2 Ağustos 2006 Çarşamba

Soyle Kuzeydogu Amerika Kiyilarina Uzanalim Dedik

Ta mayistan beri aklimizdaydi da, benim projelerim, Burak'in is gezileri derken temmuz sonunu buldu tatile cikmamiz. GPS'imizi yeniledik, seyahat kitaplarimizi aldik, gidenlerle konustuk ve rotayi belirledik. Biraz Avrupa havasi, biraz koloni donemi kokusu, biraz sahilde kumlarda yatarak ve okyanusta ayaklarimizi serinleterekten gecen hafta sonu geri donduk. New England diye adlandirilan ve aslinda Maine, Connecticut, Rhode Island, New Hampshire, Massachusetts, Vermont eyaletlerini kapsayan bolgede, bazi eyalatlere degemeden bazisini 3.-5. kez ziyaret ederekten bir gezinti yaptik. Nerelere mi gittik? Soyle kisa bir ozet gececegim.


MYSTIC, CT:

Burasi cok sirin bir kasaba. Kocaman bir akvaryumu ve seaport denilen denizcilik acik muzesi var. Akvaryumu gezerken Istanbul bogazinin olusumunu simule eden bir video izledik. Yaninda da fotograflari vardi. Diyor ki; 7500 yil once Karadeniz tatli su golu iken, dunyada yukselen sularin etkisiyle Marmara'dan Karadeniz'e olan akinti sonucu Istanbul Bogazi olusmus.

Akvaryum icinde yer alan kapali bir alanda sahneye cikan ayibaliklarinin gosterisini izledik, akvaryumu ve yuzlerce deniz canlisini seyrettik, balinalarin, penguenlerin, kaplumbagalarin, yilanlarin, tanidik tanimadik baska canliyi hayran hayran seyredip vedalastik bir sonraki sefere kadar. Mystic icin 2 gunluk bir zaman ayirmistik. Istenirse hafta sonu bile gelinecek mesafede evden. Kasabanin girisinde el isi ve sanat urunlerinin satildigi bir pazar var. Cok da keyifli. Ha marinada denizcilik uzerine bir de muze var, bunu da listeye ekleyip ayrildik.

NAUTILUS, CT

Burasi zaten Mystic'in hemen 10 mil kuzeyinde bir askeri deniz ussu, halen de aktif. Nautilus, 2. dunya savasinda kullanilan denizaltinin adi ve denizcilik muzesinin oldugu bir yer. Denizaltiyi gezerken klostrofobik bir durum yasiyor insan. O kucuk daracik yerde uyumalar, yemek yemeler, ihtiyac gidermeler inanilir gibi degil. Eee konu mission olunca herseye katlaniyor insanoglu!!

Newport'a dogru yol alirken kiyi seridindeki birkac kasabanin icinden gecelim diyoruz. Stonington ve Noank'ta biraz gezindik, sahilde yuruyus yaptik. Venedik'e benzer kanallarin oldugu, evlerin Akdeniz usulu biraz gelisiguzel bicimlendirildigi Noank'a bayildim ve gelecek yil Noank'ta yazlik ev bakinmak uzere ayrildik.

NEWPORT, RI

Iste burasi var ya, bayiliyorum bu sehre. Gelir gelmez hemen limanda bir tur icin yazilip hizlica, hep gittigimiz Parrot restorana atiyoruz kendimizi. Newport'a sanirim 3. veya 4. gelisim. Artik New England'a geldik sayilir. Mystic'te kendimizi yavas yavas Avrupai havaya girmis hissediyoruz ama Newport tam yeri. Minik sokaklar, kafeler, clam chowder corbasi ve deniz urunleri restoranlariyla artik havaya girdik. Liman gezintisi yaparken o gordugumuz manzaraya, evlere, malikanelere, yatlara asik oluyoruz. Burasi America Sailing Cup'a yillarca ev sahipligi yapmis, bir adim teknenin 100bin$ oldugu bir marina. Rehber anlatiyor; su Ted Turner'in yelkenlisiydi, simdi Jacqueline Kennedy'nin 15 yasinda tasindigi evin onunden geciyoruz, burasi John F. Kennedy'nin Jacqueline'le evlendigi kilise, burasi yazin geldikleri ev, burasi dinamitle patlatilip taslarin tekrar kullanildigi Morgan Stanley'lerin malikanesi, su bolge 2. dunya savasinda torpido uretmis Columbia bolgesi diye, hah simdi Mrs. Mary'nin sik sik garden partileri duzenledigi mansiyonun onunden geciyoruz... Dunyada cok az sayida olan J botlardan 2'si oradaymis bu zamanlarda. Kendimce nautica tisortlerinde J Boat konseptli tasarimlarin gizemini cozuyorum.

Newport tam bir Amerikan aristokrasi yuvasi. Faaliyetleri, ev sahipligi yaptigi etkinlikleriyle eskisi kadar canli olmasa da devam ediyor. Gecen geldigimizde Ocean Drive'daki mansiyonlardan birini gezmistik, bu defa es geciyoruz. Deniz ise tam bir senlik. O kadar cok yelkenli var ki o gun, havanin ruzgarli olmasindan dolayi hepsi ahenk icinde saliniyorlar. Bu hafta icin dunyadaki en iyi 25 yelkenlinin davet edildigi bir etkinlik varmis diyor rehberimiz.

BOSTON, MA

Kim sevmez ki bu sehri. Amerika'da kaldirimda yurunup de gezilebilecek belki de tek sehir Boston. Kaldirim diyorum cunku bu ulkede cogu sehirde kaldirim yoktur. Tamam NY'da da yurursunuz ama burasi cok daha konsatre, her bucaginin ana ulke Ingiltere koktugu bir sehir. Artik bilmeyen yok, tarihine girmeyecegim. Ingilterede'ki din baskilardan kacanlar buraya gelip yerlesmisler, sonra konulan vergilerin agirligindan yuksunup yeni bir anayasayla ozgurluklerini ilan etmisler. Yemek yedigimiz yerlerde sik sik goruyoruz, burasi anayasinin ilk tohumlarinin atildigi, toplantilarin yapildigi yer diye. Zaten freedom trail denilen kirmiziyla isaretlenmis serit ya da briket yollardan yurununce tarihle ilgili 16 eserle karsilasiyorsunuz. 2.5 mil uzunlugunda 4.5 saat yurume uzunlugunda bu yolu ilk gun 30C sicak altinda yuruyelim dedik. Yuruduk de ama mahvolduk, bittik hemen kendimizi buranin Times Square'i olabilecek Quincy Market/Faneuil'ine atip dinledik, enerji topladik. Sehir turu amacli otobus ve liman turu yapip, Northend denilen Italyan mahallesinde tika basa doyduk. Mike's Pastry diye bir kafe var. Ben hayatimda goruntusuyle bu kadar albenili pastalar, sekerlemeler gormedim. Her yemekte Clam Chowder ictik, deniz urunu yedik. Istakoz yiyecegiz diye tutturup onluklerimizi takip, elimize ceviz kirma aletlerine benzer seyleri alip, sanki canliymis gibi duran istakozlarimizi yedik. "Taze degilse, legal degildir" diyen Legal Sea Food'u yerinde ziyaret ettik. Neyse yediklerimiz ictiklerimiz bize kalsin, gezimize devam edilim.

Bu arada otobus gezisi sirasinda soylenen birkac ilginc sey kalmis aklimda:
Boston zaten ulkenin universite sehri. Kac tane mi, 60 desem. MIT ve Harvard ilk akla gelenler. Berkeley Music School, BU, BC, New England Law School ve kalinini 60'a tamamlayacak kadar cok. Harvard'da okula baslayip devam etmeyen hayirsever Bill Gates, MIT'e oldukca yuklu bir bagis yapmis birkac sene once. Onlar da olaganustu modern bir arastirma merkezi kurmuslar. Biz oglana okul bakiyoruz da ilgimiz o yuzden:)

  • En eski Alman restorani buradaymis ve hala bodrumunda Sauer Kraut dedikleri mor lahana tursusunu tum Amerika'ya dagitacak kadar uretmekteymis.
  • Ulkenin en buyuk ve eski kutuphanesi burada. Hakikaten nefis mimarisiyle goz aliyor.
  • Sehirde hic diner yok, bir tanesi haric. O da South Street'te ve 24 saat acik.
  • Jay Leno tiyatro calismalarina ilk burada baslamis, Judge Jude buradaki NE Hukuktan 2 yil sonra atilmis.
  • NY'dan sonra Amerika'nin 2. buyuk finans merkezine ve 3. buyuk Cin mahallesine sahip. Diger en buyuk Cin mahalleleri San Francisco ve NY'da.
  • Maalesef sehrin merkezi kazi icinde. Big Dig dedikleri, tum yollari yeraltina almayi planlayan bir proje bu. Simdilik 6 yil geride ve 6milyar$ butce fazlasiyla gidiyor.

Boston Cocuk Muzesi, MA: Eee hersey buyuklere olacak degil ya. Minik oglumuz tam bir bayram yapti burada. Cocuk muzesi oldugundan hersey cocuklar icin dusunulup yapilmis. 4 katli muzenin 3 kati cocuklara ayrilmis. Icinde 100 yillik gercek bir Japon evi bile var. Turla onu da geziyoruz. Kucuk odalar, yer yataklari hersey sadelik icinde. Kendimize bakinca siyrilmak istiyor insan fazlaliklarindan. Boyalarla, miknatislarla, suyla, kopuklerle, arabalarla kisacasi bizim aklimiza gelen/gelmeyen tonlarca yaratici malzeme ve dusunceyle olusturulmus, her cocugun tum gununu gecirebilecek kadar aktivite dolu bir yer burasi.

Boston muzeler acisindan da bir cennet. Bilim, guzel sanatlar, tarih muzeleri ile tam limanda yer alan akvaryum gezilmeye deger. Bunlari onceki gelislerimde yaptigimdan, surenin ve yas grubunun heterojenliginden :) tatil gezisi kavramina geciyoruz.


CAPE COD, MA

Hani her yerde gorursunuz ya guzelim Kaputaj Plaji'nin resmini, ben dedim burasi onun Amerika versiyonu. Zaten cografik olarak o kadar ilginc bir olusum ki, haritada bile uzun, ucu kivrik bir borazan seklinde. Asagidaki fotografi google'dan buldum adanin cografik olcutunu gostermek icin. Kumsallarinin guzelligi, temizligi, denizinin dalgalari ve icine alip goturecekmis hissi ile tam bir acik muze seklinde ada. Adadaki kasabalar Amerika'da alisilmadik olcude icice, yanyana. Bir kasaba bitip digeri baslarken, ucurumvari kiyiya inan kumsali asagida tahmin edemiyor insan. Anlasildi Cape Cod'a tekrar yine yeniden gelinecek. Bu bir on gezi oldu bizim icin 1 hafta neye yeter ki. Bizim hosumuza giden yerler Sandwich, Wellfleet, Chadham, Barnstable ve tabii goremedigimiz yerler.

Yurtdisinda yasayanlar bilirler; varolan tatillerimiz TR'ye angaje oldugundan 1 haftalik kacamak hem yorgunluk dolu hem de bu ulkeyi tanimak acisindan harika oldu. Fotograflari da aktarinca gezi gunlugum tamam olacak. Sonra da eylulde Turkiye...

21 Temmuz 2006 Cuma

Isin Uzmanina Sormak

Bazi konular var ki, "ah iste gozunu sevdigimin Turkiyesinde olmak vardi" diyor insan. Ne mi mesela: saglik. Pazartesi gunu oglanin dizlerinde minik kabarciklar olusmaya basladi. Sali, carsamda azaldi. Persembe artti. Hadi dedik doktora goturelim, goturelim de, burada uzman doktora oyle cat kapi gidilmiyor. Sabahtan en az 30 dermatologun ofisini ariyorum hepsi agustos sonuna kadar dolu. Bazilari ekim ayindan bahsediyor, deli olmamak isten degil. Eger acilse, ya acile gidin ya da 911'i arayin diyorlar. Ya da aile doktorunuzu arayin ilk diye mesaj koymuslar. Yanik ya da bulasici bir durum yok ama icimiz rahat degil. Pediatrist'e gidiyoruz, 2 doktor goruyor yorum yapamiyor. Iste burada kopuyorum. Neden mi? Cunku 2 aylik bebekte dokuntu gibi ensesinde baslayan ve mantar diye diye bizi yanlis yonlendiren bu doktorlar bana, eger ilgi alanlari icinde olmayan bir konuysa uzmanina git dersini verdiklerinden bu yana, ne kulagindaki siviyi, ne vucudundaki egzemayi anlayamadiklarindan tekrar uzman doktor bulmaya calisiyorum. Calisiyorum da, nafile. Ogleden sonra tekrar sariliyorum telefona. Ola ki birisi randevusunu iptal etmistir ya da en erken bana ne zaman randevu verebilir diye. Doktora gitme capimi genisletiyorum. Haftaya tatile gidecegimiz bolge de dahil olmak uzere bir 50 yer daha araniyor. Hepsi "sorry, we're booked until October" demiyor mu, inanamiyorum. Bu arada bazi yerleri tekrar ikinciye ariyorum. Kadin gulerek sabahtan aramistiniz diyor.

Iste boyle bu ulke. Acillik bir durum yok ama uzmanina sormamiz lazim, ya su cicegiyse, ya da virutik bir hastalik basladiysa diye diye ben doktor bulamiyorum. Kendi dermatologu sadece sali ve persembeleri calisiyor. Bari ocak ayina randevu alayim diye mesaj birakiyorum. Iste sirf bu yuzden su anda TR'de olmak istiyorum. Degil ki kap cocugu, disari cik, caddelerde birisinde yazan "Deri Hastaliklari Uzmani" yazan tabeladaki ofise gir. Ona bile gerek yok, ana cocuk sagligi ofisindeki hekim gorsun ve yorumunu yapsin. Cunku pratik olarak bizim ulkemizin hekimlerinin iyi olduguna inaniyorum ben.

MalPractice (MP) bu ulkedeki hekimleri mahvediyor. Zaten bir doktor ofisine girmeye gorun. Ilk kayit esnasinda sanki ev aliyormuscasina, abartmaksizin herhalde 10 ayri dokuman, kagit var, tek tek imzalanip sigorta bilgileri veriliyor. Sigortasizsaniz sizi kabul etmeme haklari var ama hastaneye giderseniz sigortasiz olsaniz da almalari gerekiyor. Tamam bu MP'in iyi taraflari da var. Eger konu ciddiyse ilerde baslarina birsey gelmesin diye ve ozellikle de hasta tarafindan istenmisse her tetkik yapilir ama basit seyler icin grip, nezle, oksuruk, ust solunum yollari enfeksiyonu, kas agrilari fasulyeden hastalik sayilip, gecene kadar gecer felsefesiyle bakilmaz, ilac verilmez. Ozellikle genc hekimler daha bir ilacsiz tedaviden yana olup vucudun bagisiklik sisteminin artacagindan recetesiz satilan ilaclara bile ragbet edilmez.

Saglik faturalari konusuna hic girmiyeyim. Sigortali olanlar da kendi aralarinda yillik deductible, co-pay gibi harcamalar yaparak diyelim ufak odemelerde bulunuyorlar. Bizim odememiz, uzman dr icin $30 ve yillik sinir yok gitmek icin. Aylik bordrodan da belirli kesinti oluyor. Ya sigortasizsaniz.... Himmmm sanirim minik bir visit $250'dan baslar. Diyelim geldiniz ve hasta olup doktora gittiniz? Ya daha sonra adresinize gonderilen faturayi oduyorsunuz, ya da cogu turistin yaptigi gibi yanlis adres veriliyor ya da fatura yirtip atiliyor. Meksikalilar neden siniri gecip, bebeklerini dogurup, 18-20bin$ arasinda degisen dogum harcamalarini devlete yikip sonra da ortadan toz oluyorlar. Sezaryansa bu rakan 5bin$ daha artiyor.

Sanirim hem Amerika icin hem TR icin "ici seni yakar, disi beni" soylemi gecerli. Belirli seyler belirli duzeyde iyi ama ha dedigin zaman uzmana gitmek cok zooooooooor burada, bunu paylasmak istedim.

Sonuc mu ne? Yilmadim ve mutlaka birisini bulabilirim deyip, nihayet Bronx'da bir doktor buldum yarin sabaha. Bakalim neymis?

16 Temmuz 2006 Pazar

High-Tech'ten No-Tech'e

Napalim napalim, hadi dedik ogle sicagi bastirmadan disari cikip gelelim sabahtan. Zira hava sicakligi 38C'lere ulasti bugun. Sehrin ortasinda kurulmus bir koye gittik. 1750'lerde kurulmus somurge donemine ait bir cifligi canlandirmislar ama hakiki kiyafetleri, su degirmeni, tas bugdag misir ogutucusu - yaklasik 120kg agirliginda-, varilleri, bidonlari, bahcedeki calisanlari, su kuyusu, inekleri, tavuklari, koyunlariyla...

Ateste yemek pisirip, bahcelerinde domates, biber, fasulye yetistiriyorlar. Feslegen, maydonoz, dere otu yaninda lavanta bitkisi bile vardi bahcede ve basagrisina iyi gelir niyetiyle sakaklarina suruyorlarmis o zamanlarda. NY olur da bahcede elma agaci olmaz mi? Henuz olgunlasmaya baslamis elmalar, koca bir agac hasat mevsimini bekliyor.

Etrafi gezerken ustumuz basimiz is, misir unu tozu, toprak oldu, iyi de oldu. Genzimiz hayvan kokusuyla dolup, cigerlerimize ateste pisen yemek kokularini cektik sonra da ellerimizi lavantayla misledik. Pek bir hosumuza gitti, nerden nerelere geldigimizi gormek... Kolelik doneminin Amerika'sini, yasamlarini, nelerden gectigini anlamak acisindan ilginc bir tecrubeydi.

PS: Blog komsularimdan gordugum ve sunumunu begendigim Picasa web sayfasina da fotograflari koydum. Bir ustte baska albumlere iliskin fotograflar var. Vakti olana iyi seyirler.

13 Temmuz 2006 Perşembe

Kasirga

Herhangi yagisli bir gun gibi gecse de dun, saat 4'den sonra kiyamet kopmus megersem. Oglani almak icin yola cikiyorum ki, trafigi anlatmaya imkan yok Aynen su yandaki resimdeki gibi. Hah diyorum aynisini gecen sene de haziran sonunda yasadik, hemen Burak'a haber verip o da baska yonden yola ciksin cocugu yuvadan almak icin. Anlamadim ne zaman geldi bu kasirga, ne zaman catilari ucurdu, agaclari devirdi, elektrikleri kesti de ben ancak yola cikinca gorebildim. Ustelik ogleden sonra disardaydim, saga sola gittim, sadece ara ara cok siddetli yagan yagmur disinda -ki bugunlerde hep boyle- olagan disi birsey yoktu.

Neredeyse tum ana arterler kapali, otobanlara devrilen agaclardan ve sel baskinindan hepsi kapatilmis, trafik de ara yollara verilince ben guzel bir Weschester ilcesi turu yapiyorum. Iki universitesi kampusu, iki rezarvuar, aa burada Pepsico varmis, aa burada Wells Fargo varmis diye bilumum sirketlerin arasindan dolasaraktan hicbir yere gidemiyorum. Gecen sene yarim saatlik yolu 5 saatte donmustum diye dusunup bu yilin hesabini yapmaya calisiyorum. Neyse Burak benden onde, cocugu o alacak. Eve donmek de azap verici. Aynen korku filmi gibi aslinda, saka degil iste film olsa bu kadar olur. Insanlar yollarda yuruyor, itfaiye, polis etrafi derleyip trafigi yola sokma pesinde ama nafile. Cok isleri var cok. Biz ise birbirimize saat 9'da kavusuyoruz, bu yil sadece 4.5 saat suruyor.

Not: Resimleri buranin gunluk gazetesinden aldim. Dahasi burada.

10 Temmuz 2006 Pazartesi

iDigitize - Sayisal Yasam

Apple'in urunlerini andirsa da baslik, gecen hafta bir egitim aldim, ordan geliyor. Iki sirket birleseli beri konsolide edilen prosedurler, programlar ve bunlarin hayatimizi nasil kolaylastiracagi yolunda digital dunyaya ait minik bir online kurstu benimki.

Once kurslardan baslayayim. Sirketler artik cok ehem olmadikca elemanlarini baska sehre ucurtup otel, gunluk harcama gibi gider yapmak yerine, ofisinden ayrilmadan egitim aldirmayi hedefliyor. Bize 40 saat zorunlu egitim koyuyorlar her yil. Bu 1 haftaya denk ve mumkunse online, degilse isyerine gelen egitimcilerden o da olmadiysa gereken yerden (cogu zaman Motorola kampusunde) egitim almak zorunlu oluyor.

Toplanti yapacaksaniz, net meeting'i kullanin diyor iDigitize egitimi. Zaten ulke capina yayilmis sirketlerde, yillardir sesine asina olduklarimizla basta konferans toplanti olmak uzere konusup duruyoruz telefonda. Fax gonderilecekse ozel fax programi var, elektronik dokumani ilistirip enter'a basmak kafi. Seyahatler icin oncelikle sirketin calistigi seyahat acentasinin web sayfasini kullanin, ucus, otel, araba rezervasyonlarinizi ordan yapin, olmazsa seyahat sirketini arayin diyorlar. Donunce gider raporlarinizi online girin, su adrese emailleyiverin diyorlar.

Gunluk yasamda mektuplar oldu e-posta, para oldu plastik kart, yastik altinda duran mangirlar, bir yerlerdeki bankada, uzerinde parmak izi olacak diye sakindigimiz fotograflar web albumlerinde yeri aldi bile. Dogum gunlerinde e-kart atip, bayramlarda karsiligini bekler olduk SMS'le ya da e-postayla. Eskiden sevgili gunluk diye basladigimiz yazilar girdi bloglara. Cep telefonuyla mesajlasip, istedigimiz anda bir ses verip, bilgisayarin tepesindeki kamerayla da bak iste karsindayim diyoruz. Ucak biletlerimizi, otellerimizi internetten ayirip, hatta ucakta nereye oturacagimizi, hangi menuyu isteyebilecegimizi bile secebiliyoruz. Bir de yanimiza kimin oturacagini gorsek ne iyi olurdu ya :)

Alisverislerimizi online yapip, kitaplarimizi, muziklerimizi minik aletlerde dinliyoruz. Adres defterlerimiz PDA'lerde, yol haritalarimiz GPS'te. Evdeki telesekretere gelen mesajlar emaile donusturulup dinleniyor, istenirse kim, ne zaman aramis, log'lardan gormek mumkun. Is yerlerine elektronik kartla girilip, bilgisayarlarda kim hangi siteyi surflemis, buna mutakabil ne kadar is yapmis, patronun onunde. Sonracigima TV'ye baglanan ve adina TiVo denilen hard diskler sayesinde, programlari kaydetmek, mutfakta pisen yemege bakip gelene kadar pause etmek, hatta gelen reklam sinyalini alip, o arada bir iki telefon konusmasi yapmak bile mumkun. Bunlar artik o kadar standartlasti ki, gunumuz bilgisayar karsisinda ekrana bakmakla gecince her tik tik, klik klik oluyor karpal tunel, boyun fitigi ya da klavye sendromu.

2 yil once bir proje sirasinda yan grubun muduru geldi bana ve "Jessica'nin bu sabah ne zaman sisteme girdigini soyler misin" dedi. Projenin buyuklugunden ve bitirilmesi gereken kisitli zamandan dolayi vardiyali calisiyordu teknisyenler. Baktim Jess 2:00AM siralarinda girmis, sabah 6:00AM'de cikmis. Halbuki aralarindaki anlasma, aksam 10'da baslayip sabaha kadar calismak seklindeymis. Sonradan ogrendigimize gore, Jess o gun evinde parti verdiginden ayilamamis olsa gerek, isi de savsamis ve baska ustuste gelen olaylar neticesinde isten ilisigi kesilmisti. Bunu neden yaziyorum. Cunku sayisal cagda ardimizda biraktigimiz ayakizlerinden, bir de bizi izleyen abilerimiz, ablalarimiz var unutmayalim. Diyorlar ya big brother is watching you diye...

Yeniligin, uretmenin, teknolojinin sonu yok. Simdi bu egitimin ustune bahsedilen yeni link'i kullanip iCliq'den haftaya gidecegim DC gezisini ayarlamam lazim. Yoksa diyecekler bu egitimin ustune "sen hala dijitallestiremediklerimizden misin?"

6 Temmuz 2006 Perşembe

Algida Secicilik


Boyle oluyor disarida yasayinca. Ne zaman TR ile bir haber, yazi ciksa kulaklarimiz dikilip dikkatle dinliyoruz, izliyoruz. NY Times yazdi gecenlerde. Yazinin tamami burada ingilizce. Kiyilarimizi oven, bizim icimizi buralardan cekip, "ah simdi orda olmak vardi..." dedirten cinsten.

30 Haziran 2006 Cuma

Kitaplarin Bir De Bu Turlusu Var


Audio book'lara merak sardigimizdan bu yana iPod'a zaman zaman yeni kitaplar koyuyorum ancak bunu hic gormemistim. Herkesin MP3 calari olacak degil yana... 5cmX10cm boyutlarinda su yanda gorulen tasinabilir kitabi, audio formatinda yapmislar adina da "Playaway" demisler. Ayni CD calar ya da MP3 calardaki gibi; ileri, geri, durdur, ses ayari dugmeleri var. Biz kutuphanede bulduk ve simdi Burak dinliyor Jack Welch'in "Winning" kitabini.

Jack Welsch General Electric's'in CEO'su ve Chairman'iydi gecen yil emekli olana kadar. Bu kitabi gecen yil Newsweek'te tanitildigindan bu yana aslinda hep aklimdaydi okumak. Bir ara Barnes & Noble'da da karistirdim sayfalarini. Is hayatina iliskin stratejiler, ust duzey yoneticilere verimliligi arttirmak icin oneriler, kriz yonetimi, birlesmeler, is-ozel hayat dengesi gibi konular var icinde. Simdilerde Fortune 500 sirketlerinden bazilarina danismanlik yapiyormus kendi kurdugu sirketi ile.

Soyledigi herseye kulak verilebilir de is-ozel hayat dengesi konusunda kendisi basarisiz olmus bir insan ancak teorik duzeyde konusur diye dusunuyorum. Ilk evliliginden 2 cocugu olmus ve yetisirlerken hic yanlarinda olmamis. Hafta sonu ve hafta ici gec saatlere kadar calisan is kolik bir adammis. Galiba CEO'larin baska turlusu de olmuyor. Bakiniz Bill Gates nasil da hayattaki onceliklerinin farkina vardi ve adim adim bunu duzenleyecek stratejilerde bulunuyor. Ne denir, sapka cikarilir Gates gibisine...

27 Haziran 2006 Salı

Film: Arabalar

Taa kisin trailer'inin gosterildigi zamandan bu yana, bu filmi bekliyorduk. 9 haziranda vizyona girdi ve biz de gecen hafta havanin yagmurlu ve disarida gezilemeyecek olmasindan yararlanarak araba sevdamizi gidermeye gittik. Film sadece arabalardan yaratilan karakterlerden olusuyor. Efektler, muzik, seslendirme, konu butunlugu acisindan dort dortluk bir film. Zaten Pixar yapmis, baska soze gerek var mi? Zaman zaman insani yakalayan duygusal karelerde gozumuz nemlendi -animasyon deyip gecmeyin bu arada- cogunlukla da yerimizde neselenip bizim arabanin yarisa katilip, kazanmasini istedik.

Biz cok eglendik, ozellikle erkek cocuklu ailelere tavsiye edilir.

18 Haziran 2006 Pazar

YE #11: Balık

"Balik yedigin gun olmezsin" derdi arkadas. Her ne zaman disari ciksak hep somon ismarlardi ama hep somon yer ve yorumunu yapardi ardindan. Simdi Bezen'in balik ye etkinligine katilmayi dusunup, evde de sik yedigimiz somonu gorunce bu sozler aklima geldi.














Balik bana hep cocuklugumu ve ilk gencligimi hatirlatir; deniz kokulusu, ustundeki pullari, bazen cirpinan kuyrugu, tuz ve fosfor kokulusu gelir burnuma gelir cocukluk yillarimdan. Cupralar, levrekler, sardalyeler, karagozler, palamutlar, torikler derken bir Marmara cocugu olarak annemin izgarada pisirdigi baliklar, ananemin mevsimine gore asma yapragina sarip kizarttiklari -daha cok sardalye ya da hamsiydi bunlar-, dayimlarda adam basi soyle kallafi karagozleri kafasi ve kuyruguyla yiyisimiz, disarda kiremitte yediklerimizden simdilerde ancak somonla kendimizi avuttugumuz zamanlara dair ne cok balik lezzeti var hayatimizda. NY bolgesinde denedigimiz degisik baliklar oluyor; ara ara kedi baligi, Ispanyol ya da Norvec makarelleri, tuna baligi (eti cok siki, biftek gibi) hatta Turkiye'den ithal gelen hamsiler ama dogrusu, hicbirinin tadinda eskilerde yedigim ya da yazin gittikce kendizi balik kurune adadigimiz lezzeti bulamiyorum.

Somon icin denizlerin tavugu demek yanlis olmaz. Yerken miktarini iyi agirlamak lazim zira sindirimi agir oldugundan rahatsiz edebilir cok yenirse. Omega-3 ve E vitamini acisindan cok zengin olup aslen bu balik etinin rengi beyazdir. Balik yemine konulan ozel bir madde ile rengi pembemsiye donusur ya da avlandiktan sonra suni olarak renklendirilir. Alaska, Norvec, Sili taraflarinda avlanan okyanus baligidir somon.

Simdi benim 2 klasik somon tarifim var. Kremali somon ya da izgarada pisirilen. Yaz gelince firin yerine izgarayi tercih edelim dedik.

1/2kg somonu, zeytinyag, limon, hardal, sarimsak, karabiber ve soya sos ile buzdolabinda 1 gun boyunca maride ediyorum. Izgarada dagilabilme ozelliginden dolayi hep altina aluminyum folya koyup orta sicaklikta icinin rengi degisene kadar iki tarafini pisiriyorum. Somonun yanina brokoli ve patates iyi gittiginden somonlar pisirken de bunlari hazirliyorum diger yandan. Eee yanina bir de bol yesillikli bir salata ve dolapta sogutulmus beyaz bir sarap ya da hafif tatli severseniz pembe sarapla harika bir kombinasyon oluyor.

Herkese bol balikli gunler.

16 Haziran 2006 Cuma

Forward Fahri

Simdilerde azaldi, belki benim tepkisizligimden belki sirketin spam filtrelerinin iyi calismasindan ya da aramizdaki forward fahri'lerin giderek azalmasindan. Sabah geliyordum ise, tonlarca frw baslikli email. Bebekli, gulucuklu, bunu 10 dostunuza dagitin hayatiniz degisecek'li, denendi Microsoft her gonderene su kadar para veriyor'lu emaillerden bahsediyorum. Bazilari hakikaten komik. Karikaturse mutlaka bakar, eglenirim ama hayatimi degistirme ustune bin yemin edenler varsa dogru cope. Iste asagidaki resimleri koyarken bunu dusundum. Yollayan da benim patronum :) Ben de kimsenin inbox'ini sisirmeden bakarsaniz egleneceginizi dusundum.

Radikal'de bir yazi cikmisti bir sure once. Arsivde duruyor hala bir bakin. Su gelen her email'i ileten tipler hakkinda.

Ha bu arada Selcuk Erdem'in karikaturlerinin oldugu postalara bayilirim, bunlar konu disi :)

Cuma Postasi - Hep Bizde Olacak Degil Ya !!





7 Haziran 2006 Çarşamba

Ye-Me Ustune

Bugun Msn yazmis, yeme aliskanligini nasil degistiririz diye. Ingilizcesi burda, ben basliklari Turkceye cevirip kendi yorumlarimla yaziyorum.

Simdi diyor ki; diyetlere tabi olup zayiflamaya kalkanlardan 10 kisiden 9'u basarisiz oluyormus. Bunun sirri da sadece sizde ve yeme aliskanliklarinizda.

1. Egitimli olun :Yediklerinizi inceleyin, besin faktorlerinden haberdar olup icindekileri inceleyin.Zaten glisemik index'ten tut da, 25 dk tempolu yuruyus ile ancak bir paket cipsi yaktigimizi, lifli yiyeceklerin icindeki besin degerlerinden en sevdigimiz yiyeceklerin ne kadar kof ama lezzetli olduklarina kadar bilmedigimiz yok.

2. Yediklerinizi bilgelikle secin: Duygularinizi kontrol altinda tutup hemen herseye saldirmayin diyor MSN sayfamiz.

3. Bilincli yiyin: Anladik bu konuda nirvana'ya erilecek yakinda.

4. Gercekci olun: Hayatinizin geri kalan kisminda isteksiz oldugunuz seyleri diyetinizde yapmayin. Anlamadim ?!?!?! O zaman pasta, kek, cips, bira, sarap, cukulata, peynir kalsin simdilik listemizde.

5. Have fun demis, yani bence "severek yediginiz hicbir sey kilo yapmaz" felfesini mi vurgulamak istiyor. Bunu cok sevdim :)

6. Arada bir kendinizi simartin: Arada bir diyor, her gun aksam yemeginden sonra tatli yiyerek degil. Ya da her ogleden sonra minicik diye baslanan cukulatalarla da degil.

7. Vucudunuzu dinleyin: Her yemekten sonra akliniza simdi bunun ustune dondurma iyi gider, hatta ustune biraz ceviz ve yaninda cilek ve muzla iyi gider diyorsaniz hapi yuttunuz. Bu demek ki, katlanan belinize, biraz da bacak bolgesine bakip vucudunuzu izlemek anlamina geliyor.

8. Trendlere karsi ihtiyatli olun: Hani kadinlarin Marilyn Monroe zamaninda oldugu gibi dolgun, balik etli ya da daha eskiye gidersek 18. yy'daki gibi kilolu olmanin makbul sayildigi zamanlara aldanmayin. Schonbrunn sarayindaki kadinlara hep hayran oldum, ne kilo derdi, ne yaz geliyor fit olayim derdi varmis diye dusunmustum. Gene bu donem iyi, ya Twiggy'le gelen o hastaymis gibi gorunen incelik tutkusu neymis oyle. Yani bu donem gelip gececek uzmeyin tatli caninizi.

9. Yeni ugraslar bulun: Kilo yapan durumlar, cogunlukla acligi gidermek icin degil, duygularimizi bastirmak icinmis. Hemen scrapbook, patchwork, bisiklet, hiking ne ugras olursa baslanacak. Mars mars.

10. Kutunun disinda dusunun: Kisa zamanda ne kadar kilo kaybettiginiz degil, uzun zamanda nasil kilonuzu nasil korudugunuz onemli. Basaramiyorsaniz tekrar bastan baslayin. 1. Egitimli olun...

Iyi sanslar...

6 Haziran 2006 Salı

06.06.06

Kac gunun tarihi bu kadar guzel olabilir ki. Acik, gunesli, umut dolu bir gun. 06.06.06'da soyle birsey olmustu diye tarihe gececek bir animiz yok henuz.
666 sayi dizimi Hristiyanlikta seytani temsil edermis ve ugursuz olarak kabul edilirmis. Hatta bununla ilgili Omen filmi vizyona giriyor (ya da girdi bile). Bir sure once okumustum gazetelerden birinde. TR'de pek cok insan bugun evlenebilmek icin, gun almis belediyeden. Unutkan esler icin secilecek guzel bir tarih :) Ilerde mazaretleri olmayacak ne gun evlenmistik biz diye.

1 Haziran 2006 Perşembe

Not Made in China

8 tane tenis kortu var benim gittigim okulun bahcesinde. Gecen yil da dikkatimi cekiyordu, bu yil da ayni durum. Abartisiz, 8 kortun 5'inde Cinliler oynuyor. Cocuklarina ders veren, ders aldirandan tutun da, pek cok yas grubunda tenis oynayan Cinliler. Arada bir Hintli goruyorum nadiren, kalan kortlarda beyaz Amerikalilar var. Thomas Friedman'in "The World is Flat" (Dunya Duz) kitabini bitireli epey bir oldu. Hafta sonu gene Tony'le basladik tenise. Ders dedigim de hem felfese, hem tenis. Kendisi dis gorunus olarak kirma zenci desem dogru bir tanimlama olur mu. Ara ara beyazlarin yaptigi ayrimciligi konusuyor benim bu ulkede gocmen olmamin rahatligindan. 60 yaslarinda ama topluma birseyler vermeye gonul vermis biri. Oyundan sonra, cantasindan bir dosya cikardi ve bu yaziyi oku ne dusuneceksin dedi. Makale NY Times'in 9/16/05 tarihli Thomas Friedman'a ait kosesinden. Singapur'daki cocuklarin matematikte nasil basarili oldugunu yaziyor.

Gecen yil Zeynep Gogus yazmisti kosesinde 60 milyon Cinlinin piyano caldigini -nerdeyse TR nufusune esit. Dunya Duz kitabinda carpici istatistikler var. Amerika'nin bilim, teknoloji ve yuksek ogretim basta olmak uzere ustunlugunu kaybetmeye basladigini, Cin'in ve Hindistan'in butun buyuk corporate sirketlerin (Microsoft, Cisco, Sun, HP Dell vs.) arastirma merkezleri icin nasil cazip hale geldiginden, master sonrasi secme sinavla Microsoft'a alinan kisilerin 2 yillik arastirma sonunda doktora denkligi kazandiklarindan bahsediyor uzun uzun.

Buraya gelen herkesin dikkatini cekiyor. Amerika'dayiz ve Amerika'da uretilmis urun yok diye. Artik hemen hemen hersey ama hersey Cinde yapiliyor. TR'de de durum ayni, Avrupa pazarinda da. "Made in China" olmayan birsey var mi?

Malum Amerika'da musteri hizmetleri cok onemli. Malin ya da servisin memnuniyetinin garatisini saglamak olmadik taklalar atiyorlar musterilere. Herhangi bir konuda telefonla yardim istediginizde aksanindan Hindistan'la konustugumuzu anliyoruz artik. Buradaki hemen her sirket bu servisi uzak doguya off-shore etmis durumda. Henuz %100 memnuniyeti saglayacak asamada degiller ama oraya da gelecek sira, hizla ogreniyorlar cunku.

Egitimle ilgili istatistiklere kulak verdigimde de bu ulkede bile basari orani uzak dogululardan baslayip, beyaz Amerikalilar diye gidiyor. Zenci ve hispanik gruplar oldukca alt seviyede hala.

Onumuzdeki 10-15 yil sonrasina Asya-dominant baska bir dunya olusuyor gibi. Iste tum bunlari dusunurken acaba cocuklarimiza Mandarin, Ispanyolca, Portekizce de mi ogretmeli diye aklimdan geciriyorum. Uc dil diyor Bedri Rahmi siirinde, pek de dogru diyor.

ÜÇ DİL
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde düsünüp rüya göreceksin
En azindan üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayagin kadar senin
Ana sütü gibi tatli
Ana sütü gibi bedava
Ninniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabanci
Her kelime arslan agzinda
Her kelimeyi bir bir disinle tirnaginla
Kök sökercesine söküp çikartacaksin
Her kelimede bir tugla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksin

En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Canimin içi demesini
Kirmizi gülün ali var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atin ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
Insanin insani sömürmesi
Rezilligin dik alasi demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür, gümbür demesini becereceksin

En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azindan üç dil
Çünkü sen ne tarih ne cografya
Ne su ne busun
Oglum Mernus
Sen otobüsü kaçirmis bir milletin çocugusun

29 Mayıs 2006 Pazartesi

Ask Yeniden

Kacirdigimi dusunmustum bu yil. Annem telefonda anlatiyor hangi donemde oldugunu. "Simdi daha kucuk bilye kadar, olgunlasmaya basladi Figen, tam sulu zamani yok yok anlatmiyim, biraz yumusamaya basladi, sen artik sevmezsin..." Ckale'de bahcede erik agaci var ve cocuklar o kadar cok yoluyorlar ki daha olmadan, olgulasmadan. Kizamiyorum bile. Cunku seven cok sever ve ben cok ama cok severim erigi. Can erik, papaz erik olacak, yikayip yiyeceksin hemen. Hic durmadan, marketten alip dogruca yiyeceksin. "O kadar yeme karnin agrir" bu sozler ya annemin ya da Burak'in sozleri. Kendimden gecercesine severim cunku ve her yil bu aski yasarim eger buralarda bulup yakalayabilirsem.

Bir tane agzina atarsin, bir citir sesi gelip, kutur kutur yerken, kendinden baskasinin sesini bile duymazsin. Cekirdeklerin kenarlarina kadar iyice siyirip yeni bir yesili kestirirsin gozune. Ben arsizlik edip once en guzellerinden baslayanlardanim. Soyle en dolu, iri, sulu ve kutur olanlari yerim once. Ilk 10-15 tane hizimi keser, hafif dislerim uyusur ama beynim takintili bir kere, ask bu, daha fazla, hepsi, beni de ye derken torbanin sonu gelir. En cok da, en sonuncusunu yerken huzunlenirim. TR'de olsam kolay, yenisi kose basindaki manavda, ya burda. Simdilik idareli gidiyorum, sadece 2/3'u bitti. Devami denk gelirsem seneye.

Nedendir bilinmez, arastirmadim da ama bu can erik galiba bir tek bizde var, bir de CA'de. Bu hafta sonu Turk marketinde gordum ve kaptim hemen 2 poset. California'dan geliyormus. Avrupa'da hic gormedim, bizim bu tarafta da yok. "Cekirdekten erik agaci olur mu acaba" diyorum aksam, bir bakmali internete bu konuda.

Yaz geldi artik, erik de vardi bu hafta, ben keyiften dort kose olmayayim da kim olsun...

26 Mayıs 2006 Cuma

Gundem

Buranin gundemi oldukca sicak su siralar. Aslinda cok onemli olaylar olmadikca, kisisel bazda o kadar da etkilenmiyoruz gundemden. Ben telekom sektorunde oldugumdan biraz da, kulaklarim uzadi bu konuda. Gecen haftanin en cok konusulani ve bugunlerde de devam eden, devletin 3 buyuk telefon sirketinden konusma kayitlarini iceren bir veritabani olusturdugu. Su ana kadarki olusturulan en buyuk database oldugu iddia ediliyor. Bir konusma dosyasinin ne kadar tuttugu dusunulurse, bu veritabaninin buyuklugunu tahmin etmek kolay degil.

Enroncular yargilanip, suclu bulunuyor, Istanbul havaalaninda yangin cikinca CNN'in ve Fox'in yayinlarindan durumu takip ediyoruz sicak sicak. Sinema sektorunde gecen hafta vizyona giren "Da Vinci Code" her yerde haber olmaya devam ediyor. Bir de bu sektorun en glamour cifti Brangelina'nin bebeklerinin dogumu sabirsizlikla bekleniyor artik :) Nerden mi biliyorum bu magazin haberleri? Marketlerde kasa kuyrugunda beklerken en keyifli sey, dedikodu dergisi karistirmak.

TV dunyasinda da sezondaki diziler bir bir veda etti/ediyor. Bu hafta Lost'a gule gule dedik eylule kadar. Benim seyrettiklerimden 2 hafta once Gilmore Girls (GG), sonra Grey's Anatomy (GA), bu hafta basi Desperate Houseviwes (DH) 2 saatlik sezon finali ile ekranlara veda ettiler. Bir butun olarak yazilmadigi belli, heyecan yaratmak icin surekli yeni olaylar ve karakterler uydurulan DH, drama mi, komedi mi belli degil ama ABC'ye iyi para kazandirdigi acik. GA benim ilgiyle izledigim tip dizisi. Adina forumlar duzenlenip, Mr. McDreamy'i acimasizca elestirenler oldugu halde, tabii ki karsit gorusler de olusmus hemen (evli ve bolumundeki diger intern dr'a asikti ama bu sezon namuslu kocayi oynamaya karar vermesine ragmen, sezonu duruma uygun bir sekilde sonlandirdilar kanimca). Lost ara ara denk geldikce izledigim dizi oldu ama aradan yakalamak hic zor degil. Issiz adaya dusen bir ucaktan kurtulup, adadan kurtulamayanlarin oykusu. Her kahramanin kendi oykusu var. Yaratilan onca gizeme ragmen beni gene de cok sarmadi. GG ise populer kulturu yakalamak icin ideal.

Bizim is gundemimizde, alternatif is saatleri var. Yazin olmak uzere, haftada 4 gun X 10 saat calisip pazartesi veya cumayi izin almak mumkun. Ya da 4 gun X 9.5 saat calisip cumayi yarim gun izin almak mumkun. Gunde 8 saat uzun gelirken ben kendi calisma saatlerime devam ediyorum bu durumda.

Biliyorum TR gundemi de cok yogun su ara. Eee sizin gundeminizde neler var?

23 Mayıs 2006 Salı

Bzzzzzz Usudum

Bu adamlar deli zaten. Kisin usumezler, 23C'yi gecse hemen klima calisip, masalarina bir de fan takarlar serinlemek icin. Iceriye girip masama oturamiyorum yaz olunca. Icimi titretircesine soguk, buzzz gibi. Havalar da soyle 20C'yi asmadi ki, disarda bunalip kendimizi serin bir ortama atalim. Hatunlar ayri alem. Parmak arasi terlikler, sandaletler cikti, naylon coraplar atilip hemen kolsuzlar giyilmeye baslandi bile nisandan itibaren. Yan komsum Ingiliz. Birkac hafta sonu belki 25C'lere varan guzel gunesli hava yasadik nisanda. Kari koca hemen sezloglara kurulup, mayolarini giyip, soguk biralarini da alip bu sicak havada (!) uzun uzun guneslendiler.

Alsiveris merkezleri, sinemalar, restaurantlar, bankalar, toplu tasima araclari, is yerleri bu yaz aylarinda soguktan cekilecek gibi degil. Bir araba kiralayin, AC'si sonuna kadar aciktir. Oteller de keza oyle, 20C'yi asmaz. Ustten havalandirma yetmezmis gibi, bir de bizim santralde yerden havalandirma var. Arada bir girmem gerekirse hirka, mont ne bulursam geciriyorum sirtima ve mumkun olan en kisa surede kendimi ofisin diger daha az soguk kosesine atiyorum. Gecen sene Bezen akil etti de masama bir portatif isitici koydum.

Komik oluyor disarda hava sicakken, yazin isinmayi istemek.

Izlemeye Devam

Artik bu son fasil sanirim robinlerimiz hakkinda. Anne kus hala ortaliklarda olsa da, yuvada 5 yumurtadan 2'si kaldi, kalan 3 kardes uctu gitti. Bu Amerikan Robinler 11-14 gun arasi kuluckaya yatar, sonra yumurtlar, yuvadaki bebek kuslar tuylenip 15 gun sonra ucmaya hazir hale gelirlermis. Yeni dogduklarinda gittik gorduk, bir de fotograflayamadigim bir halleri vardi. Gagalarini yukariya dogru uzatip annelerinden yiyecek bekler halleri, gercekten olaganustu anne-yavru iliskisini gosteriyordu. Bakalim bu yumurtalar ne olacak en sonunda?

Bu yavru kuslarin yuvadan ucup gitmesi bana Newsweek'teki bir yaziyla, is yerinden birisiyle olan konusmami hatirlatti. Su siralar ortalik mezuniyet geceleriyle kayniyor. Kuaforler, magazalar, limuzunler hep O geceye hazirlanmak icin. Is yerinde bir arkadasin kizi liseyi bitiriyor ve Duke Universitesi'nden kabul aldi. Gecenlerde mezuniyet gecesini de yapmislar ama annesi yavru kusu evden ayrilacagi icin cok uzgun.

Bana kendi yavru kusumun yuvadan ucmasi icin daha cook zaman var gibi geliyor, oysa kendimi dusunuyorum; dun gibi liseyi bitirisim, Istanbul'a gelisim, okula baslamam...

21 Mayıs 2006 Pazar

Scarsdale Araba Fuari

Zaman zaman otobanda yanimdan Porsche gecerken goruyorum. Gipta ediyor muyum hayir (!), bana gore basik, alcak, klostrofobik ama bu isten anlayan bizim evin erkeklerine gore ucak gibi motoru, sanatsal tasarimi ve celik gibi govdesiyle yollara yakisiyor. Amma lakin bu Amerikan otobalarinda bu arabalara biraz aciyorum. Ben de 65Mph (105KM) ile gidiyorum, hadi o da gitse gitse 75'le (120KM) gitsin. 80'i (130KM) gecerse kesin bir yerlerdeki polise yakalanir. Zira hiz siniri 55-65Mph arasinda degisiyor bu ulkede otobanlarda - guneyde biraz daha iyi bu arada-. Sehir ici sinir ise 30Mph. Diyecegim o ki bu ulkede bu yollardaki hiz siniri ile bu arabalarin keyfine varilmaz. Almanya'da biz kiraladigimiz arabayla ibreyi 180kmh'e zor getirirken (zavalli WV o kadara cikiyordu ancak), yanimizdan 250'kmyle ruzgar gibi geciyordu BMW'ler, Mercedes'ler... Ama onlar Alman otobanlari. Burada en fazla 20cm asfalt dokulurken, Almanlar bunu 30-35cm'e kadar yukseltiyorlarmis.

Bu pazar hadi dedik Scarsdale Araba fuarina gidelim. Kasaba merkezini kapatmislar, etrafta yasayan araba asiklari ve arabalarina asik olanlar da getirip sergiliyorlar arabalarini. Neler yoktu ki, anlasam da saysam ozellikleriyle beraber. Mayham'lar, Lamborghini'ler, Ferrari'ler, Rollce Royce'lar, Nuhu nebiden kalma klasik arabalar, BWM'ler, Mercedesler... Sahipleri, gorucuye cikmis gelin gibi sergiliyorlardi cicilerini. Nasil da gururluydular, her soruya cevap verisleri, arabalarini anlatmalari, goz ucuyle diger arabalari kesmeleri; ancak bir erkek dunyasina aitseniz anlasilabilecek turden bir rituel tasiyordu.

"Araba dedigin kirmizi olur" der Burak. Onca arabanin renklerine bakiyorum kirmizilar, beyazlar, maviler, bahar senliginde dizilmis sira sira ama hakikaten kirmizi spor arabanin havasi baska oluyor.

12 Mayıs 2006 Cuma

Kapta Eriyenler

Is gezileri, yeme icme mevzuunda yazilacak bir suru materyal olusturuyor. Reston, VA'daki ilk aksam buyuk patron bizi Melting Pot diye fondue restaurantina goturdu. Icersi mahzen gibi biraz Alman restaurantlarini andiriyor. Toplam 20 kisiyiz. 10'arlik 2 masa hazirlanmis ve halihazirda peynirli fondue'ler kaynayan tencerelerde bizi bekliyor. Ardindan salatalar geliyor ve sonrasinda asil yemek diye tanimlanan cig etlerden olusan marine edilmis tavuk, inek ve dana etleri buyuk bir tabak icinde herkesin onunde yer aliyor. Bir de brokoli, kabak, patates, mantar ve karnibahar tabagi geliyor.

Olay su: Masanin ustunde fonduelerin kaynadigi iki ocaga tavuk suyu, birisine de kirmizi sarap suyu geliyor. Fondue cubuklarina bu etleri dizip kaynayan tavuk ya da sarap suyunun icine atip bekliyorsunuz. Kirmizi et icin 3dk, beyaz etler icin 2 dk denildi. Pistikce yiyorsunuz. Sebzelerin pismesi biraz daha uzun zaman aliyor. Hele patates, ben pisenini gormedim zaten. Bu fasil kimseye cazip gelmedi, hatta yemekten cikip kosedeki Chili's e gidelim mi dedik. Ama son kisim var ki sirf bunun icin bu restauranta gidilir.

Icinde muz, cilek, marshmallow'dan (bizde boyle birsey var mi bilmiyorum, lokuma benzer birsey) olusan buyuk bir meyva tabagi gelir, ortaya da uc ayri lezzette cukulata tenceresi. Tanrim yok boyle bir lezzet. Iyi ki ana yemekte doymamisim. Cukulatalar kaynadikca, muzu mu batirsam, cilegi mi batirsam yoksa ben o minik tencerenin icine mi girsem karar veremiyorum. Bu kadar mi lezzetli olur? Tikanmanin ve tikinmanin sonu yok, tencerede kalani utanmasam yanimda goturecegim. Ama herkes benimle hemfikir.

Yolu dusene sadece cukulatali fondue icin tavsiye edilir.

Shamshiry Restaurant

"Iran Restaurant'i var orda bulusalim" dediler bana, "olur" dedim. Virginia'dan NY'a donmeden onceki gun oglen yemegine, baska bir grupla is yemegi sikistirip otele 15dk uzaktaki restauranta gidiyorum arabayla. Erken gittigim icin uzun uzun menuye bakma imkanim oldu. Daha once Iranli bazi kisiler tanidim ve mutfaklarinin bize benzedigini biliyorum. Hatta birinin evinde perde pilavli, aya kofteli bir ziyafete de davet edilmistim yillar once. Kebap ana yemek olmak uzere mezeler, salatalar ve tatlilar var.

Ben tavuk kebap istedim, yaninda bol safranli pilav geldi. Baska birisi adanaya benzer kebap aldi. Birisi kuzu etinden yapilmis digeri de milet mignon'a benzer et aldilar. Menulerinde yogurttan yapilmis mezeler var. Cacik ve ayran dikkatimi cekiyor baska isimler altinda. Tatli kisminda cok cesit yok ama baklava ayni isimle menude, ayni bizde oldugu gibi. Birkac saat once kahvalti yaptigimdan canim pek birsey cekmiyor ama dikkatimi ceken bir aciklama var Shirazi Salata icin ( bu salata bizim coban salatasinin karsiligi). Hosuma da gitti dogrusu. Bu arada Shiraz, bizim bildigimiz Iran'in guneyindeki Siraz kenti, salatasiyla mi unlu bilmiyorum ancak.

"Comert olan salataya yagi ekler, cimri olan sirkeyi, bilge adam tuz ve biber eker, aptal olani da karistirir"

Eski zamanlarda bana Iranli bir arkadas 1.5 milyon Iranli var Amerika'da demisti. Cogunlugu Virginia (DC'ye yakin bolgede) ve LA'de yasiyorlarmis. Kendilerini radikallerden ayirmak icin, eski modern Iran'in ismi olarak Iran'li yerine Persian (Fars,Pers ?) demeyi tercih ediyorlar. Kendisinin ve ailesinin eski fotograflarini gostermisti, devrim olmadan onceki doneminde ceklimis. Mayolu, elbiseli, kimsenin zorla kapatilmadigi doneme ait siyah-beyaz resimler... Sanki Fransiz bir ailenin resimlerine bakar gibiydim ve iste boyle degisebilirmis insanlarin ve toplumlarin kaderi diye icimden gecirmistim. Bugunlerde buyuk bir tartisma olusturan Iran icin soylenebilecek cok sey olmakla beraber, gundem olustururken de salata konusunda kendi soylemlerine kulak vermelerini dilerim.

11 Mayıs 2006 Perşembe

Bebek Robinler


Bir de yumurtadan cikmis haline bakin su bebek robinlerin. Biraz urkunc degil mi? Aslinda bakmaya, izlemeye korktuk, o kadar narin ve kucukler ki. Hizli hizli nefes alislari, zar gibi derisinin altinda anne sicakligini beklemeleri, basini kaldiramayacak kadar zayif ve caresiz olmalari. Sadece birkac saniye izledik, sonra annesinin kanatlarina girmesine izin verdik. Anneyi ve bebekleri uzmeye icimiz elvermeden simdilik hoscakalin dedik.

8 Mayıs 2006 Pazartesi

Gulumun Soldugu Aksam

"Aaa nasil olur, cok da iyi gorunuyordu o toplantida" diyor Esra'yla konusurken pazar aksami. Gunduz gazeteleri okurken gozume ilisti haberi ve icimden birsey eridi sonrasinda. Ekimde NY'daki Oykulu Geceler gelmis biz de Esra'yla katilmistik bu soylesili okuma gecesine. Hatta bir resim bile cektirdik beraber. Ufak tefek, ciddi suratli, konusurken dusunen, guzel konusan ve guzel yazan adamdi Erdal Oz.

Gocmus gitmis bu dunyadan...

5 Mayıs 2006 Cuma

DC'nin Tam Sinirinda

Nefis bir hava var, acik, gunesli, simsicacik. NY'dan bile daha sicak diye dusunuyorum. Elimde valizimle yandaki havaalanina dogru yururken icimi bir heyecan kapliyor. Ben havaalanlarini sevenlerdenim. Ucus uluslararasiysa free shop'lari gezmeyi, parfum ustune parfum denemeyi, kolumda bir dolu dergiyle ucagi binmeyi seviyorum. Bu defaki ucusum toplam 1.5 saatlik ve istikamet ev, NY. Sanki uzun zamandir evden uzakmisim gibi hissediyorum oysa toplam 3 gundur uzagim ama ailem burnumda tutuyor.

Bolumun "butun gruplar elele" toplantisi vardi Reston, VA'da. DC burnumuzun dibinde 30km kadar uzakta. Her turistin yaptigi sehir turu; beyaz sarayin onunden gecmek, Lincoln anitina yurumek, Georgetown'daki gosterisli cafe'lerden birisinde yemek yemek, muzeleri gezmek gibi etkinlikleri daha onceki ziyaretlerimde yaptigimdan bu defa grubun aksam yemeklerine katiliyorum. Gene de kafa dengi birisiyle sehirdeki kuluplerden birisine caz dinlemeye gitmek hos bir keyif olurdu diye dusunuyorum... Bu defa sadece Reston, McLean ve Vienna arasinda gidip geliyorum o kadar.

Neyse toplantilar bitti, gonul rahatligiyla eve donme dusuncesi var check-in olurken. Hava da guzel ya, ucus iyi gecer diye dusunuyorum. Bizim takimla bulusuyorum ucus kapisinda. Jeana'yla ayak ustu konusuyoruz. Minik sirket dedikodulari yapiyoruz, daha cok o anlatiyor. Bazi acilardan Brezilya dizilerini aratmayan iliskiler yasaniyor da...

Jeana'yla yanyana oturuyoruz ucakta. Topu topu 36 kisilik bir ucak, Saab 340. Kalktiktan 10 dk sonra buyuk bir turbulansla karsilasiyoruz. Ucak fobisi olanlardan degilim ama bu turbulanslar midemi altust ediyor. Ucak kucuk oldugundan cok yukselemiyor da... Ama nerden cikti bu havada turbulans diye dusunmeden edemiyorum. Hava nefis acik cunku, sanki bu havada olmamasi gerekiyormus gibi. Jeana sikisiki koluma yapisiyor her ucak ziplamasinda. Ben icin icin terliyorum ama oyle boyle degil, sanki ruzgarli havada giden bot gibi icinde sallaniyoruz durmadan. Hostesi goz hapsine aliyoruz Jeana'yla, kaptandan gelen her haber yuzune yansir biz de ona gore bir yorum yapariz diye, ne kazanacaksak !! Bir ara kaptanla konusuyor sonra icecek servisine basliyor. Bize gelince "iyi misiniz" diyor? "Hayir" diyorum. "Merak etme kaptanla konustum gecici bir durum" diyor. "Sabah 6:30'dan beri ucuyorum, bugun hep boyle" diyor.
Bir ara Jeana "United 93'u seyrettin mi" diyor. "Susar misin lutfen simdi ucus hikayeleri dinleyecek durumda degilim" diyorum. Aklimda dusme korkusundan baska birsey yok. Herkesi tek tek dusunuyorum. Sadece korkuyorum. Hayatim film gibi gozumun onunden filan gecmiyor. Dusersek, bitecek, film kopacak diye dusunuyorum o kadar. Jeana da ayni seyi soyluyor her ne kadar duygularimizi paylasmayi istemesek de. Daha bu hafta Ermenistan'da ucak dusmedi mi? Gerci en guvenli ulasim hala havayolu diye dusunuyorum ama mutlaka ve mutlaka gene de ayagimi yerde istiyorum.

Ve kaptan anons yapiyor 15 dk sonra inecegimizi soyluyor. Tam 1saat 15dk'lik ucus sona eriyor. Kisa gibi gorunen upuzun bir yasam parcasi oldu benim icin bu ucus. Alcalirken de yalpalaniyoruz, hala sallaniyoruz. Yerimden kalkamayacak kadar koltuga yapistim, Jeana da bana. Neyse cok sukur sag salim tek parca indik. Hostes, "artik iyi olmalisin" diyor, "evet" diyorum, birbirimizin omzuna hafifce sarilarak. Ve ben solugu hemen lavaboda aliyorum.

Yerde olmak gibisi yok gene de.

Anneyi Bulduk

Bu siralar balkonu boyadigimiz icin sik sik girip cikiyoruz iceri disari. Biz mavi yavru yumurtalarin ustundeki tahtalarda yururken anne kaciyor, su resimde gorunen tasin ustunde etraflarda oyalanip, biz iceriye girince gene hoop diye yumurtalarinin ustune gelip oturuyor hemen. Biz disari cikiyoruz, o karsiya gecip yuvasini kolluyor. Fazlaca rahatsiz etmek istemiyoruz hatta yuvaya boya damlatmamak icin de azami gayret sarfediyoruz ama oyle bir yerde yuvalanmislar ki, tam bizim deck'in ortasinin altinda.

Meger annecik American Robin turundenmis. Bu linkte uzun uzun yaziyor ozellikleri. Kuzeydogu Amerika ve Kanada'da yasadiklarini, mavi yumurtayla yavru kuslarin dogdugunu filan.

Simdilerde bu aileye karsi bizi bir merak sardi. Bakalim yavru kuslari da gorebilecek miyiz rahatsiz etmeden yakinda?

1 Mayıs 2006 Pazartesi

Adim Sayar

Tanistirayim, bu benim pedometrem, yani adim sayarim(di). Icinde hareketi hisseden bir sensor ile adimlarinizi sayiyor. 2 ay once almistim aynisindan, oglus daha paketi acip ben bakiyim derken, bele takilan kismindan kiriliverdi. Gecen hafta tekrar aynisini alip, gun ortasinda gene ayni yerden kirilinca, design hatasi diye goturup iade ettim. Target musteri hizmetleri konusunda cok yardimci, soru bile sormadan aldilar ama ben kendimi kotu hissedip acikladim.

Durum cok kotu aslinda. Extra hicbir egzersizin olmadigi bir gunde, ev-is-ev arasinda ve ogle tatillerinde karsi bloka kadar yuruyup yemek yedigimiz siradan bir gunde ben 7000 adim yani yaklasik 5km yuruyormusum. Hedef 10bin diye yaziyordu icindeki kitapciginda. Bunu da telafi etmek sadece yarim saat 2km yurumekle mumkun. Ama oyle bir ulke ki, arabasiz yasamak hic mumkun degil. Sehrin gobeginde yasayip, calismadikca yuruyen biz degil, arabamizin tekerleri.

29 Nisan 2006 Cumartesi

Mavi Yumurta

Yok yok bunlar paskalyadan kalan boyanmis yumurtalar degil. Evin arka tarafindaki deck'i (balkonu) boyayacagiz yakinda. Etrafi kesfe cikmisken bugun ogleden sonra, bir de ne gorelim... Balkonun alti yuva dolu ama sadece birinde yumurta var. Nasil kuslar cikacak cok merak ediyorum?

Gule Gule Jim

Jim'in 2 ay once onerilen gonullu isten ayrilma paketini alip, sirketteki 12 yillik seruveninin son gunuydu dun. 2000 yilinin basinda once telefonda tanistik, is gorusmesi yapmistik. 1 ay sonra NY'a ucup bir de kendi gozumle goreyim demistim mustakbel is yerimi. 3 ay sonra ise yeni is yerimde ise baslamistim bile. Benim mudurumdu ama hic mudur gibi degildi. Kafasi sanki hep baska yerlerde gibi, herseyi tersten soyler gibi, herseye bir kulp takar gibi. Sonra anladim ki bu onun tarzi, biraz muhalif haliyle, muthis espri anlayisiyla, is yapmak; hep yasamda giden seylerin arkasinda kalan bir arka fon muzigi gibiydi. Saat 6PM olunca Shaff's calar herkese "ee hala gitmediniz mi evinize" demeye getirirdi.

Sonra ayni grupta is arkadasi olduk, sonra da cukulata-kahve keyfimi paylasan, nadir Amerikali bir dost. Saat 10:30'a dogru kovboy sapkasinin altinda gelir elinde kahvesiyle ve 11'e dogru muffin'le kahvaltisini bitirirdi. 12 gibi nereye yemege gidelim diye sorardi bana. Uzun uzun hic acele etmeden yemegini yer ama illa bir sakarlik gelirdi basina. Ya salatanin sosu ustune damlar, ya corbasindan icerken pantolonuna sicrar, illa birsey gelirdi.

Benim basladigim yil o demek ki 6. yilindaymis ve hergun ayni gun derdi benim heyecan duyup anlattigim seyler icin. Simdi ben ayni seyi diyorum icimde, demek ki 6 yil sinir bir is yeri icin. Kendisi sanirim 60 kusur yasinda. Aslen Wisconsin'li. Savas sonrasi boomer'lardan. Biraz da finansal konularda verdigi kararlardan dolayi loser'lardan. Simdi akli Florida'da kooperatife girdigi condo'larda. Bizdeki gibi ertelenen ve bir turlu baslanamayan insaat, surekli extra cikan odemeler vs.

Carsamba gunu 30 kisilik bir grupla oglen yemegine gidildi once. Sonra kafeteryada pasta ile kutlama yaptik. Hediyeler verildi, vedalasmalar yapildi. Sensiz napacagiz diye aglayanlar bile vardi. Muzik konusunda otorite olacak kadar yetenekli, bilgili ve ilgili. Bir web sitesinde DJ'lik de yapiyor hos. Is yerinde arkadaki kuplerden birinden zaten hep muzik sesi gelir. Bir ara internetten Turk muzikleri bulmustu. Katibimle baslayip, Istiklal marsiyla sona ererdi :)

Uzun uzun pek cok seyden konustuk, tartistik. Sayesinde Amerikalilar nasil dusunur, nasil insanlardir gibi iclerine girince anlayabilecegim seyleri tanima imkani sagladi bana. Dil bilimi okumus sonradan bilgisayara gecmis. Bell laboratoarlarinda yetistiginden Unix'i cok iyi bilirdi, ama en iyi bildigi sey programlamacilikti. Huysuz ve aksi olmasina karsin, duyarliydi. Evdeki kedilerinden birisi oldugunde 1 hafta surati asik gezdi ve aman bunu kimse bilmesin diye de bana siki siki tembih etti.

Hakkinda yazacak sey cok. Bir donem kapanirken oyle ya da boyle biz gene emaille, telefonla arkadasligimiza devam edecegiz. Yolun acik, sansin bol olsun.