlikleri, Lubnan, Yunanistan, Panama, Albania, Malta, Bahreyn, Amerika diye gidiyor.

En cok trafik kazalarinin oldugu ulkeler Malawi, Ruanda, Guney Kore, Kosta Rika, Kenya, Hindistan, Honduras, Misir, Sri Lanka, Portekiz, TR, Honkong. Ayni istatistik olumcul olan kazalar diye bir baska kategori de daha degerlendirilmis. Malawi ile basliyor ve liste yukardakine benzer gidiyor... TR 26. sirada.

Tatile en fazla para harcayan ulkeler Almanya ile basliyor. Amerika, Ingiltere, Japonya, Franse, Italya ile devam ediyor. Ve bu para basta Fransa'da, Ispanya'da, Amerika'da, Italya'da harcaniyormus. TR listede 15. sirada, Yunanistan ve Polonya'dan sonra.

Satinalma gucu en yuksek ulkeler Luksemburg, Norvec, Amerika, Bermuda, Isvicre, Danimarka, Kayman Adalari, Irlanda, Izlanda ve Kanada ilk 10'da. TR ilk 70'da yoktu.

Genel olarak baktigimda, Kuzey Amerika ve Bati Avrupa ulkeleri refahin, zenginligin, istihdam kaynaklarinin, teknolojinin, icatlarin basini tutarken, Afrika unutulmus dunyayi temsil ediyor. En cok olum orani, en az yasam beklentisi gibi uclarda en az ve en cok olan ne varsa Afrika ulkelerinde. Sadece Angelina Jolie'nin gayreti yetmez ki orayi kurtarmaya...

7 Ağustos 2006 Pazartesi

Walmart

Sene 97, gunlerden 1 haziran pazar. Georgia eyaletinin kucuk bir kasabasina gelmisim 2 bavulum ile. Beni karsilayan adam, sana yiyecek alisverisi yapalim diyor gun icinde hallettigimiz tum ivir zivir islerden sonra. Telefon hattini baglayacak makina, buzdolabina biraz yiyecek, icecek, utu, sac kurutma makinasi gibi minik ev aletleri bakiyorum. Walmart'la ilk tanisikligim iste boyle sicak, nemli, bogucu bir gunde olmustu. Devasa kocaman bir alisveris magazasi. Sonraki gunlerde kucuk alisveris icin nerdeyse tek mekandi, zira aranilan herseyin bulundugu, fiyatlarin uygunlugu, eve yakinligi, malin geri iadesinin sorgusuz sualsiz yapildigi "Always Low Prices. Always" sloganiyla butunlesen dev parekende satis magazasi. Buyuk alisveris icin Atlanta'da Buckhead'e, Lenox Mall'a giderdik. Es'cigim okuyorsan hatirlarsin "shop till drop" diye dilimiz 5 karis disarda nasil helak oldugumuzu :)

Simdi NY'da isyerimin oldugu sehre de geldi. Oncesinde Sears vardi, uzun sure bos kaldi onun yeri ve yaklasik 1.5 yil suren restorasyon calismasindan sonra, 6 ay oncesinden WALMART tabelasini asip etrafin ilgisini cekip, son 1 ay boyunca acilmamis magazaya akin eden tonlarca ziyaretci ile -ne trafik kaldi, ne yolda yuruyecek kaldirim ne de park edecek bos alan bu arada- 19 temmuzda GRAND OPENING yapildi. Bugun saydim, benim is yerimden cikip Walmart'a girmem 110 adim. Ortak park alanini kullaniyoruz, mekan olarak sehrin tam gobeginde. Zaten bu yuzden once sehir belediyesinden itiraz geldi, board'da onaylanmasi zaman aldi kucuk isletmeleri etkiler vs. denilerekten. Bu bolgede yasayan herkes icin sasirtici olan, Walmart gibi dunyanin en buyuk retail business'i olan bir yerin sehrin icine gelmesi. Karsisinda Target, 500 metre capindaki bolgede 2 buyuk alisveris mall'u ve saginda solunda Trump'in apartmanlari ile hem tuketici hem uretici icin tam bir cennet tabii Walmart'in buraya gelmesi. Fortune 2006 listesinde Exxon Mobile'den sonra 2. sirada . 315milyar$'lik satis hacmi ile TR'nin GDP'sine yakin bir miktar oldugunu soylersem buyuklugunu, anlatabilir miyim bilmem?

Tabii bu fiyatlari ve satisi nasil yakaliyor iste onun icin su filmi seyretmelisiniz: Dusuk fiyatlarin yuksek maliyeti. Bir defa ucuz is gucu calistiriyor. Calisanlarina sigorta yapmakta, saglik primlerini odemekte inanilmaz sartlar suruyor. Ornegin calisanlar 6 ay sonra saglik sigortasina, o da sonraki 6 ay boyunca yarisini kendileri odemek sartiyla kavusuyorlar. Birara burada illegal eleman calistirmakla da suclanmislardi . Cin'de calisanlarin gunluk kazanci sadece 3$.

Bu arada ilginc olan Amerika'daki Walmart'lar karina kar katarken, Almanya'daki Walmart'lar kapaniyormus, daha dogrusu el degistirip Metro grubuna satiliyormus. Kucuk isletmecileri kaale almayan Walmart, bunlar karsisinda pazar payini kaptirip, yanlis yonetim teknikleri yuzunden Almanya'ya bye bye diyor.

Simdilik buraya ragbet cok. Ucuz fiyatlari ve urun cesitliligi ile bir kisim tuketicinin gonlunu celerken, agresif teknikleri yuzunden nefret de topluyor ayni zamanda. Ben ise sehir icinde buyuk perakendecilere olan karsitligimdan dolayi mutsuzum.

2 Ağustos 2006 Çarşamba

Soyle Kuzeydogu Amerika Kiyilarina Uzanalim Dedik

Ta mayistan beri aklimizdaydi da, benim projelerim, Burak'in is gezileri derken temmuz sonunu buldu tatile cikmamiz. GPS'imizi yeniledik, seyahat kitaplarimizi aldik, gidenlerle konustuk ve rotayi belirledik. Biraz Avrupa havasi, biraz koloni donemi kokusu, biraz sahilde kumlarda yatarak ve okyanusta ayaklarimizi serinleterekten gecen hafta sonu geri donduk. New England diye adlandirilan ve aslinda Maine, Connecticut, Rhode Island, New Hampshire, Massachusetts, Vermont eyaletlerini kapsayan bolgede, bazi eyalatlere degemeden bazisini 3.-5. kez ziyaret ederekten bir gezinti yaptik. Nerelere mi gittik? Soyle kisa bir ozet gececegim.


MYSTIC, CT:

Burasi cok sirin bir kasaba. Kocaman bir akvaryumu ve seaport denilen denizcilik acik muzesi var. Akvaryumu gezerken Istanbul bogazinin olusumunu simule eden bir video izledik. Yaninda da fotograflari vardi. Diyor ki; 7500 yil once Karadeniz tatli su golu iken, dunyada yukselen sularin etkisiyle Marmara'dan Karadeniz'e olan akinti sonucu Istanbul Bogazi olusmus.

Akvaryum icinde yer alan kapali bir alanda sahneye cikan ayibaliklarinin gosterisini izledik, akvaryumu ve yuzlerce deniz canlisini seyrettik, balinalarin, penguenlerin, kaplumbagalarin, yilanlarin, tanidik tanimadik baska canliyi hayran hayran seyredip vedalastik bir sonraki sefere kadar. Mystic icin 2 gunluk bir zaman ayirmistik. Istenirse hafta sonu bile gelinecek mesafede evden. Kasabanin girisinde el isi ve sanat urunlerinin satildigi bir pazar var. Cok da keyifli. Ha marinada denizcilik uzerine bir de muze var, bunu da listeye ekleyip ayrildik.

NAUTILUS, CT

Burasi zaten Mystic'in hemen 10 mil kuzeyinde bir askeri deniz ussu, halen de aktif. Nautilus, 2. dunya savasinda kullanilan denizaltinin adi ve denizcilik muzesinin oldugu bir yer. Denizaltiyi gezerken klostrofobik bir durum yasiyor insan. O kucuk daracik yerde uyumalar, yemek yemeler, ihtiyac gidermeler inanilir gibi degil. Eee konu mission olunca herseye katlaniyor insanoglu!!

Newport'a dogru yol alirken kiyi seridindeki birkac kasabanin icinden gecelim diyoruz. Stonington ve Noank'ta biraz gezindik, sahilde yuruyus yaptik. Venedik'e benzer kanallarin oldugu, evlerin Akdeniz usulu biraz gelisiguzel bicimlendirildigi Noank'a bayildim ve gelecek yil Noank'ta yazlik ev bakinmak uzere ayrildik.

NEWPORT, RI

Iste burasi var ya, bayiliyorum bu sehre. Gelir gelmez hemen limanda bir tur icin yazilip hizlica, hep gittigimiz Parrot restorana atiyoruz kendimizi. Newport'a sanirim 3. veya 4. gelisim. Artik New England'a geldik sayilir. Mystic'te kendimizi yavas yavas Avrupai havaya girmis hissediyoruz ama Newport tam yeri. Minik sokaklar, kafeler, clam chowder corbasi ve deniz urunleri restoranlariyla artik havaya girdik. Liman gezintisi yaparken o gordugumuz manzaraya, evlere, malikanelere, yatlara asik oluyoruz. Burasi America Sailing Cup'a yillarca ev sahipligi yapmis, bir adim teknenin 100bin$ oldugu bir marina. Rehber anlatiyor; su Ted Turner'in yelkenlisiydi, simdi Jacqueline Kennedy'nin 15 yasinda tasindigi evin onunden geciyoruz, burasi John F. Kennedy'nin Jacqueline'le evlendigi kilise, burasi yazin geldikleri ev, burasi dinamitle patlatilip taslarin tekrar kullanildigi Morgan Stanley'lerin malikanesi, su bolge 2. dunya savasinda torpido uretmis Columbia bolgesi diye, hah simdi Mrs. Mary'nin sik sik garden partileri duzenledigi mansiyonun onunden geciyoruz... Dunyada cok az sayida olan J botlardan 2'si oradaymis bu zamanlarda. Kendimce nautica tisortlerinde J Boat konseptli tasarimlarin gizemini cozuyorum.

Newport tam bir Amerikan aristokrasi yuvasi. Faaliyetleri, ev sahipligi yaptigi etkinlikleriyle eskisi kadar canli olmasa da devam ediyor. Gecen geldigimizde Ocean Drive'daki mansiyonlardan birini gezmistik, bu defa es geciyoruz. Deniz ise tam bir senlik. O kadar cok yelkenli var ki o gun, havanin ruzgarli olmasindan dolayi hepsi ahenk icinde saliniyorlar. Bu hafta icin dunyadaki en iyi 25 yelkenlinin davet edildigi bir etkinlik varmis diyor rehberimiz.

BOSTON, MA

Kim sevmez ki bu sehri. Amerika'da kaldirimda yurunup de gezilebilecek belki de tek sehir Boston. Kaldirim diyorum cunku bu ulkede cogu sehirde kaldirim yoktur. Tamam NY'da da yurursunuz ama burasi cok daha konsatre, her bucaginin ana ulke Ingiltere koktugu bir sehir. Artik bilmeyen yok, tarihine girmeyecegim. Ingilterede'ki din baskilardan kacanlar buraya gelip yerlesmisler, sonra konulan vergilerin agirligindan yuksunup yeni bir anayasayla ozgurluklerini ilan etmisler. Yemek yedigimiz yerlerde sik sik goruyoruz, burasi anayasinin ilk tohumlarinin atildigi, toplantilarin yapildigi yer diye. Zaten freedom trail denilen kirmiziyla isaretlenmis serit ya da briket yollardan yurununce tarihle ilgili 16 eserle karsilasiyorsunuz. 2.5 mil uzunlugunda 4.5 saat yurume uzunlugunda bu yolu ilk gun 30C sicak altinda yuruyelim dedik. Yuruduk de ama mahvolduk, bittik hemen kendimizi buranin Times Square'i olabilecek Quincy Market/Faneuil'ine atip dinledik, enerji topladik. Sehir turu amacli otobus ve liman turu yapip, Northend denilen Italyan mahallesinde tika basa doyduk. Mike's Pastry diye bir kafe var. Ben hayatimda goruntusuyle bu kadar albenili pastalar, sekerlemeler gormedim. Her yemekte Clam Chowder ictik, deniz urunu yedik. Istakoz yiyecegiz diye tutturup onluklerimizi takip, elimize ceviz kirma aletlerine benzer seyleri alip, sanki canliymis gibi duran istakozlarimizi yedik. "Taze degilse, legal degildir" diyen Legal Sea Food'u yerinde ziyaret ettik. Neyse yediklerimiz ictiklerimiz bize kalsin, gezimize devam edilim.

Bu arada otobus gezisi sirasinda soylenen birkac ilginc sey kalmis aklimda:
Boston zaten ulkenin universite sehri. Kac tane mi, 60 desem. MIT ve Harvard ilk akla gelenler. Berkeley Music School, BU, BC, New England Law School ve kalinini 60'a tamamlayacak kadar cok. Harvard'da okula baslayip devam etmeyen hayirsever Bill Gates, MIT'e oldukca yuklu bir bagis yapmis birkac sene once. Onlar da olaganustu modern bir arastirma merkezi kurmuslar. Biz oglana okul bakiyoruz da ilgimiz o yuzden:)

  • En eski Alman restorani buradaymis ve hala bodrumunda Sauer Kraut dedikleri mor lahana tursusunu tum Amerika'ya dagitacak kadar uretmekteymis.
  • Ulkenin en buyuk ve eski kutuphanesi burada. Hakikaten nefis mimarisiyle goz aliyor.
  • Sehirde hic diner yok, bir tanesi haric. O da South Street'te ve 24 saat acik.
  • Jay Leno tiyatro calismalarina ilk burada baslamis, Judge Jude buradaki NE Hukuktan 2 yil sonra atilmis.
  • NY'dan sonra Amerika'nin 2. buyuk finans merkezine ve 3. buyuk Cin mahallesine sahip. Diger en buyuk Cin mahalleleri San Francisco ve NY'da.
  • Maalesef sehrin merkezi kazi icinde. Big Dig dedikleri, tum yollari yeraltina almayi planlayan bir proje bu. Simdilik 6 yil geride ve 6milyar$ butce fazlasiyla gidiyor.

Boston Cocuk Muzesi, MA: Eee hersey buyuklere olacak degil ya. Minik oglumuz tam bir bayram yapti burada. Cocuk muzesi oldugundan hersey cocuklar icin dusunulup yapilmis. 4 katli muzenin 3 kati cocuklara ayrilmis. Icinde 100 yillik gercek bir Japon evi bile var. Turla onu da geziyoruz. Kucuk odalar, yer yataklari hersey sadelik icinde. Kendimize bakinca siyrilmak istiyor insan fazlaliklarindan. Boyalarla, miknatislarla, suyla, kopuklerle, arabalarla kisacasi bizim aklimiza gelen/gelmeyen tonlarca yaratici malzeme ve dusunceyle olusturulmus, her cocugun tum gununu gecirebilecek kadar aktivite dolu bir yer burasi.

Boston muzeler acisindan da bir cennet. Bilim, guzel sanatlar, tarih muzeleri ile tam limanda yer alan akvaryum gezilmeye deger. Bunlari onceki gelislerimde yaptigimdan, surenin ve yas grubunun heterojenliginden :) tatil gezisi kavramina geciyoruz.


CAPE COD, MA

Hani her yerde gorursunuz ya guzelim Kaputaj Plaji'nin resmini, ben dedim burasi onun Amerika versiyonu. Zaten cografik olarak o kadar ilginc bir olusum ki, haritada bile uzun, ucu kivrik bir borazan seklinde. Asagidaki fotografi google'dan buldum adanin cografik olcutunu gostermek icin. Kumsallarinin guzelligi, temizligi, denizinin dalgalari ve icine alip goturecekmis hissi ile tam bir acik muze seklinde ada. Adadaki kasabalar Amerika'da alisilmadik olcude icice, yanyana. Bir kasaba bitip digeri baslarken, ucurumvari kiyiya inan kumsali asagida tahmin edemiyor insan. Anlasildi Cape Cod'a tekrar yine yeniden gelinecek. Bu bir on gezi oldu bizim icin 1 hafta neye yeter ki. Bizim hosumuza giden yerler Sandwich, Wellfleet, Chadham, Barnstable ve tabii goremedigimiz yerler.

Yurtdisinda yasayanlar bilirler; varolan tatillerimiz TR'ye angaje oldugundan 1 haftalik kacamak hem yorgunluk dolu hem de bu ulkeyi tanimak acisindan harika oldu. Fotograflari da aktarinca gezi gunlugum tamam olacak. Sonra da eylulde Turkiye...

21 Temmuz 2006 Cuma

Isin Uzmanina Sormak

Bazi konular var ki, "ah iste gozunu sevdigimin Turkiyesinde olmak vardi" diyor insan. Ne mi mesela: saglik. Pazartesi gunu oglanin dizlerinde minik kabarciklar olusmaya basladi. Sali, carsamda azaldi. Persembe artti. Hadi dedik doktora goturelim, goturelim de, burada uzman doktora oyle cat kapi gidilmiyor. Sabahtan en az 30 dermatologun ofisini ariyorum hepsi agustos sonuna kadar dolu. Bazilari ekim ayindan bahsediyor, deli olmamak isten degil. Eger acilse, ya acile gidin ya da 911'i arayin diyorlar. Ya da aile doktorunuzu arayin ilk diye mesaj koymuslar. Yanik ya da bulasici bir durum yok ama icimiz rahat degil. Pediatrist'e gidiyoruz, 2 doktor goruyor yorum yapamiyor. Iste burada kopuyorum. Neden mi? Cunku 2 aylik bebekte dokuntu gibi ensesinde baslayan ve mantar diye diye bizi yanlis yonlendiren bu doktorlar bana, eger ilgi alanlari icinde olmayan bir konuysa uzmanina git dersini verdiklerinden bu yana, ne kulagindaki siviyi, ne vucudundaki egzemayi anlayamadiklarindan tekrar uzman doktor bulmaya calisiyorum. Calisiyorum da, nafile. Ogleden sonra tekrar sariliyorum telefona. Ola ki birisi randevusunu iptal etmistir ya da en erken bana ne zaman randevu verebilir diye. Doktora gitme capimi genisletiyorum. Haftaya tatile gidecegimiz bolge de dahil olmak uzere bir 50 yer daha araniyor. Hepsi "sorry, we're booked until October" demiyor mu, inanamiyorum. Bu arada bazi yerleri tekrar ikinciye ariyorum. Kadin gulerek sabahtan aramistiniz diyor.

Iste boyle bu ulke. Acillik bir durum yok ama uzmanina sormamiz lazim, ya su cicegiyse, ya da virutik bir hastalik basladiysa diye diye ben doktor bulamiyorum. Kendi dermatologu sadece sali ve persembeleri calisiyor. Bari ocak ayina randevu alayim diye mesaj birakiyorum. Iste sirf bu yuzden su anda TR'de olmak istiyorum. Degil ki kap cocugu, disari cik, caddelerde birisinde yazan "Deri Hastaliklari Uzmani" yazan tabeladaki ofise gir. Ona bile gerek yok, ana cocuk sagligi ofisindeki hekim gorsun ve yorumunu yapsin. Cunku pratik olarak bizim ulkemizin hekimlerinin iyi olduguna inaniyorum ben.

MalPractice (MP) bu ulkedeki hekimleri mahvediyor. Zaten bir doktor ofisine girmeye gorun. Ilk kayit esnasinda sanki ev aliyormuscasina, abartmaksizin herhalde 10 ayri dokuman, kagit var, tek tek imzalanip sigorta bilgileri veriliyor. Sigortasizsaniz sizi kabul etmeme haklari var ama hastaneye giderseniz sigortasiz olsaniz da almalari gerekiyor. Tamam bu MP'in iyi taraflari da var. Eger konu ciddiyse ilerde baslarina birsey gelmesin diye ve ozellikle de hasta tarafindan istenmisse her tetkik yapilir ama basit seyler icin grip, nezle, oksuruk, ust solunum yollari enfeksiyonu, kas agrilari fasulyeden hastalik sayilip, gecene kadar gecer felsefesiyle bakilmaz, ilac verilmez. Ozellikle genc hekimler daha bir ilacsiz tedaviden yana olup vucudun bagisiklik sisteminin artacagindan recetesiz satilan ilaclara bile ragbet edilmez.

Saglik faturalari konusuna hic girmiyeyim. Sigortali olanlar da kendi aralarinda yillik deductible, co-pay gibi harcamalar yaparak diyelim ufak odemelerde bulunuyorlar. Bizim odememiz, uzman dr icin $30 ve yillik sinir yok gitmek icin. Aylik bordrodan da belirli kesinti oluyor. Ya sigortasizsaniz.... Himmmm sanirim minik bir visit $250'dan baslar. Diyelim geldiniz ve hasta olup doktora gittiniz? Ya daha sonra adresinize gonderilen faturayi oduyorsunuz, ya da cogu turistin yaptigi gibi yanlis adres veriliyor ya da fatura yirtip atiliyor. Meksikalilar neden siniri gecip, bebeklerini dogurup, 18-20bin$ arasinda degisen dogum harcamalarini devlete yikip sonra da ortadan toz oluyorlar. Sezaryansa bu rakan 5bin$ daha artiyor.

Sanirim hem Amerika icin hem TR icin "ici seni yakar, disi beni" soylemi gecerli. Belirli seyler belirli duzeyde iyi ama ha dedigin zaman uzmana gitmek cok zooooooooor burada, bunu paylasmak istedim.

Sonuc mu ne? Yilmadim ve mutlaka birisini bulabilirim deyip, nihayet Bronx'da bir doktor buldum yarin sabaha. Bakalim neymis?

16 Temmuz 2006 Pazar

High-Tech'ten No-Tech'e

Napalim napalim, hadi dedik ogle sicagi bastirmadan disari cikip gelelim sabahtan. Zira hava sicakligi 38C'lere ulasti bugun. Sehrin ortasinda kurulmus bir koye gittik. 1750'lerde kurulmus somurge donemine ait bir cifligi canlandirmislar ama hakiki kiyafetleri, su degirmeni, tas bugdag misir ogutucusu - yaklasik 120kg agirliginda-, varilleri, bidonlari, bahcedeki calisanlari, su kuyusu, inekleri, tavuklari, koyunlariyla...

Ateste yemek pisirip, bahcelerinde domates, biber, fasulye yetistiriyorlar. Feslegen, maydonoz, dere otu yaninda lavanta bitkisi bile vardi bahcede ve basagrisina iyi gelir niyetiyle sakaklarina suruyorlarmis o zamanlarda. NY olur da bahcede elma agaci olmaz mi? Henuz olgunlasmaya baslamis elmalar, koca bir agac hasat mevsimini bekliyor.

Etrafi gezerken ustumuz basimiz is, misir unu tozu, toprak oldu, iyi de oldu. Genzimiz hayvan kokusuyla dolup, cigerlerimize ateste pisen yemek kokularini cektik sonra da ellerimizi lavantayla misledik. Pek bir hosumuza gitti, nerden nerelere geldigimizi gormek... Kolelik doneminin Amerika'sini, yasamlarini, nelerden gectigini anlamak acisindan ilginc bir tecrubeydi.

PS: Blog komsularimdan gordugum ve sunumunu begendigim Picasa web sayfasina da fotograflari koydum. Bir ustte baska albumlere iliskin fotograflar var. Vakti olana iyi seyirler.

13 Temmuz 2006 Perşembe

Kasirga

Herhangi yagisli bir gun gibi gecse de dun, saat 4'den sonra kiyamet kopmus megersem. Oglani almak icin yola cikiyorum ki, trafigi anlatmaya imkan yok Aynen su yandaki resimdeki gibi. Hah diyorum aynisini gecen sene de haziran sonunda yasadik, hemen Burak'a haber verip o da baska yonden yola ciksin cocugu yuvadan almak icin. Anlamadim ne zaman geldi bu kasirga, ne zaman catilari ucurdu, agaclari devirdi, elektrikleri kesti de ben ancak yola cikinca gorebildim. Ustelik ogleden sonra disardaydim, saga sola gittim, sadece ara ara cok siddetli yagan yagmur disinda -ki bugunlerde hep boyle- olagan disi birsey yoktu.

Neredeyse tum ana arterler kapali, otobanlara devrilen agaclardan ve sel baskinindan hepsi kapatilmis, trafik de ara yollara verilince ben guzel bir Weschester ilcesi turu yapiyorum. Iki universitesi kampusu, iki rezarvuar, aa burada Pepsico varmis, aa burada Wells Fargo varmis diye bilumum sirketlerin arasindan dolasaraktan hicbir yere gidemiyorum. Gecen sene yarim saatlik yolu 5 saatte donmustum diye dusunup bu yilin hesabini yapmaya calisiyorum. Neyse Burak benden onde, cocugu o alacak. Eve donmek de azap verici. Aynen korku filmi gibi aslinda, saka degil iste film olsa bu kadar olur. Insanlar yollarda yuruyor, itfaiye, polis etrafi derleyip trafigi yola sokma pesinde ama nafile. Cok isleri var cok. Biz ise birbirimize saat 9'da kavusuyoruz, bu yil sadece 4.5 saat suruyor.

Not: Resimleri buranin gunluk gazetesinden aldim. Dahasi burada.

10 Temmuz 2006 Pazartesi

iDigitize - Sayisal Yasam

Apple'in urunlerini andirsa da baslik, gecen hafta bir egitim aldim, ordan geliyor. Iki sirket birleseli beri konsolide edilen prosedurler, programlar ve bunlarin hayatimizi nasil kolaylastiracagi yolunda digital dunyaya ait minik bir online kurstu benimki.

Once kurslardan baslayayim. Sirketler artik cok ehem olmadikca elemanlarini baska sehre ucurtup otel, gunluk harcama gibi gider yapmak yerine, ofisinden ayrilmadan egitim aldirmayi hedefliyor. Bize 40 saat zorunlu egitim koyuyorlar her yil. Bu 1 haftaya denk ve mumkunse online, degilse isyerine gelen egitimcilerden o da olmadiysa gereken yerden (cogu zaman Motorola kampusunde) egitim almak zorunlu oluyor.

Toplanti yapacaksaniz, net meeting'i kullanin diyor iDigitize egitimi. Zaten ulke capina yayilmis sirketlerde, yillardir sesine asina olduklarimizla basta konferans toplanti olmak uzere konusup duruyoruz telefonda. Fax gonderilecekse ozel fax programi var, elektronik dokumani ilistirip enter'a basmak kafi. Seyahatler icin oncelikle sirketin calistigi seyahat acentasinin web sayfasini kullanin, ucus, otel, araba rezervasyonlarinizi ordan yapin, olmazsa seyahat sirketini arayin diyorlar. Donunce gider raporlarinizi online girin, su adrese emailleyiverin diyorlar.

Gunluk yasamda mektuplar oldu e-posta, para oldu plastik kart, yastik altinda duran mangirlar, bir yerlerdeki bankada, uzerinde parmak izi olacak diye sakindigimiz fotograflar web albumlerinde yeri aldi bile. Dogum gunlerinde e-kart atip, bayramlarda karsiligini bekler olduk SMS'le ya da e-postayla. Eskiden sevgili gunluk diye basladigimiz yazilar girdi bloglara. Cep telefonuyla mesajlasip, istedigimiz anda bir ses verip, bilgisayarin tepesindeki kamerayla da bak iste karsindayim diyoruz. Ucak biletlerimizi, otellerimizi internetten ayirip, hatta ucakta nereye oturacagimizi, hangi menuyu isteyebilecegimizi bile secebiliyoruz. Bir de yanimiza kimin oturacagini gorsek ne iyi olurdu ya :)

Alisverislerimizi online yapip, kitaplarimizi, muziklerimizi minik aletlerde dinliyoruz. Adres defterlerimiz PDA'lerde, yol haritalarimiz GPS'te. Evdeki telesekretere gelen mesajlar emaile donusturulup dinleniyor, istenirse kim, ne zaman aramis, log'lardan gormek mumkun. Is yerlerine elektronik kartla girilip, bilgisayarlarda kim hangi siteyi surflemis, buna mutakabil ne kadar is yapmis, patronun onunde. Sonracigima TV'ye baglanan ve adina TiVo denilen hard diskler sayesinde, programlari kaydetmek, mutfakta pisen yemege bakip gelene kadar pause etmek, hatta gelen reklam sinyalini alip, o arada bir iki telefon konusmasi yapmak bile mumkun. Bunlar artik o kadar standartlasti ki, gunumuz bilgisayar karsisinda ekrana bakmakla gecince her tik tik, klik klik oluyor karpal tunel, boyun fitigi ya da klavye sendromu.

2 yil once bir proje sirasinda yan grubun muduru geldi bana ve "Jessica'nin bu sabah ne zaman sisteme girdigini soyler misin" dedi. Projenin buyuklugunden ve bitirilmesi gereken kisitli zamandan dolayi vardiyali calisiyordu teknisyenler. Baktim Jess 2:00AM siralarinda girmis, sabah 6:00AM'de cikmis. Halbuki aralarindaki anlasma, aksam 10'da baslayip sabaha kadar calismak seklindeymis. Sonradan ogrendigimize gore, Jess o gun evinde parti verdiginden ayilamamis olsa gerek, isi de savsamis ve baska ustuste gelen olaylar neticesinde isten ilisigi kesilmisti. Bunu neden yaziyorum. Cunku sayisal cagda ardimizda biraktigimiz ayakizlerinden, bir de bizi izleyen abilerimiz, ablalarimiz var unutmayalim. Diyorlar ya big brother is watching you diye...

Yeniligin, uretmenin, teknolojinin sonu yok. Simdi bu egitimin ustune bahsedilen yeni link'i kullanip iCliq'den haftaya gidecegim DC gezisini ayarlamam lazim. Yoksa diyecekler bu egitimin ustune "sen hala dijitallestiremediklerimizden misin?"

6 Temmuz 2006 Perşembe

Algida Secicilik


Boyle oluyor disarida yasayinca. Ne zaman TR ile bir haber, yazi ciksa kulaklarimiz dikilip dikkatle dinliyoruz, izliyoruz. NY Times yazdi gecenlerde. Yazinin tamami burada ingilizce. Kiyilarimizi oven, bizim icimizi buralardan cekip, "ah simdi orda olmak vardi..." dedirten cinsten.

30 Haziran 2006 Cuma

Kitaplarin Bir De Bu Turlusu Var


Audio book'lara merak sardigimizdan bu yana iPod'a zaman zaman yeni kitaplar koyuyorum ancak bunu hic gormemistim. Herkesin MP3 calari olacak degil yana... 5cmX10cm boyutlarinda su yanda gorulen tasinabilir kitabi, audio formatinda yapmislar adina da "Playaway" demisler. Ayni CD calar ya da MP3 calardaki gibi; ileri, geri, durdur, ses ayari dugmeleri var. Biz kutuphanede bulduk ve simdi Burak dinliyor Jack Welch'in "Winning" kitabini.

Jack Welsch General Electric's'in CEO'su ve Chairman'iydi gecen yil emekli olana kadar. Bu kitabi gecen yil Newsweek'te tanitildigindan bu yana aslinda hep aklimdaydi okumak. Bir ara Barnes & Noble'da da karistirdim sayfalarini. Is hayatina iliskin stratejiler, ust duzey yoneticilere verimliligi arttirmak icin oneriler, kriz yonetimi, birlesmeler, is-ozel hayat dengesi gibi konular var icinde. Simdilerde Fortune 500 sirketlerinden bazilarina danismanlik yapiyormus kendi kurdugu sirketi ile.

Soyledigi herseye kulak verilebilir de is-ozel hayat dengesi konusunda kendisi basarisiz olmus bir insan ancak teorik duzeyde konusur diye dusunuyorum. Ilk evliliginden 2 cocugu olmus ve yetisirlerken hic yanlarinda olmamis. Hafta sonu ve hafta ici gec saatlere kadar calisan is kolik bir adammis. Galiba CEO'larin baska turlusu de olmuyor. Bakiniz Bill Gates nasil da hayattaki onceliklerinin farkina vardi ve adim adim bunu duzenleyecek stratejilerde bulunuyor. Ne denir, sapka cikarilir Gates gibisine...

27 Haziran 2006 Salı

Film: Arabalar

Taa kisin trailer'inin gosterildigi zamandan bu yana, bu filmi bekliyorduk. 9 haziranda vizyona girdi ve biz de gecen hafta havanin yagmurlu ve disarida gezilemeyecek olmasindan yararlanarak araba sevdamizi gidermeye gittik. Film sadece arabalardan yaratilan karakterlerden olusuyor. Efektler, muzik, seslendirme, konu butunlugu acisindan dort dortluk bir film. Zaten Pixar yapmis, baska soze gerek var mi? Zaman zaman insani yakalayan duygusal karelerde gozumuz nemlendi -animasyon deyip gecmeyin bu arada- cogunlukla da yerimizde neselenip bizim arabanin yarisa katilip, kazanmasini istedik.

Biz cok eglendik, ozellikle erkek cocuklu ailelere tavsiye edilir.

18 Haziran 2006 Pazar

YE #11: Balık

"Balik yedigin gun olmezsin" derdi arkadas. Her ne zaman disari ciksak hep somon ismarlardi ama hep somon yer ve yorumunu yapardi ardindan. Simdi Bezen'in balik ye etkinligine katilmayi dusunup, evde de sik yedigimiz somonu gorunce bu sozler aklima geldi.














Balik bana hep cocuklugumu ve ilk gencligimi hatirlatir; deniz kokulusu, ustundeki pullari, bazen cirpinan kuyrugu, tuz ve fosfor kokulusu gelir burnuma gelir cocukluk yillarimdan. Cupralar, levrekler, sardalyeler, karagozler, palamutlar, torikler derken bir Marmara cocugu olarak annemin izgarada pisirdigi baliklar, ananemin mevsimine gore asma yapragina sarip kizarttiklari -daha cok sardalye ya da hamsiydi bunlar-, dayimlarda adam basi soyle kallafi karagozleri kafasi ve kuyruguyla yiyisimiz, disarda kiremitte yediklerimizden simdilerde ancak somonla kendimizi avuttugumuz zamanlara dair ne cok balik lezzeti var hayatimizda. NY bolgesinde denedigimiz degisik baliklar oluyor; ara ara kedi baligi, Ispanyol ya da Norvec makarelleri, tuna baligi (eti cok siki, biftek gibi) hatta Turkiye'den ithal gelen hamsiler ama dogrusu, hicbirinin tadinda eskilerde yedigim ya da yazin gittikce kendizi balik kurune adadigimiz lezzeti bulamiyorum.

Somon icin denizlerin tavugu demek yanlis olmaz. Yerken miktarini iyi agirlamak lazim zira sindirimi agir oldugundan rahatsiz edebilir cok yenirse. Omega-3 ve E vitamini acisindan cok zengin olup aslen bu balik etinin rengi beyazdir. Balik yemine konulan ozel bir madde ile rengi pembemsiye donusur ya da avlandiktan sonra suni olarak renklendirilir. Alaska, Norvec, Sili taraflarinda avlanan okyanus baligidir somon.

Simdi benim 2 klasik somon tarifim var. Kremali somon ya da izgarada pisirilen. Yaz gelince firin yerine izgarayi tercih edelim dedik.

1/2kg somonu, zeytinyag, limon, hardal, sarimsak, karabiber ve soya sos ile buzdolabinda 1 gun boyunca maride ediyorum. Izgarada dagilabilme ozelliginden dolayi hep altina aluminyum folya koyup orta sicaklikta icinin rengi degisene kadar iki tarafini pisiriyorum. Somonun yanina brokoli ve patates iyi gittiginden somonlar pisirken de bunlari hazirliyorum diger yandan. Eee yanina bir de bol yesillikli bir salata ve dolapta sogutulmus beyaz bir sarap ya da hafif tatli severseniz pembe sarapla harika bir kombinasyon oluyor.

Herkese bol balikli gunler.

16 Haziran 2006 Cuma

Forward Fahri

Simdilerde azaldi, belki benim tepkisizligimden belki sirketin spam filtrelerinin iyi calismasindan ya da aramizdaki forward fahri'lerin giderek azalmasindan. Sabah geliyordum ise, tonlarca frw baslikli email. Bebekli, gulucuklu, bunu 10 dostunuza dagitin hayatiniz degisecek'li, denendi Microsoft her gonderene su kadar para veriyor'lu emaillerden bahsediyorum. Bazilari hakikaten komik. Karikaturse mutlaka bakar, eglenirim ama hayatimi degistirme ustune bin yemin edenler varsa dogru cope. Iste asagidaki resimleri koyarken bunu dusundum. Yollayan da benim patronum :) Ben de kimsenin inbox'ini sisirmeden bakarsaniz egleneceginizi dusundum.

Radikal'de bir yazi cikmisti bir sure once. Arsivde duruyor hala bir bakin. Su gelen her email'i ileten tipler hakkinda.

Ha bu arada Selcuk Erdem'in karikaturlerinin oldugu postalara bayilirim, bunlar konu disi :)

Cuma Postasi - Hep Bizde Olacak Degil Ya !!





7 Haziran 2006 Çarşamba

Ye-Me Ustune

Bugun Msn yazmis, yeme aliskanligini nasil degistiririz diye. Ingilizcesi burda, ben basliklari Turkceye cevirip kendi yorumlarimla yaziyorum.

Simdi diyor ki; diyetlere tabi olup zayiflamaya kalkanlardan 10 kisiden 9'u basarisiz oluyormus. Bunun sirri da sadece sizde ve yeme aliskanliklarinizda.

1. Egitimli olun :Yediklerinizi inceleyin, besin faktorlerinden haberdar olup icindekileri inceleyin.Zaten glisemik index'ten tut da, 25 dk tempolu yuruyus ile ancak bir paket cipsi yaktigimizi, lifli yiyeceklerin icindeki besin degerlerinden en sevdigimiz yiyeceklerin ne kadar kof ama lezzetli olduklarina kadar bilmedigimiz yok.

2. Yediklerinizi bilgelikle secin: Duygularinizi kontrol altinda tutup hemen herseye saldirmayin diyor MSN sayfamiz.

3. Bilincli yiyin: Anladik bu konuda nirvana'ya erilecek yakinda.

4. Gercekci olun: Hayatinizin geri kalan kisminda isteksiz oldugunuz seyleri diyetinizde yapmayin. Anlamadim ?!?!?! O zaman pasta, kek, cips, bira, sarap, cukulata, peynir kalsin simdilik listemizde.

5. Have fun demis, yani bence "severek yediginiz hicbir sey kilo yapmaz" felfesini mi vurgulamak istiyor. Bunu cok sevdim :)

6. Arada bir kendinizi simartin: Arada bir diyor, her gun aksam yemeginden sonra tatli yiyerek degil. Ya da her ogleden sonra minicik diye baslanan cukulatalarla da degil.

7. Vucudunuzu dinleyin: Her yemekten sonra akliniza simdi bunun ustune dondurma iyi gider, hatta ustune biraz ceviz ve yaninda cilek ve muzla iyi gider diyorsaniz hapi yuttunuz. Bu demek ki, katlanan belinize, biraz da bacak bolgesine bakip vucudunuzu izlemek anlamina geliyor.

8. Trendlere karsi ihtiyatli olun: Hani kadinlarin Marilyn Monroe zamaninda oldugu gibi dolgun, balik etli ya da daha eskiye gidersek 18. yy'daki gibi kilolu olmanin makbul sayildigi zamanlara aldanmayin. Schonbrunn sarayindaki kadinlara hep hayran oldum, ne kilo derdi, ne yaz geliyor fit olayim derdi varmis diye dusunmustum. Gene bu donem iyi, ya Twiggy'le gelen o hastaymis gibi gorunen incelik tutkusu neymis oyle. Yani bu donem gelip gececek uzmeyin tatli caninizi.

9. Yeni ugraslar bulun: Kilo yapan durumlar, cogunlukla acligi gidermek icin degil, duygularimizi bastirmak icinmis. Hemen scrapbook, patchwork, bisiklet, hiking ne ugras olursa baslanacak. Mars mars.

10. Kutunun disinda dusunun: Kisa zamanda ne kadar kilo kaybettiginiz degil, uzun zamanda nasil kilonuzu nasil korudugunuz onemli. Basaramiyorsaniz tekrar bastan baslayin. 1. Egitimli olun...

Iyi sanslar...

6 Haziran 2006 Salı

06.06.06

Kac gunun tarihi bu kadar guzel olabilir ki. Acik, gunesli, umut dolu bir gun. 06.06.06'da soyle birsey olmustu diye tarihe gececek bir animiz yok henuz.
666 sayi dizimi Hristiyanlikta seytani temsil edermis ve ugursuz olarak kabul edilirmis. Hatta bununla ilgili Omen filmi vizyona giriyor (ya da girdi bile). Bir sure once okumustum gazetelerden birinde. TR'de pek cok insan bugun evlenebilmek icin, gun almis belediyeden. Unutkan esler icin secilecek guzel bir tarih :) Ilerde mazaretleri olmayacak ne gun evlenmistik biz diye.

1 Haziran 2006 Perşembe

Not Made in China

8 tane tenis kortu var benim gittigim okulun bahcesinde. Gecen yil da dikkatimi cekiyordu, bu yil da ayni durum. Abartisiz, 8 kortun 5'inde Cinliler oynuyor. Cocuklarina ders veren, ders aldirandan tutun da, pek cok yas grubunda tenis oynayan Cinliler. Arada bir Hintli goruyorum nadiren, kalan kortlarda beyaz Amerikalilar var. Thomas Friedman'in "The World is Flat" (Dunya Duz) kitabini bitireli epey bir oldu. Hafta sonu gene Tony'le basladik tenise. Ders dedigim de hem felfese, hem tenis. Kendisi dis gorunus olarak kirma zenci desem dogru bir tanimlama olur mu. Ara ara beyazlarin yaptigi ayrimciligi konusuyor benim bu ulkede gocmen olmamin rahatligindan. 60 yaslarinda ama topluma birseyler vermeye gonul vermis biri. Oyundan sonra, cantasindan bir dosya cikardi ve bu yaziyi oku ne dusuneceksin dedi. Makale NY Times'in 9/16/05 tarihli Thomas Friedman'a ait kosesinden. Singapur'daki cocuklarin matematikte nasil basarili oldugunu yaziyor.

Gecen yil Zeynep Gogus yazmisti kosesinde 60 milyon Cinlinin piyano caldigini -nerdeyse TR nufusune esit. Dunya Duz kitabinda carpici istatistikler var. Amerika'nin bilim, teknoloji ve yuksek ogretim basta olmak uzere ustunlugunu kaybetmeye basladigini, Cin'in ve Hindistan'in butun buyuk corporate sirketlerin (Microsoft, Cisco, Sun, HP Dell vs.) arastirma merkezleri icin nasil cazip hale geldiginden, master sonrasi secme sinavla Microsoft'a alinan kisilerin 2 yillik arastirma sonunda doktora denkligi kazandiklarindan bahsediyor uzun uzun.

Buraya gelen herkesin dikkatini cekiyor. Amerika'dayiz ve Amerika'da uretilmis urun yok diye. Artik hemen hemen hersey ama hersey Cinde yapiliyor. TR'de de durum ayni, Avrupa pazarinda da. "Made in China" olmayan birsey var mi?

Malum Amerika'da musteri hizmetleri cok onemli. Malin ya da servisin memnuniyetinin garatisini saglamak olmadik taklalar atiyorlar musterilere. Herhangi bir konuda telefonla yardim istediginizde aksanindan Hindistan'la konustugumuzu anliyoruz artik. Buradaki hemen her sirket bu servisi uzak doguya off-shore etmis durumda. Henuz %100 memnuniyeti saglayacak asamada degiller ama oraya da gelecek sira, hizla ogreniyorlar cunku.

Egitimle ilgili istatistiklere kulak verdigimde de bu ulkede bile basari orani uzak dogululardan baslayip, beyaz Amerikalilar diye gidiyor. Zenci ve hispanik gruplar oldukca alt seviyede hala.

Onumuzdeki 10-15 yil sonrasina Asya-dominant baska bir dunya olusuyor gibi. Iste tum bunlari dusunurken acaba cocuklarimiza Mandarin, Ispanyolca, Portekizce de mi ogretmeli diye aklimdan geciriyorum. Uc dil diyor Bedri Rahmi siirinde, pek de dogru diyor.

ÜÇ DİL
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde düsünüp rüya göreceksin
En azindan üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayagin kadar senin
Ana sütü gibi tatli
Ana sütü gibi bedava
Ninniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabanci
Her kelime arslan agzinda
Her kelimeyi bir bir disinle tirnaginla
Kök sökercesine söküp çikartacaksin
Her kelimede bir tugla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksin

En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Canimin içi demesini
Kirmizi gülün ali var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atin ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
Insanin insani sömürmesi
Rezilligin dik alasi demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür, gümbür demesini becereceksin

En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azindan üç dil
Çünkü sen ne tarih ne cografya
Ne su ne busun
Oglum Mernus
Sen otobüsü kaçirmis bir milletin çocugusun

29 Mayıs 2006 Pazartesi

Ask Yeniden

Kacirdigimi dusunmustum bu yil. Annem telefonda anlatiyor hangi donemde oldugunu. "Simdi daha kucuk bilye kadar, olgunlasmaya basladi Figen, tam sulu zamani yok yok anlatmiyim, biraz yumusamaya basladi, sen artik sevmezsin..." Ckale'de bahcede erik agaci var ve cocuklar o kadar cok yoluyorlar ki daha olmadan, olgulasmadan. Kizamiyorum bile. Cunku seven cok sever ve ben cok ama cok severim erigi. Can erik, papaz erik olacak, yikayip yiyeceksin hemen. Hic durmadan, marketten alip dogruca yiyeceksin. "O kadar yeme karnin agrir" bu sozler ya annemin ya da Burak'in sozleri. Kendimden gecercesine severim cunku ve her yil bu aski yasarim eger buralarda bulup yakalayabilirsem.

Bir tane agzina atarsin, bir citir sesi gelip, kutur kutur yerken, kendinden baskasinin sesini bile duymazsin. Cekirdeklerin kenarlarina kadar iyice siyirip yeni bir yesili kestirirsin gozune. Ben arsizlik edip once en guzellerinden baslayanlardanim. Soyle en dolu, iri, sulu ve kutur olanlari yerim once. Ilk 10-15 tane hizimi keser, hafif dislerim uyusur ama beynim takintili bir kere, ask bu, daha fazla, hepsi, beni de ye derken torbanin sonu gelir. En cok da, en sonuncusunu yerken huzunlenirim. TR'de olsam kolay, yenisi kose basindaki manavda, ya burda. Simdilik idareli gidiyorum, sadece 2/3'u bitti. Devami denk gelirsem seneye.

Nedendir bilinmez, arastirmadim da ama bu can erik galiba bir tek bizde var, bir de CA'de. Bu hafta sonu Turk marketinde gordum ve kaptim hemen 2 poset. California'dan geliyormus. Avrupa'da hic gormedim, bizim bu tarafta da yok. "Cekirdekten erik agaci olur mu acaba" diyorum aksam, bir bakmali internete bu konuda.

Yaz geldi artik, erik de vardi bu hafta, ben keyiften dort kose olmayayim da kim olsun...

26 Mayıs 2006 Cuma

Gundem

Buranin gundemi oldukca sicak su siralar. Aslinda cok onemli olaylar olmadikca, kisisel bazda o kadar da etkilenmiyoruz gundemden. Ben telekom sektorunde oldugumdan biraz da, kulaklarim uzadi bu konuda. Gecen haftanin en cok konusulani ve bugunlerde de devam eden, devletin 3 buyuk telefon sirketinden konusma kayitlarini iceren bir veritabani olusturdugu. Su ana kadarki olusturulan en buyuk database oldugu iddia ediliyor. Bir konusma dosyasinin ne kadar tuttugu dusunulurse, bu veritabaninin buyuklugunu tahmin etmek kolay degil.

Enroncular yargilanip, suclu bulunuyor, Istanbul havaalaninda yangin cikinca CNN'in ve Fox'in yayinlarindan durumu takip ediyoruz sicak sicak. Sinema sektorunde gecen hafta vizyona giren "Da Vinci Code" her yerde haber olmaya devam ediyor. Bir de bu sektorun en glamour cifti Brangelina'nin bebeklerinin dogumu sabirsizlikla bekleniyor artik :) Nerden mi biliyorum bu magazin haberleri? Marketlerde kasa kuyrugunda beklerken en keyifli sey, dedikodu dergisi karistirmak.

TV dunyasinda da sezondaki diziler bir bir veda etti/ediyor. Bu hafta Lost'a gule gule dedik eylule kadar. Benim seyrettiklerimden 2 hafta once Gilmore Girls (GG), sonra Grey's Anatomy (GA), bu hafta basi Desperate Houseviwes (DH) 2 saatlik sezon finali ile ekranlara veda ettiler. Bir butun olarak yazilmadigi belli, heyecan yaratmak icin surekli yeni olaylar ve karakterler uydurulan DH, drama mi, komedi mi belli degil ama ABC'ye iyi para kazandirdigi acik. GA benim ilgiyle izledigim tip dizisi. Adina forumlar duzenlenip, Mr. McDreamy'i acimasizca elestirenler oldugu halde, tabii ki karsit gorusler de olusmus hemen (evli ve bolumundeki diger intern dr'a asikti ama bu sezon namuslu kocayi oynamaya karar vermesine ragmen, sezonu duruma uygun bir sekilde sonlandirdilar kanimca). Lost ara ara denk geldikce izledigim dizi oldu ama aradan yakalamak hic zor degil. Issiz adaya dusen bir ucaktan kurtulup, adadan kurtulamayanlarin oykusu. Her kahramanin kendi oykusu var. Yaratilan onca gizeme ragmen beni gene de cok sarmadi. GG ise populer kulturu yakalamak icin ideal.

Bizim is gundemimizde, alternatif is saatleri var. Yazin olmak uzere, haftada 4 gun X 10 saat calisip pazartesi veya cumayi izin almak mumkun. Ya da 4 gun X 9.5 saat calisip cumayi yarim gun izin almak mumkun. Gunde 8 saat uzun gelirken ben kendi calisma saatlerime devam ediyorum bu durumda.

Biliyorum TR gundemi de cok yogun su ara. Eee sizin gundeminizde neler var?

23 Mayıs 2006 Salı

Bzzzzzz Usudum

Bu adamlar deli zaten. Kisin usumezler, 23C'yi gecse hemen klima calisip, masalarina bir de fan takarlar serinlemek icin. Iceriye girip masama oturamiyorum yaz olunca. Icimi titretircesine soguk, buzzz gibi. Havalar da soyle 20C'yi asmadi ki, disarda bunalip kendimizi serin bir ortama atalim. Hatunlar ayri alem. Parmak arasi terlikler, sandaletler cikti, naylon coraplar atilip hemen kolsuzlar giyilmeye baslandi bile nisandan itibaren. Yan komsum Ingiliz. Birkac hafta sonu belki 25C'lere varan guzel gunesli hava yasadik nisanda. Kari koca hemen sezloglara kurulup, mayolarini giyip, soguk biralarini da alip bu sicak havada (!) uzun uzun guneslendiler.

Alsiveris merkezleri, sinemalar, restaurantlar, bankalar, toplu tasima araclari, is yerleri bu yaz aylarinda soguktan cekilecek gibi degil. Bir araba kiralayin, AC'si sonuna kadar aciktir. Oteller de keza oyle, 20C'yi asmaz. Ustten havalandirma yetmezmis gibi, bir de bizim santralde yerden havalandirma var. Arada bir girmem gerekirse hirka, mont ne bulursam geciriyorum sirtima ve mumkun olan en kisa surede kendimi ofisin diger daha az soguk kosesine atiyorum. Gecen sene Bezen akil etti de masama bir portatif isitici koydum.

Komik oluyor disarda hava sicakken, yazin isinmayi istemek.

Izlemeye Devam

Artik bu son fasil sanirim robinlerimiz hakkinda. Anne kus hala ortaliklarda olsa da, yuvada 5 yumurtadan 2'si kaldi, kalan 3 kardes uctu gitti. Bu Amerikan Robinler 11-14 gun arasi kuluckaya yatar, sonra yumurtlar, yuvadaki bebek kuslar tuylenip 15 gun sonra ucmaya hazir hale gelirlermis. Yeni dogduklarinda gittik gorduk, bir de fotograflayamadigim bir halleri vardi. Gagalarini yukariya dogru uzatip annelerinden yiyecek bekler halleri, gercekten olaganustu anne-yavru iliskisini gosteriyordu. Bakalim bu yumurtalar ne olacak en sonunda?

Bu yavru kuslarin yuvadan ucup gitmesi bana Newsweek'teki bir yaziyla, is yerinden birisiyle olan konusmami hatirlatti. Su siralar ortalik mezuniyet geceleriyle kayniyor. Kuaforler, magazalar, limuzunler hep O geceye hazirlanmak icin. Is yerinde bir arkadasin kizi liseyi bitiriyor ve Duke Universitesi'nden kabul aldi. Gecenlerde mezuniyet gecesini de yapmislar ama annesi yavru kusu evden ayrilacagi icin cok uzgun.

Bana kendi yavru kusumun yuvadan ucmasi icin daha cook zaman var gibi geliyor, oysa kendimi dusunuyorum; dun gibi liseyi bitirisim, Istanbul'a gelisim, okula baslamam...